MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/... E., 2025/1042 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 5. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2018/... E., 2024/1123 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, asıl ve birleşen davalarda davalı şirket vekili ve asıl davada dahili davalı, birleşen davalarda davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 31.03.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir
Belli edilen günde gelen asıl ve birleşen davalarda davacılar ..., ... ve birleşen davada davacılar ..., ..., ... vekili Avukat ... ve Avukat ... ile asıl ve birleşen davalarda davalı ... A.Ş. vekili Avukat ..., birleşen davada dahili davalı ... vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacılar vekili asıl davada; 23.05.2017 tarihinde müvekkili ... ...'in davalı hastanede 26 haftalık, prematüre olarak doğduğunu, prametürelik ve solunum sıkıntısı nedeniyle davalı hastanenin yenidoğan yoğun bakımına alındığını ve 2 ay 8 gün burada kaldığını, çocuğun taburcu olduktan sonra da aynı hastaneye birçok kez muayeneye götürüldüğünü, en son 08.09.2017 tarihinde acilen göz doktoruna sevk edildiğini, sevk olunan hastanede her iki gözde evre ... olduğunun tespit edildiğini, yoğun bakımda kaldığı dönemde göz muayenesinin usulüne uygun yapılmadığını, sadece bir kez ... muayenesine tabi tutulduğunu, onun da 13.06.2017 tarihi olup, çocuk henüz 3 haftalıkken yapıldığını, ondan sonra da muayenenin tekrar edilmediğini, 13.06.2017 tarihli ... Muayene Formunda da, muayeneyi yapan doktorun ismi görülmediği gibi herhangi bir kaşesi de bulunmadığını, kopyasında ise sadece imzanın bir kısmının görüldüğünü, bununla birlikte o formda hastalığın birinci evrede olduğunun açıkça yazıldığını, buna rağmen sonrasında takip yapılmadığını, davalıların meydana gelen sonuçtan dolayı kusurlu olduklarını ileri sürerek; davacı ... ... için 200.000,00 TL manevi, 400.000,00 TL maddi, davacı baba ve anne için ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 700.000,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsilini talep etmiştir.
2. Birleşen 2022/518 E. sayılı davada davacılar vekili; asıl dosyaya ilişkin beyanlarını tekrarla, müvekkillerinin kardeşi olan ... ...'in davalıların kusuru nedeniyle geri dönülemez şekilde görme yetisini kaybettiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacıların her biri için ayrı ayrı 200.000,00 TL olmak üzere toplam 1.200.000,00 TL manevi tazminatın 23.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
3. Birleşen 2022/519 E. sayılı davada davacı vekili; asıl dosyada talep edilen 400.000,00 TL'lik maddi tazminat alacağının bu miktarı aşan ve saklı tutulan kısmı için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile belirsiz alacak davası olarak 600.000,00 TL maddi tazminatın 23.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, 31.10.2024 tarihli talep artırım dilekçesiyle; talebi 29.498.561,26 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
1. Asıl ve birleşen davalarda davalı şirket vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketin tüm sorumluluklarını yerine getirmiş olduğunu, davacıların doğum öncesi gerekli tetkikleri yaptırmadığını ve doktor kontrolünden geçmediklerini, sadece doğumun olduğu gün hastaneye başvurduklarını, diğer davalı Dr. ...'un bebeği yaşatmak için yoğun çaba gösterdiğini, bu süreçte bebeğin gözleri için ... muayenesinin de 13.06.2017 tarihinde müvekkil hastane bünyesinde çalışmayan Dr. ... tarafından yoğun bakım şartlarında yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Asıl ve birleşen davalarda davalı ... vekili; davacı annenin doğum öncesi ve sonrası zorunlu olarak yapılması gereken hiçbir tıbbi tetkiki yaptırmadığını, doğum günü acil sezaryen kararıyla doğumun gerçekleştirildiğini, prematüre doğan bebeğin yeni doğan ünitesine alındığını, davacıların bu konuda sorumsuz ve kusurlu olduklarını, doğum sonrası sadece bir kere 05.08.2017 tarihinde kontrole geldiklerini, ikinci defa ise 38 gün sonra 08.09.2017 tarihinde geldiklerini ve şikayetleri üzerine göz muayenesi yapılarak anormal durumun saptandığını, müvekkilinin hekim olarak her türlü edimi eksiksiz yerine getirdiğini ve kusursuz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
