MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tapu iptal tescil-alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, davaya konu taşınmazdaki hissesini müvekkiline sattığını, bu hususta taraflar arasında yapılan sözlü sözleşme gereğince müvekkilinin satış bedeli olarak kararlaştırılan 1.850,00 TL'yi, davalıya ait evin pergulelerini yapan ... isimli şahsa, davalı nam ve hesabına, hisse bedeline kaim olmak üzere ödendiğini ancak davalının hissenin ferağını vermekten kaçındığını belirterek; öncelikle davalıya ait hissenin müvekkili adına tesciline, bu talep kabul edilmezse hisse değerinin tespiti ile denkleştirici adalet ilkesi uyarınca bu değerin dava tarihinden itibaren faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesine, bu talebin kabulü de mümkün olmazsa müvekkilinin taşınmaz bedeli için davalı nam ve hesabına ödemiş olduğu 1.850,00 TL'nin 01.08.2002 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili dilekçesinde; müvekkili ile davacı arasında dava konusu taşınmaz hissesinin satışı hususunda yazılı ya da sözlü her hangi bir sözleşme yapılmadığını, davacının talebinin zamanaşımına uğradığını savunarak; davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece; taraflar arasında taşınmaz hisse satışı hususunda sözlü bir sözleşme yapıldığı, davacı vekilinin beyan dilekçesinden, sebepsiz zenginleşme tarihinden itibaren faiz uygulanarak pergule yapımı için ödenen bedeli talep ettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, tescil talebinin reddine, davanın kabulü ile 1.850,00 TL'nin 01.08.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Temyize konu uyuşmazlık; taraflar arasında gayrimenkul hisse satışına yönelik olarak sözlü sözleşme akdedilip akdedilmediği ve davacının, ödediğini iddia ettiği satış parasını davalıya ödeyip ödemediği noktasında toplanmaktadır.
Tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin devrini öngören her türlü sözleşmenin resmi şekilde yapılması gerekir. (743 Sayılı MK m. 634; 4721 Sayılı TMK m. 706; BK m.213; Tapu Kanunu m.26; Noterlik Kanunu m. 60) Resmi şekilde yapılmayan sözleşme hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler, taraflarına hak ve borç doğurmaz. Taraflar sadece ve ancak birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak geri isteyebilirler.
.Geçerli bir sebebe dayanılmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerine kayan değerlerin iadesi "denkleştirici adalet" düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından yararlanarak kendi malvarlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Ödenen satış bedelinin iadesine karar verilirken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır.
Diğer taraftan, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. (TMK m.6) İleri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. (HMK m.190)
Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrar ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değeri kanunda öngörülen sınırı geçtiği takdirde senetle ispatlanması gerekir. (HMK m. 200/1; HUMK m. 288) Dava değeri, HMK 200/1'de belirtilen sınırın üzerinde bulunduğunda iddianın tanıkla ispatı olanaklı değildir.
Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; davacı, davalının, taşınmaz hissesini kendisine sattığını, aralarında akdettikleri sözlü sözleşme gereğince kararlaştırılan satış parasını davalıya ödediğini iddia etmiş, iddiasını ispat için tanık deliline dayanmıştır.
Her ne kadar mahkemece, davacının iddialarını tanık beyanlarıyla ispatladığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacının ödediğini iddia ettiği satış bedelinin dava tarihinde ulaştığı alım gücü, uzman bilirkişiye hesaplatılmamış, bu değer üzerinden, tanıkla ispatın imkan dahilinde olup olmadığı tartışılmamıştır.
Hal böyle olunca mahkemece;yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, öncelikle uzman bilirkişi aracılığı ile davacının ödediğini iddia ettiği satış bedelinin, dava tarihinde ulaştığı alım gücünün; çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon...., faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs) ortalamaları alınmak suretiyle belirlenmesi, ardından belirlenen bu bedelin HMK'nın 200/1. maddesinde belirtilen sınırın üzerinde olup olmamasına göre davacının iddiasını tanıkla ispat imkanının olup olmadığı tartışılarak, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy