MAHKEMESİ:TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalı şirket tarafından Avukatlar ve Hukukçular ... girişimi olarak başlatılan ve İstanbul Barosunun da ismi kullanılarak katılımcılara güven veren devre mülke, dava dışı Av. ...’ün 28/08/1991 tarihinde üye olarak girdiğini, dava dışı Av. ... ile davalı şirket arasında "Devre Mülk Satış Sözleşmesi” imzaladığını ve sözleşme gereği dava dışı Av. ...’ün 17.500 TL’nin tamamını davalıya ödediğini, davalı şirketin devre mülkü satın alan kişiye tapu verme mükellefiyeti altına girdiğini, bu sözleşmede dava dışı ...'e devre mülk üyelik hakkını sözleşmenin 9. maddesi gereğince dilediği kimseye satma ve devretme yetkisi tanındığından devre mülk hakkını sözleşmenin bahşettiği bütün hak ve alacaklarıyla birlikte 27/03/2006 tarihinde kendisine sattığını, 2006 yılından itibaren üyelik tahsilâtlarının kendisinden tahsil edildiğini ancak tapunun devredilmediğini ileri sürerek; dava konusu devre mülkün rayiç değeri karşılığı olarak şimdilik 10.000 TL, devre mülkün marka değeri tutarı karşılığı olarak 1.000 TL olmak üzere toplam 11.000 TL'nin 11/01/2013 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari işlerde uygulanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş; 25/03/2016 havale tarihli ıslah dilekçesi ile rayiç değer talebini 14.000 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile 14.000 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bu alacağın 11.000 TL'sinin 11/01/2013 tarihinden, kalan 3.000 TL'si için ıslah tarihinden itibaren avans faizi ile tahsiline dair verilen karar; davalı tarafın temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince verilen 10/10/2019 tarihli ve 2017/1014 E. 2019/9668 K. sayılı kararla; davacının iki ayrı talebi olduğu halde talepler ayrı ayrı incelenmeden tek talep gibi karar verildiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozmaya uyan mahkemece; davanın kısmen kabulü ile 14.000 TL rayiç bedelin 11.000 TL'sinin dava tarihinden itibaren kalan 3.000 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının marka değer tutarı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1) Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2) Tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşme, resmi şekilde yapılmadığı taktirde TMK'nın 706, TBK'nın 237. (BK'nın 213), Tapu Kanunu'nun 26. ve Noterlik Kanunu'nun 60. maddeleri uyarınca hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler taraflarına geçerli sözleşmelerde olduğu gibi hak ve borç doğurmaz. Taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir. Geçersiz sözleşmelerde herkes aldığını iade etmekle yükümlüdür. İade edilirken de ödenen paranın, ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerekmektedir.
Geçersiz satış sözleşmesi gereğince; diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi "Denkleştirici Adalet" düşüncesine dayanmaktadır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebebe dayanmadan başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder.
Bu bakımdan, sebepsiz zenginleşmeye konu alacağın iadesine karar verilirken, taşınmazın satış bedelinin alım gücünün ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekir. Bu güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak, ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır.
Başka bir deyişle, denkleştirici adalet kuralı gereğince iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ifanın imkansız hale geldiği tarihteki alım gücüne uyarlanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Dosya kapsamından; davacının dava konusu devre mülk için ödediği 17.500.000 TL bedelin güncel değerinin hesaplanması amacıyla ... Üniversitesi Turizm Bölümü Yardımcı Doçent bilirkişisinden alınan 21/03/2006 tarihli raporda, dava tarihi itibariyle, Amerikan doları, cumhuriyet altını, külçe altın üzerinden rayiç bedelinin 14.000 TL olarak tespit edildiği, itiraz üzerine 27/10/2016 tarihli ek rapor ile, dava tarihinin sehven 09/05/2014 yerine 12/05/2015 olarak alınıp bu tarihe göre hesaplama yapıldığı halde hesabı etkilemeyeceği gerekçesiyle kök raporda bir değişiklik olmadığı belirtilmiştir. Mahkemece davalının itirazı üzerine yeniden ... Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü öğretim üyesinden rapor alınmış, hazırlanan 27/03/2017 tarihli rapora göre de; 31/01/2013 ve 09/05/2014 tarihleri itibariyle 17.500.000 TL nin yasal faiz, enflasyon, cumhuriyet altını olarak ayrı ayrı değerlerinin belirtildiği görülmüştür.
Mahkemece; 21/03/2016 tarihli ilk alınan bilirkişi raporu doğrultusunda 14.000 TL olarak hesaplanan taşınmazın rayiç bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmiş ise de; hükme esas alınan bilirkişi raporunun ... Üniversitesi Turizm Bölümü öğretim görevlisi tarafından hazırlandığı, hesaplama konusunda uzman bilirkişi olmadığı, rayiç değer hesaplamasını dava tarihi itibariyle yaptığı ancak dava tarihini 09/05/2014 yerine 12/05/2015 olarak aldığı bu tarihe göre hesaplama yaptığı, bu iki tarih arasında 1 yılı aşkın süre bulunduğu halde ek raporda herhangi bir hesaplama yapmadan sonucu etkilemeyeceği yönünde görüş bildirdiği ve bu raporun mahkemece yeterli görülmeyerek yeniden başka bir bilirkişiden rapor alındığı ayrıca Amerikan doları, cumhuriyet altını ve külçe altın üzerinden eksik ekonomik etkenlerle rayiç bedelinin hesaplandığı böylece hükme elverişli olmadığı görülmüştür.
O halde mahkemece; Yargıtay'ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre davacının ödediği satış bedelinin, ifanın imkansız hale geldiği tarih belirlenerek bu tarihte, belirlenemiyor ise dava tarihinde ulaştığı alım gücünün enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs. gibi ekonomik etkenlerin ortalamalarının alınarak hesaplama konusunda uzman bilirkişi vasıtasıyla hesaplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, hüküm vermeye elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nın 428 inci maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440 ıncı maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.