MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1825 E., 2024/286 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 3. Tüketici Mahkemesi
SAYISI: 2023/... E., 2023/598 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin 11.09.2017 tarihinde davalıların yönetimi ve işletmesindeki alışveriş merkezi (...) içerisinde gezerken önceden tanımadığı dava dışı şahıs tarafından bıçaklı saldırıya uğradığını ve yaralandığını, dava dışı saldırganın ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/442 E., 2018/71 K. sayılı kararıyla cezalandırılmasına karar verildiğini, davalıların gerekli güvenlik önlemlerini almadıklarını, ...-ray ve güvenlik görevlilerine rağmen saldırganın üzerinde bıçakla ... içine girmesine engel olamadıklarını, olayın meydana gelmesinden davalıların ihmalleri neticesinde kusurlu ve sorumlu olduğunu, amatör kulüplerde futbol oynayan ve çeşitli kulüplerden teklif alan müvekkilinin olaydan sonra futbolu bırakmak zorunda kaldığı ve nefes alıp vermekte zorlanmaya başladığını ileri sürerek; olay sebebiyle müvekkilinin uğradığı zarara ilişkin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, geçici iş göremezlik tazminatı olarak 1.000,00 TL, sürekli iş göremezlik tazminatı olarak 2.000,00 TL ve ekonomik geleceğin tehlikeye düşmesi ve kazanç yoksunluğu olarak 7.000,00 TL olmak üzere toplamda 10.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davanın ...’nin güvenliğinden sorumlu olan şirkete karşı açılması gerektiğini, olayda kusursuz sorumluluk halinin söz konusu olmadığını, müvekkillerine yükletilebilecek bir kusur bulunmadığını, müvekkillerinin sorumluluklarını yerine getirdiğini, davacıyı bıçaklayan şahsın güvenlik kapısından geçerken güvenlik kapısının metal uyarısı vermediğini, şahsın emniyetteki ifadesinde bıçağın ekmek bıçağı olduğunu belirttiğini, bu bıçağı ... içerisinde herhangi bir mutfak eşyası satan mağazadan edinmesinin yahut yemek katındaki restoranlardan çalmasının mümkün olduğunu, davacının müterafik kusurunun bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; keşif heyetince yapılan inceleme neticesinde düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporuyla, ...'ye 7 farklı noktadan giriş yapılabildiği, bu noktaların tamamında ...-ray cihazları bulunduğu, cihazların metal ve benzeri maddelerde sesli ve ışıklı uyarı/ikaz verdiği, ...-ray cihazlarının metallere karşı algılama yaparak çalışır durumda bulunduğu, bu cihazların yanında özel güvenlik görevlilerinin olduğunun tespit edildiği, dava dışı saldırganın da ...'ye girişi sırasında ...-ray cihazından güvenlik görevlileri gözetiminde geçirildiği, herhangi bir ışıklı ve sesli ikazın geçiş sırasında fark edilmediği gibi ellerinde herhangi bir nesne bulunmadığı, davalıların olaya ilişkin alabileceği bir önlem bulunmadığı, manevi tazminatın da şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu olaya dair ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.02.2018 tarihli ve 2017/442 E., 2018/71 K. sayılı kararı ile, dava dışı saldırganın hapis cezası ile cezalandırılmasına dair verilen kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği, karar içeriğinde saldırganın bıçağı hangi aşamada ne şekilde ele geçirdiğine yönelik bir maddi olgu tespitinin bulunmadığı, davacı tarafça sanığın ceza mahkemesinde bıçağı olay günü üzerinde taşıdığını beyan ettiği ve bu beyanın hukuk hakimini de bağlayacağı ileri sürülmüş ise de, iş bu davanın tarafı olmayan şahsın beyanının bu davada ikrar olarak kabul edilemeyeceği gibi, ceza mahkemesi hükmünde de maddi olgu tespiti olarak belirtilmediği, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, Mahkemenin vardığı sonuçta istinaf sebepleri yönünden usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurularının reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; mahkemece hükme esas alınan raporun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmadığını, bilirkişi heyetinde yer alanların güvenlik uzmanı değil iş güvenliği uzmanı olduklarını, rapora haklı itirazlarının dikkate alınmadığını, dava dışı saldırganın ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/442 E., 2018/71 K. sayılı dosyasındaki bıçağı üzerinde taşıdığı ikrarının hukuk mahkemesinde geçerli olduğunu ve kesin delil niteliği taşıdığını, keşif sırasında olayın yaşandığı yere yakın olan kapıdan bilirkişi heyetince giriş yapılarak ...-ray cihazından geçiş sağlanmasına rağmen cihazın uyarı vermediğini, ancak raporda buna değinilmeyerek söz konusu cihazların keşif tarihinde çalışır ve uyarı verir vaziyette bulunduğunun ifade edildiğini, ...-ray cihazlarını çalışmasının davalıların sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını, güvenlik mekanizmasının yan tedbirlerle desteklemesi gerektiğini, benzer bir olaya dair Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/1008 E., 2015/5099 K. sayılı kararında ... ve güvenlik şirketinin hizmet verirken merkezin herhangi bir bölümünde meydana gelebilecek olaya en kısa sürede ulaşmasını sağlayacak tedbiri almakla ve ... içerisinde güvenlik zaafiyeti oluşmasını önlemekle yükümlü olduklarının belirtildiğini, dava konusu olay ... giriş kapısına yakın bir yerde gerçekleşmesine rağmen olayı gerçekleştiren failin o sırada ... içerisinde ziyaretçi olarak dolaşan dava dışı silahlı kuvvetler mensubu tarafından etkisiz hale getirildiğini ve kolluk kuvvetlerine teslim edildiğini, bilirkişi raporunda emsal kararda da belirtildiği üzere güvenlik personelinin yeterli olup olmadığı, başkaca güvenlik tedbirinin var olup olmadığına dair inceleme yapılmadığını, güvenlik tedbirlerinin 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetleri Hakkında Kanun, Alışveriş Merkezleri Hakkında Yönetmelik Hükümleri ve ilgili mevzuata uygun olup olmadığının ve davalılar ile güvenlik şirketi arasında imzalanan sözleşmenin irdelenmediğini, tanık ... ifadesinde; davalı ... de güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, olaya tanık olmadığını ancak şahsın kapıdan geçerken uyarı vermemesinin sebebinin koyduğu yere bağlı olarak değişebileceğini belirttiğini, olayın failinin gerek hazırlıktaki ifadelerinde gerekse ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında olayda kullandığı bıçağı üzerinde taşıdığını ifade ettiğini, bu beyanın maddi olgu niteliğinde olduğunu ve hukuk hakimini bağlayacağını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, cismani zarar nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Sözleşmeden doğan borç ilişkisi, sözleşmeye hazırlık aşaması olarak nitelendirilen safhayı da kapsayacak şekilde edim yükümlülüklerini ve özellikle asli edim ve yan edim yükümlülükleri haricinde bazı diğer yükümlülükleri de içerir. Bu yükümlülüklere doktrinde yan yükümlülükler veya bağımlı yan yükümlülükler adı verilmektedir. (Prof. Dr. Fikret Eren, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ..., 14. Baskı, 2012, s.31) Yan yükümlülükler, fonksiyonları itibariyle ifaya yardımcı yan yükümlülükler ve koruyucu yan yükümlülükler olmak üzere ikiye ayrılır. İfaya yardımcı yan yükümlülükler, sözleşmenin tipini belirleyen asıl edimin tam ve doğru ifasına hizmet eder. Tarafların borç ilişkisinin konusunu oluşturan edimle ilgili ifa menfaati dışında kalan diğer mal ve kişi varlığı değerlerine zarar vermeme ve bunların korunması yükümlülüğüne koruma yükümlülüğü adı verilir. (s. 37, 38... ).
Tarafların ifa menfaati dışında kalan bu tür menfaatleri de sırf sosyal temas veya sözleşme ilişkisi nedeniyle zarara uğrama tehlikesine açık bulunduğundan koruma yükümlülüklerinin de sözleşme ilişkisi içerisinde görülmesi gerekir. Zira kurulmak istenilen bu sözleşme dolayısıyladır ki taraflar temas kurmuş, birbirlerine yaklaşmış, aralarında özel bir bağlılık ve güven ilişkisi doğmuştur. Sözleşme öncesi koruma yükümlülüklerinin kusurlu ihlali halinde sözleşme görüşmelerinden doğan kusur söz konusu olur. Koruma yükümlülüklerinin dayanağı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenmiş bulunan dürüstlük kuralı yani başka bir deyişle güven ilkesidir. (s.40, 41... )
Alman İmparatorluk Mahkemesi 17.12.1911 tarihinde bu hususta ilk adımı mihenk taşı mahiyetindeki muşamba topu kararı ile atmış ve culpa in contrahendo sorumluluğunu saf malvarlığı zararlarının yanında, bütünlük menfaatlerinin ihlâlinden doğan zararlar bakımından da kabul etmiştir. Mahkeme, taraflar arasında kurulmuş bir sözleşmenin bulunmadığı olayda, yardımcı kişinin kusurlu davranışıyla ortaya çıkan zararın sözleşmeye aykırılık hükümlerine göre tazmin edileceği sonucuna varmıştır. Ayrıca, sözleşme görüşmelerinde tarafların sadece aydınlatma ve bildirim yükümlerinin değil diğer tarafın canını ve malını koruma yükümlülüklerinin de varlığı kabul edilmiştir.
Alman Federal Mahkemesinin, 26.09.1961 tarihinde verdiği muz kabuğu kararında ise; mahkeme daha da ileri giderek, büyük bir mağazaya giren kimsenin, daha sözleşmenin görüşülmesine başlamadan önce işlemsel ilişkiler hazırlığı aşamasında bulunduğu sırada, yere atılmış bir muz kabuğuna basıp ayağı kayarak düşüp yaralanması yüzünden mağaza işletmecisinin mağazaya giren kimselerin güvenliğini sağlamak yolunda genel bir özen borcuna aykırılıktan dolayı sorumlu olduğunu kabul etmiştir.
Türk doktrin ve yargı kararlarında da sözleşme öncesi safha (culpa in contrahendo ) sorumluluğu sözleşmeye aykırılık altında değerlendirilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/13-593 E., 2010/623 K. sayılı kararında bu sorumluluğun şart ve sınırlarını incelemiş ve zamanaşımı, ispat yükünün dağılımı ve yardımcı kişilerin sorumluluğu açısından sözleşmeye aykırılık hükümlerine tabi olması gerektiği vurgulamıştır. Aynı zamanda bu kararda yukarıda lafzı geçen Alman Federal Mahkemesi 17.12.19 11... .09.1961 tarihli kararlarına atıf yaparak ilgili kararlarda da altı çizilen işlemsel değinme kuramını açıklamıştır. Bu bağlamda, bir kimsenin sözleşmenin görüşülmesine başlamadan önce de, işlemsel ilişki hazırlığına girişmesi durumunda güven ilişkisinden, tarafların birbirlerinin kişi ve mal varlığına zarar vermemek yolunda davranış yükümleri doğacağı kabul edilmiştir. İşlemsel ilişki hazırlığına girişmenin, hazırlık henüz gerçek bir sözleşmenin görüşülmesi aşamasına varmamış olsa bile gerçekleşebileceği beliritlmiştir.
Bir tarafın sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğuna başvurulabilmesi için; sözleşme görüşmelerine başlanmış olması, gösterilmesi gereken özen yükümlülüğüne aykırı davranılmış olması, görüşmelerden dolayı bir zararın ortaya çıkmış olması, kusurlu davranış ve illiyet bağı şartlarının bulunması gerekir.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (6502 sayılı Kanun) 1. maddesinde kanunun amacı; kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek şeklinde açıklanmış, 3. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinde ise tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem olarak tanımlanmıştır.
6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre alışveriş merkezi; “Bir yapı veya alan bütünlüğü olan, içinde büyük mağaza ve/veya beslenme, giyinme, eğlenme, dinlenme, kültürel ve benzeri ihtiyaçların bir kısmının veya tamamının karşılandığı diğer işyerleri bulunan, merkezî bir yönetime ve ortak kullanım alanları ile yönetmelikle belirlenen diğer niteliklere sahip işletme ," şeklinde tanımlanmıştır. Alışveriş Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinde alışveriş merkezinin nitelikleri düzenlenmiş, 6. maddesi; "Ortak kullanım alanlarının bu Yönetmeliğe ve Türk Standardları Enstitüsünün ilgili standartlarına uygun olarak oluşturulmasından alışveriş merkezi maliki, amacına uygun olarak kullanılmasından, bu alanlarda oluşabilecek kazalara karşı gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasından ve bu alanlara ilişkin diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesinden alışveriş merkezi maliki ile yönetimi müştereken sorumludur." şeklinde, 19. maddesinde ise; "Alışveriş merkezinin otopark dahil her türlü bağlantı ve eklentileri ile giriş ve çıkışlarında 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ve ilgili mevzuatı çerçevesinde özel güvenlik hizmeti sağlanır." şeklindedir.
Nitekim Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 2013/21217 E., 2014/238 K. sayılı kararında; “Davalı şirket tarafından işletilen alışveriş merkezine gelen davacının, davalı tarafından yapılan reklam ve hizmete güvenerek geldiği, davalı şirketin alışveriş merkezine gelen müşterinin mal güvenliğini özellikle kendi muhafazasına terk edilmiş bir aracın ve içindeki eşyaların asgari özen yükümlülüğüyle korumak ve kollamak zorunda bulunduğu,” belirtilerek alışveriş merkezlerinin tesis ettikleri güven algısı sebepli sorumlu olduklarının altı çizilmiştir. Dairenin 2015/1008 E., 2016/5099 K. sayılı kararında ise; "Alışveriş merkezleri son yıllarda yaygınlaşan, çok çeşitli sayıda ve markada mal ve hizmet sunulan merkezler olup burada bulundukları sırada tüketicilerin mal ve can güvenliklerinin sağlanması bakımından ilgililerince her türlü önlemin alınması zorunludur. Somut olayda davacının yanında kız arkadaşı ile alışveriş amacıyla davalı mağazada bulunduğu sırada kız arkadaşına laf atılması nedeniyle orada bulunan ve tanımadığı kişiler ile tartışmaya başladığı ve dört kişinin saldırısına uğrayarak dövülmek suretiyle yaralandığı ... C. Başsavcılığı'nın 2009/54816 sayılı soruşturma dosyası ile sabittir. Davacıyı, mağaza içinde döverek yaralayan kimliği belirlenemeyen dört kişiye olay esnasında müdahalede bulunulmadığı gibi, hiç bir güvenlik engeli ile de karşılaşmadan alışveriş merkezinden çıkarak gitmişlerdir. Mağaza ve ... içinde güvenlik kamerası bulunmadığı için davacıyı yaralayan kişilerin kimliğini tespit etmek de mümkün olmamıştır.Etkin bir güvenlik kamerası sistemi kurmak ve çalışır halde tutmak, ...'nin büyüklüğüne ve müşteri potansiyeline göre yeterli sayıda güvenlik görevlisi istihdam ederek hizmet verilmesini sağlamak ... yönetiminin sorumluluğundadır. Olayın meydana geldiği mağaza içinde de güvenlik kamerası bulunmadığı gibi, mağazada gerçekleşen olayda derhal güvenlik birimleri ile iletişim kurularak güvenilik görevlilerinin zamanında olaya müdahalesini sağlamayan mağaza çalışanlarının da kusurları söz konusudur. ... güvenlik şirketi ise güvenlik hizmeti verirken ...'nin herhangi bir bölümünde meydana gelebilecek olaya en kısa sürede ulaşmasını sağlayacak tedbirleri almak, ... içinde sağlıklı ve etkin bir telsiz iletişim sistemi kurarak güvenlik zafiyeti oluşmasını önlemek, ...'lerin kapı güvenlikleri ile koordinasyonu sağlayarak faillerin ...'den çıkışlarını engellemek, meydana gelen olaylarda faillerin kimlik tespitlerini yaparak kolluk kuvvetlerine teslim etmekle yükümlü olup somut olayda bu önlemlerin hiç birinin gereği gibi yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Davalıların, ...'ye gelen tüketicilerin mal ve canlarının güven içinde olmalarını, tehlikelerden korunmalarını sağlamak için gerekli önlemleri almaması, sağladığı güven duygusunu boşa çıkarması hukuka ve ...nun 2. maddesinde yerini bulan dürüstlük kuralına aykırıdır." belirtmiştir. Mezkur kararlardan anlaşılacağı üzere bireylerin alışveriş merkezleri ile burada bulunan ticari işletmelerin tercih edilmesi ve dolaylı olarak bundan da alışveriş merkezinin kâr elde etmesinin altında yatan temel sebep ... işletmelerinin müşteride oluşturdukları emniyetli, güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir alış veriş ortamı duygusudur. Güvenilen taraf olarak ... işletmesi, bünyesinde yer alan diğer ticari işletmeler ile birlikte tüketicilerin sağlıklı, güvenli ve huzurlu bir ortam içinde ekonomik faaliyetlerine ortam hazırlamayı vaat etmekle bu ortamı oluşturma ve devam ettirme taahhüdü altındadır. ... işletmesinin ticari teamüller ve mevzuat hükümlerine göre tüketiciler üzerinde bilinçli olarak oluşturduğu bu huzurlu ve güvenlikli alış veriş ortamı sağlama yükümlülüğünü ihlal eden durumdan dolayı tüketicide bir zarar oluştuğu durumlarda sözleşme öncesi sorumluluk hükümlerine ve güvenli alış veriş ortamı sağlama yükümlülüğünün ihlali sebepli olarak sorumluluk ortaya çıkar.
Bu bilgiler ışığında; 6502 sayılı Kanun gereği tüketicinin alışveriş merkezine girmesi sonrasında işletmenin koridor ve ortak alanlarında can ve mal güvenliğinin sağlanmasında asli sorumluluk alışveriş merkezi işletmesine aittir. Güvenlik işlerinin başka bir firmaya devredilmiş olması alışveriş merkezi işletmecisinin tüketiciye karşı olan sorumluluğunu etkilemez. Burada bulundukları sırada tüketicilerin mal ve can güvenliklerinin sağlanması bakımından tedbiren asgari özen yükümlülüğü gereği alışveriş merkezi yönetiminin her türlü önlemi alması zorunludur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 282. maddesi; ''Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.'' hükmünü havidir.
Her ne kadar hükme esas alınan 21.08.2023 tarihli bilirkişi raporunda; saldırganın ...'ye girişi sırasında ...-ray cihazından güvenlik görevlileri gözetiminde geçtiği, herhangi bir ışık veya sesli ikazın geçiş sırasında fark edilmediği, davalıların herhangi bir kusurunun olmadığı belirtilmişse de, dosya içerisinde yer alan güvenlik kamerası görüntü kaydının incelenmesi neticesinde; dava dışı saldırganın ... içerisine girdikten sonra güvenlik görevlilerinin başında bulunduğu ...-ray cihazından geçmeden evvel cihaz başında tedirgin tavırlar gösterip bir süre etrafa bakınıp incelediği ortamın kalabalıklaşmasını beklendiği , bir müddet sonra ...'ye giriş yapan başka kişilerin önüne geçmesine müsaade ettikten sonra, ...-ray cihazının önünün kalabalıklaştığı bir anda başka bir kişinin peşi sıra ve hızlıca cihazdan geçtiği ve geçişi sırasında cihaz uyarı ışığının bir anlığına yanıp söndüğünün görüldüğü, geçişi sırasında tam karşısında güvenlik görevlileri hazır olmasına rağmen, güvenlik görevlilerince kalabalığın geçişinin tek tek ve sırayla yapılması konusunda herhangi bir müdahalede bulunulmadığı gibi, saldırganın diğer şahsın peşi sıra geçmesine de herhangi bir müdahale edilmediği, video kaydından ...'ye giriş yapan birçok kişiye uyarı ışığının yandığı gibi , saldırganın geçtiği sırada da uyarı ışığının yandığı halde güvenliklerin çoklu geçişleri ve uyarı ışıklarının yandığını görmelerine rağmen saldırgana herhangi bir müdahalelerinin olmadığı görülmüştür.
Bu itibarla, ... güvenliği tarafından Alış Veriş Merkezine kalabalık olarak çoklu geçişlere müsaade edilip ...-Ray cihazının uyarı ışıklarının gerekli hassasiyetle takip edilmemesinin davacının ... içinde uğradığı bıçaklı saldırı olayının meydana gelmesine olan etkisine göre güvenlik ihmali olduğu, saldırganın ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/442 E., 2018/71 K. sayılı dosyasında bıçağı üzerinde taşıdığını ifade ettiği nazara alınarak, 6100 Sayılı Kanun'un 282. maddesi gereği bilirkişi raporunun diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.03.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.