(4721 S. K. m. 182, 330, 331)
Dava: Taraflar arasındaki yoksulluk ve iştirak nafakasının artırılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili; tarafların 12.09.2013 tarihli karar ile boşandıklarını, boşanma davasında davacı için aylık 150,00 TL yoksulluk ve müşterek çocuk için aylık 150,00 TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, ekonomik ve sosyal koşullar ile zorunlu ihtiyaçların değişmesi nedeni ile nafaka artırım zorunluluğu doğduğunu, yoksulluk ve iştirak nafakasının yetersiz kaldığını belirterek, yoksulluk ve iştirak nafakalarının 500'er TL'ye yükseltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı; davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Davacı vekilinin iştirak nafakasına ilişkin temyiz itirazları yönünden ise;
TMK.nun 182.maddesine göre; boşanma kararı ile velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.
TMK.nun 330.maddesindeki düzenleme, nafaka miktarının çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçlerine göre belirlenir şeklindedir.
TMK'nun 331.maddesi uyarınca da; durumun değişmesi halinde hakim nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırabilir.
Söz konusu hüküm gereğince; nafaka miktarının yeniden belirlenmesi için aradan uzunca bir zamanın geçmesi gerekli olmayıp, tarafların gelirlerinde veya küçüklerin ihtiyaçlarında artış olması halinde her zaman artırım istemi ile dava açılabilir.
Somut olayda; önceki nafaka takdiri ile bu dava arasındaki geçen süre içerisinde, küçüğün ihtiyaçlarında artış olduğu, paranın satın alma gücünün nispi de olsa azaldığı bir gerçektir.
O halde mahkemece; tarafların ekonomik durumları, küçüğün ihtiyaçları ve paranın satın alma gücü birlikte değerlendirilerek hakkaniyete uygun bir miktarda arttırıma karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 23.06.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy