MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/... E., 2025/986 K.a
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 25. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/... E., 2024/501 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, asıl ve birleşen davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 31.03.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen asıl davada davacı asil ..., asıl ve birleşen davada davacı asil ... ve vekili Av. ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili asıl davada; müvekkili ...'in ilk doğum nedeniyle davalı hastanede çalışan davalı Dr. ... tarafından hamileliğinin izlendiğini, kontrollerinin yapıldığını, ancak davacı ... bebeğin anomalili olarak doğduğunu, bunun zamanında gereken teşhisin konulmamasından kaynaklandığını, bu nedenle çocuğun evde tamamen bakıma, özel eğitime ve özel tedaviye muhtaç olduğunu, davacının doktor tarafından tam olarak aydınlatılmadığını, sonrasında diğer hastanelerde yaptırdıkları tetkikler sonucunda davalıların özensiz olarak takip işlemini yürüttüklerinin ortaya çıktığını, davalıların vekalet ilişkisi kapsamında sorumlu olduklarını ileri sürerek; 1.000,00 TL maddi tazminat ile 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 12.01.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminata ilişkin talebini 400.000,00 TL'ye yükseltmiş, 25.02.2020 tarihli dilekçesi ile de ... adında bir hekim olmadığı tüm kurum ve kuruluş beyanları ile sabit olması nedneiyle davalı ...'ya yönelik davasından feragat etmiştir.
Davacılar vekili birleşen davada ise, asıl davadaki maddi vakıaları tekrar ederek alınan bilirkişi raporuna göre müvekkillerinin 736.783,43 TL zararının bulunduğunun tespit edildiğini, asıl davadaki taleplerini 400.000,00 TL'ye yükselttiklerini, alınan rapor uyarınca geriye kalan 336.783,43 TL'nin 04.04.2006 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsilini istemiş, 30.10.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile de talebini 2.970.409,82 TL'ye (400.000 TL esas davada, 2.233.626,39 TL birleşen dava yönünden) yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; diğer davalının müvekkiline ait hastanede 2005 yılında sadece poliklinik hizmetlerinde 2-3 ay çalıştığını ve ayrıldığını, davacının muayene için müvekkili hastaneye bir kez 17.09.2005 tarihinde geldiğini, diğer davalı tarafından muayene edildiğini, bu hekimin davacıyı muayene ettiğinde davacının gebeliğinin 12. haftada olduğunun tespit edildiğini, bu arada standart bir kaç analiz ve tetkik yapıldığını, bu muayenede anormal bir sonuç gözlenmediğini, ayrıca hastane kayıtlarına göre davacının dışarıdan doktorlara muayene olarak analiz ve tetkiklerini müvekkiline ait hastane laboratuvarında yaptırdığını tespit ettiklerini, tıbbi açıdan 12 haftalık bir gebelikte davacının iddia ettiği anomalilerin tespit edilmesinin mümkün olmadığını, davacının müvekkiline ait hastanede uzun aylar muayene ve izlendiği iddiasının doğru olmadığını, bir kere dışında müvekkilinde muayene olmadığını, bu nedenle müvekkilinin kusurunun bulunmadığı, iddia edilen anomalinin ancak 16-20. haftadan itibaren tespit edilmesinin mümkün olduğunu, bu nedenle daha önceki dönemde tespit edilmesi mümkün olmayan anomaliden dolayı müvekkilimin ve diğer davalının sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının gebelik döneminde davalı hastanede bir kez muayene edildiği, davacının daha sonra takibini yapan sağlık kuruluşlarında çekilen ... ile çocukta hidrosefali ve spina bifida olarak tanımlanan anomali tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Genel Kurulu tarafından düzenlenen bilirkişi raporlarında, çocuğun anomalili doğumunda davalılara izafe edilebilecek kusur bulunmadığının tespit edildiği, yine ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kurulu raporunda da Adli Tıp Kurumu raporlarını doğrulayıcı tespitler bulunduğu, davacı tarafın davalı ... yönünden açılan davadan vazgeçtiklerini beyan ettikleri, bu hastalıkların gebelik süresinde tedavi edilebilir veya iyileştirilebilir hastalıklar olmadığı, tanının erken konulmasının sonucu değiştirmeyeceği, spina bifida ve hidrosefali gelişmesinde hekimin bir katkısının olmadığı, küçüğün özürlü doğmasının hastanedeki takipleri yapan hekim ve hastane arasında illiyet bağının bulunmadığının belirtildiği gerekçesiyle; asıl ve birleşen davanın reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiş; karara karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderildiği, birbirini teyit eden ATK ve uzman hekimlerden oluşan bilirkişi heyetinden alınan raporlardan davalı hastane ve çalışanlarının kusurlarının bulunmadığının belirlendiği, davalı ...'nın davacı ...'in gebelik takibini yapıp yapmadığı, herhangi bir teşhis veya tedavisinin olup olmadığının dosyadaki belgelerden anlaşılamadığı, sadece tahlil talebine ilişkin tek belgede ismi geçmekte olup başka bir kayıtın bulunmadığı, davalı hastanenin gerçekten tıp doktoru olmayan birini uzman hekim olarak çalıştırmışsa bunun hukuki ve idari cezasının ayrı dava konusu olduğu, sonuçta davacının bebeğinde anomali olduğunun zamanında teşhis edilememesinde davalı hastane ve çalışanlarının atfı kabil kusurunun bulunmadığının tespit edildiği gerekçesiyle; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; yapılan araştırma neticesinde davalı hastanede ... isminde bir doktor olmadığının tespit edildiğini, davalı hastanenin müvekkiline doktor olduğu dahi ispatlanamamış kişinin eline bırakılması nedeniyle kusurlu olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince verilen ilk kaldırma kararında da bu hususa değinildiğini, müvekkilinin gebeliğinin başından itibaren davalı hastanede takip edildiğini, 17.09.20 05... .11.2005 tarihlerinde USG ve laboratuvar sonuçlarının davalı hastanede düzenlendiğini, ... isimli kişinin doktor olduğunun herhangi bir şekilde ispatlanamadığını, Mahkemece, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararının gereğinin yerine getirilmesi kapsamında ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli önceki bilirkişiler dışında sağlık hukukunda uzman bilirkişi de istendiği halde bu bilirkişi olmadan rapor alındığını, 31.01.2011 tarihli ATK raporunda davalı hastanede yapılan izlemin tıp kurallarına uygun olmadığının tespitinin yapıldığını, davalı hastanenin müvekkilini doktor yerine kim olduğu belli olmayan kişiye muayene ettirdiğini, nihayetinde vekalet akdinin hiçbir unsurunu yerine getirmeden müvekkilini zarara uğrattığını, taraflarınca sunulan 12.05.2016 tarihli uzman mütalaasında hastanenin ve hekimin kusurlu davrandığının belirtildiğini, maddi tazminat isteminin tamamen reddi durumunda maktu vekalet ücretinin tayini gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktor ve özel hastanenin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1) (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Yapılacak işlem ve/veya müdahale sonrasında bir komplikasyon gelişme ihtimali varsa hastanın bu konuda da bilgilendirilmesi ve bu konuda hastaya tercih hakkının sağlanması gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde; “...” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir.” düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Hastanın işlem veya müdahale öncesinde sırf buna rıza göstermesi yeterli olmayıp ayrıca işlem veya müdahale sonrasında gelişebilecek komplikasyonların da izah edilmesi ve aydınlatılmış olması gerekir.
Nitekim Hekimlik Meslek Etiği Kuralları 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve "Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır.” şeklindeki düzenlemede aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim ya da hastanededir.
Somut olayda davacı ...'in davalı hastanede 11 haftalık gebeyken 17.09.2005 tarihinde ve gebeliğin 20. haftasında 28.11.2005 tarihinde acil koşullarda muayene olduğu, ... Tıp Fakültesi kadın hastalıkları ve doğum ana bilim dalında yapılan 30.03.2006 tarihli muayenesinde çekilen USG'de 38. haftasında hidrosefali ve spina bifida tespit edildiği, 04.04.2006 tarihinde gerçekleşen doğumda spina bifidalı olarak bebeğin dünyaya geldiği anlaşılmaktadır.
