MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; davalılar ile 26/03/2005 tarihli fidan üretim sözleşmesi imzaladıklarını, bu sözleşmeye göre davalı ...’ye ait taşınmaz üzerinde üretim ortaklığı kurulduğunu, sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmelerine rağmen davalıların gerekli işlemleri yapmadıklarını, meyve fidanlarının gerektiği gibi üretilip yetiştirilmediğini, ekonomik kazanç sağlayacak duruma getirilmediğini, bu nedenle zarara uğradıklarını ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla, 8.000 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalı ...; kusurunun olmadığını, davacıların kira bedellerini zamanında ödemediğini, yükümlülüklerini yerine getirmediklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı ...; sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; taraflar arasındaki sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi olup uğranılan zarardan sözleşmenin gereklerini yerine getirmeyen davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulü ile 8.000 TL tazminatın dava tarihinden, 46.718,33 TL'nin ise ıslah tarihi olan 25/04/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine dair verilen karar, davalı ...'nun temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin
30/05/2013 tarihli ve 2013/12218 E. 2013/10105 K. sayılı kararıyla; “ ...Taraflar arasında fidan üretimi konusunda yapılmış adi ortaklık sözleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacıların talebi adi ortaklık sözleşmesinin gereklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle mahrum kalınan kar payına ilişkin olup aynı zamanda adi ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsamaktadır. Davanın bu şekilde hukuki nitelendirmesinin yapılmasının gerekliliği karşısında mahkemece adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmelidir. Adi ortaklığın ne şekilde sona ereceği Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık 818 Sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu dönemde meydana gelmiş ise dosya temyiz aşamasında iken 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK'nun yürürlüğüne dair kanunun 1. maddesi son cümlesi uyarınca “...sona erme ve tasfiye” konusunda 6098 Sayılı TBK hükümlerinin uygulanması gerekecektir. Bu nedenle adi ortaklığın sona ermesi ve tasfiyesine dair 6098 Sayılı TBK'nun 639, 642, 643 ve 644. maddelerinin dikkate alınması gerekir. Şu durumda, mahkemece yönetici ortak olduğu anlaşılan davalıdan hesap istenmeli, tarafların tasfiye konusunda anlaşıp anlaşamadıkları tespit edilmeli, tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmelidir. Taraflar anlaşamadıkları takdirde, mahkemece öncelikle ortaklığa ait malların tespitinin yapılması gerekir. Bu hususta taraflardan delil ve karşı delilleri alınarak değerlendirme yapılmalı, bu hususun belirlenmesinin ardından yukarıda belirtildiği üzere yönetici ortak olduğu anlaşılan davalıdan hesap istenerek tayin olunacak görevli marifetiyle ortaklığa ait malların satılmasına, öncelikle varsa ortaklığın borçlarının ödenmesine, bilahare ortaklardan her birinin ortaklık için yaptıkları masraflar hesaplanmalı ve her birinin ortaklıktan olan alacağı düşüldükten sonra geriye birşey kalır ise bu meblağın, var ise zararın paylaştırılmasına karar verilmelidir. Anılan yön gözetilmeksizin verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozmaya uyan mahkemece; davanın kısmen kabulü ile 8.000 TL'nin dava tarihinden, 7.496,38 TL'nin ıslah tarihi olan 25/04/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ...'dan tahsili ile davacılara verilmesine, diğer davalı ...'in önceki kararı temyiz etmemesi nedeniyle onun yönünden kararın kesinleşmiş olması nedeniyle yeniden karar verilmesine yer olmadığına, dair verilen karar, davalıların temyizi üzerine, Dairece verilen 12/04/2017 tarihli ve 2015/18191 E. 2017/5103 K. sayılı kararla; ‘’... mahkemece, adi ortaklığa ilişkin işbu davada taraflar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğu, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılmasının tüm tarafların katılımı ile yapılması gerektiği dikkate alınarak ilk hükmü temyiz etmeyen davalı ortak ... yönünden verilen karara ilişkin davacının usulü kazanılmış hakkı bulunmadığı anlaşılmakla; tasfiye sonucunda oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde ilk kararın kararın kesinleştiğinden bahisle yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin doğru görülmediği...’’ gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda ise; davanın kısmen kabulü ile 8.000 TL'nin dava tarihinden, 22.992,76 TL'nin ıslah tarihi olan 25/04/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Ancak, yargılama sürecinde vefat etmiş olan her iki davalının da tüm mirasçılarının mirası reddine dair kararlarının kesinleşmiş olduğu, davalının terekesi yönünden tasfiye memurunun tayin edilmiş bulunduğu nazara alındığında, hükmedilen tutarların ölen davalıların terekelerinden tahsiline karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile ölen davalılardan tahsiline karar verilmiş olması, doğru görülmemiş bozmayı gerektirir.
Ne var ki, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması HUMK'nın 438/7 maddesi hükmü gereğidir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan ‘’...davalı ... ve ...’den...’’ ibarelerinin hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine ‘’...ölen davalılar ... terekesi ve ... terekesinden...’’ ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 13/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy