MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tedbir nafakasının artırılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı dilekçesi ile; davalı ile aralarında görülen ....Aile Mahkemesi'nin 10/07/2015 tarih ve .... Karar sayılı boşanma dosyasında, davalının davasının reddine, kendisi ve müşterek çocuklar .....için dava tarihinden itibaren ayrı ayrı 100 TL tedbir nafakasına hükmedildiği, takdir edilen tedbir nafakasının hayatın ekonomik şartları altında yetersiz kaldığını, müşterek çocukların ve diğer masrafları karşılayamadığını ileri sürerek, müşterek çocuklar için takdir edilen aylık 100 TL'lik tedbir nafakasının 500 TL arttırılarak 600 TL'ye çıkartılmasına, kendisi için takdir edilen aylık 100TL tedbir nafakasının 400 TL arttırılmak sureti ile 500 TL'ye çıkartılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalıya, davacı ile oturdukları müşterek konuta Tebligat Kanunu'nun 21.maddesine göre tebligat yapılmış, davalı davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece; önceden takdir edilen nafakanın kalktığı anlaşıldığından davanın, esası itibariyle evlilik birliğinin devamı sırasında istenen tedbir nafakası olduğu kabul edilerek, davanın kısmen kabulü ile, müşterek çocuklar ...için davanın açıldığı 06.10.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ayrı ayrı aylık 250,00 TL; davacı ... için davanın açıldığı 06.10.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık 250,00 TL tedbir nafakası takdirine, davalıdan alınarak davacı ...'e verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nun 197.maddesine göre ayrı yaşamda haklılık iddiasına dayalı olarak açılan tedbir nafakası isteminden ibarettir.
Somut olayda; dosya arasında bulunan, davalıya dava dilekçesinin tebliğine ilişkin tebligat parçasının, davacı ile müşterek konutlarına gönderildiği, üzerinde adresin kapalı olduğu, komşusunun ismini vermediği şeklinde şerh bulunduğu görülmektedir.
.../...
-2-
Her ne kadar Tebligat Kanunu'nun 10.maddesine göre, tebligat muhatabın bilinen en son adresine yapılacak, burada tebligat yapılamaması halinde ise muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilecek ve tebligat buraya yapılacak ise de yukarıda açıklandığı üzere tebliğ edilen adres davacı ile müşterek konutlarına ait adrestir ve davacı ile davalı arasında husumet olduğu da açıktır.
Tebligat Kanunu 39.madde uyarınca; ''Bu kanun hükümlerine göre kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz.'' Bu haliyle tebligat usulsüzdür, davadan davalı haberdar edilmeden dava davalının yokluğunda bitirilmiştir. Dolayısıyla Tebligat Kanununa göre geçerli bir tebligat söz konusu değildir.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle “tebligat”, “taraf teşkili”, “adil yargılanma” ve “hukuki dinlenilme hakkı” kavramları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır:
Yetkili makamlar tarafından bir takım hukukî işlemlerin, bunların hukukî sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kimselere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin de usulüne uygun şekilde yapıldığının belgelenmesi olarak tanımlanan tebligat, Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının, daha da özelde hukukî dinlenilme hakkının tam olarak kullanılması ve bu suretle adil bir yargılamanın yapılmasını sağlayan çok önemli bir araçtır.
Bir davada davalının, davacının açmış olduğu davadan haberdar olması, davaya cevap vermesi ve hatta cevap süresinin işlemeye başlaması için dava dilekçesinin tebliğ edilmesi gerekir. Aksi durumun, ilgilinin hak arama hürriyetini kısıtlayacağına şüphe yoktur. Aslında hemen her hukuksal işlemin tebligat ile sonuç doğuracağını söylemek mümkündür.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi; bozma sonrası yargılamanın devamı, uyup uymama yönündeki kararın verilebilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden usulünce haberdar edilmesi ve böylece taraf teşkilinin sağlanması ile mümkündür. Bu yolla kişi, hangi yargı merciinde duruşması bulunduğuna, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğuna, yargılamanın safahatına, bozma ilamının içeriğine, bozma sonrası duruşmanın hangi tarihte yapılacağına, verilen kararın ne olduğuna, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile vakıf olabilecektir.
Görüldüğü üzere, taraf teşkili sadece davanın açılması aşamasında değil, yargılamanın diğer aşamalarında da önem taşımaktadır. (...23.11.2011 gün ve ...)
6100 sayılı Yasanın 27.maddesine göre "Hukuki Dinlenilme Hakkı" iddia ve savunmada bulunma hakkında daha geniş olarak ve Anayasanın 36.maddesine uygun bir düzenleme olup; (6100 sayılı Yasanın 27.mad. Hükümet Gerekçesi) 6100 sayılı Yasanın 27, Anayasanın 36.maddesi ışığında "Hukuki Dinlenilme Hakkı" sağlanmadan taraflar usulüne uygun olarak iddia ve savunmaları için mahkemeye çağrılmadıkça haklarında hüküm kurulamaz. Olayımızda davalının usulüne uygun olarak dava dilekçesinin tebliğ edilmediği, bu nedenle savunma hakkının kısıtlandığı anlaşıldığından yokluğunda yapılan tahkikat sonunda oluşturulan hükmün bozulması gerekmiştir..../...
-3-
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 22.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
...
Full & Egal Universal Law Academy