Davacı ... davalı hastanede kendisini ... isimli doktorun muayene ettiğini belirterek eldeki davayı açmış ise de; davalı hastanenin 14.12.2007 tarihli yazısında; ... adında doktor kaydına rastlanılmadığı, bu nedenle doktora ilişkin özlük dosyasının temin edilemediğinin belirtildiği, 28.05.2008 tarihli yazısında anılan doktorun 2 ay kadar geçici süreyle hastanede çalıştığı, sonrasında başka bir hastanede çalışacağını beyan ederek kişisel bilgilerini de içeren özlük dosyasını alarak hastaneden ayrıldığının bildirildiği, bununla birlikte 31.03.2021 tarihli yazısında ise hastanede dava konusu olayın yaşandığı tarihte isimleri belirtilen 4 kadın doğum uzmanı bulunmasına rağmen henüz yeni geçilmiş olan bilgisayar sistemindeki bir kayıt kabul görevlisinin sehven sebep olduğu bir hata nedeniyle muayeneyi yapan hekim olarak ... isminin kaydedildiğinin anlaşıldığını, diğer yandan istisnai durumda gece nöbetlerinde bazı özel ve kamu hastanelerinin uzman hekimlerinden yararlanıldığı, dava konusu olayın yaşandığı gece de muhtemelen böyle bir olayın yaşandığı bunun da karışıklığa neden olabileceği belirtilmiştir. Bu durumda davacıyı muayene eden kişinin doktor olduğu hususu davalı hastanece ispatlanamadığından davacı ...'in doktor olmayan bir kişi tarafından muayene edilmiş olması nedeniyle davalı hastanenin taraflar arasındaki vekalet ilişkisi kapsamında sözleşmeye aykırı davrandığının kabulü gerekir.
Davacı ...'in gebeliğinin 20. haftasında uzman bir doktor tarafından muayene edilmiş olması halinde somut olaydaki durum USG görüntüsünde tespit edilmiş olması karşısında ilgili doktor tarafından ileri tetkikler istenerek bebekteki anomalinin ortaya konulabileceği ve davacı ...'in de anılan anomali ile ilgili olarak bilgilendirilmesinin mümkün olacağı anlaşılmakta olup mevcut durum nedeniyle davacı ...'in bu imkanı kalmamıştır. Bununla birlikte alınan bilirkişi raporlarına göre 28.11.2005 tarihli USG çıktısının fotokopisinde hidrosefali başlangıcına benzer görüntünün varlığının söz konusu olduğu, ancak bu durumun net olarak belirlenmesi için fotokopi yerine USG çıktısının aslının incelenmesi gerektiği, eğer USG çıktısının aslında hidrosefali görüntüsü varsa, gebelik takibi yapan doktorun bunu farketmesinin beklenebileceğinin belirtilmesi karşısında davalı hastanenin organizasyon eksikliği bulunduğu ve kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.
O halde davalı hastanenin bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediği ve kusurlu olduğu kabul edildiğinden davacı ...'in bu olay nedeniyle uğradığı zararın tazmin edilmesi gerekmekte olup, açıklanan esaslar gözetilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
2. Davacı ...'nın temyiz itirazları yönünden yapılan değerlendirmede ise; Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12. maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir.
Somut uyuşmazlıkta davacı ...'da gelişen durumun sipina bifida anomalisi olduğu, bu anomali ile doktorun eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığı, anomalinin doğuştan gelen bir hastalık olduğu, dolayısıyla anomali ile doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmadığı gözetilerek davacı çocuk yönünden davanın reddine dair verilen karar sonucu itibarıyle yerinde olup, davacı vekilinin davacı ... yönünden temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
VI. KARAR
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca temyiz eden davacı ... yararına BOZULMASINA,
3. Davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine,
40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Hükmü temyiz eden davacıların adli müzaheret kararı almış olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
31.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.