3. Asıl davada dahili davalı, birleşen davalarda davalı ... vekili; davalı şirketin de bildirdiği gibi müvekkilinin o dönemde bu hastanede çalışmıyor olduğunu, buna rağmen hem de yoğun bakım şartlarında bebeğe müvekkili tarafından ... muayenesi yapıldığı iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin retina uzmanı göz doktorları tarafından yapılması icap eden ... muayenesini asla yapmadığını, davalılardan ...'un konu ile ilgili olarak müvekkilinin odasına geldiği ve verdiği bilgiler üzerine; küçüğün mutlaka hastane dışındaki bir başka sağlık kuruluşunda ve indirect ophtalmoscopy cihazı ile incelenerek muayene ve tedavi edilmesi gerektiğini, bu hususta davalı hastenesinin o dönemde sözü edilen cihaza sahip bulunmadığını bildirdiğini, retina uzmanı olmayan müvekkilinin, doğal olarak bu hususta doğru ve sorumlu davranarak, hastanın söz konusu cihazlara sahip başka hastane ve doktorlara sevkini diğer davalı doktora tavsiye ettiğini, belgedeki yazıların ve imzanın hiçbir şekilde müvekkiline ait olmadığını ve bu konuda inceleme yapılması gerektiğini, buna rağmen hastanenin soyut beyanları ile müvekkilinin sorumlu tutulmaya çalışıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; küçüğün davalıların ihmali nedeniyle %100 malul kaldığı, davacı küçüğe yapıldığı iddia edilen ... muayene sonuçlarının davalılar tarafından muhafaza edilmesi gerektiği ve taraflarca getirilme ilkesi doğrultusunda dava dosyasına sunulması gerektiği, ancak bu evrakların sunulmadığı, şayet iddia edilen tarihte ilgili muayene yapılmış olsa dahi ATK raporunda bulunan tespitler kapsamında 4. haftada yapılması gereken muayenenin geç kalınarak 5. haftada yapılmasının tıbbi hata olduğunun tespit edildiği, davalı ... cevap dilekçesi ile "... muayenesinin dışarıda yapılmasının uygun olacağını, bu muayeneyi yapacak teknik imkanların hastanede olmadığını" beyan ederek üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini beyan etmişse de; buna ilişkin hasta sevk yazısının bulunmadığı, beyanı kapsamında davacı küçüğün muayene sürecinden haberdar olmasına karşın gerekli takip ve tetkiklerin zamanında yapılmadığı, bu kapsamda tüm davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluklarının bulunduğu, dosyadaki delil durumu, bilirkişi raporları davacıların uğradığı zararın boyutu, tarafların ekonomik ve sosyal durumu göz önünde bulundurulduğunda davacıların her biri yönünden asıl ve birleşen davalarda ayrı ayrı olmak üzere manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği, buna göre asıl davanın kabulüne, birleşen 2022/519 E. sayılı davanın tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile kabulüne ve birleşen 2022/518 E. sayılı davanın kısmen kabulü ile fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı şirket vekili ve asıl davada dahili davalı, birleşen davalarda davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mevcut tıbbi belgeler arasında küçüğe yapıldığı bildirilen ... muayenesine ait konsültasyon notu, ayrıntılı ... muayene bulguları, tedavi veya takip planına ilişkin ayrıntılı bir tıbbi belge bulunmadığı, muayene bulgularının yetersiz olduğu ve takibinin yapılmamış olduğu, tüm bu bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; kişinin tedavisinde görev almış Dr. ...’un uygulamalarının tıp biliminin kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, davalı göz hekimi Dr. ...’nun ifadelerinde böyle bir muayeneyi yapmadığını belirttiği ve dosya içerisinde söz konusu muayeneye ait bir tıbbi belge bulunmadığından sürece ilişkin adli tıbbi değerlendirme yapılamadığı, bu konunun adli tahkikat ile aydınlatılması, ilgili muayenenin yapıldığının tespiti halinde; muayenenin 5. haftada yapılmadığı ve tıbbi kayıt tutulmadığından ilgili hekime tıbbi hata atfedileceği yönünde tespitlerde bulunulduğu, dolayısıyla vekalet akdinin tarafı olan davalı doktorların vekalet görevine konu olan işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumlu olduğu, alınan Adli Tıp Kurumu raporları, bilirkişi raporlarının taraf, mahkeme ve istinaf kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde düzenlenip hükme esas alınmaya yeterli olduğu, Mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde asıl ve birleşen davalarda davalı şirket vekili ve asıl davada dahili davalı, birleşen davalarda davalı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Asıl davada dahili davalı, birleşen davalarda davalı vekili; müvekkili yönünden davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davacıların taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacıların usule aykırı olarak asıl davada ıslah yapmayarak ek dava açtıklarını ve burada taleplerini artırdıklarını, müvekkilinin asıl davada davalı olarak gösterilmediği halde davalı şirketin cevap dilekçesinde kendisinden bahsetmesi üzerine davaya dahil edildiğini, müvekkilinin davacı küçüğü kesinlikle muayene etmediği gibi, ... uzmanlığı da bulunmadığını, diğer davalılarca sunulan sözde ... muayene raporunda müvekkilinin ismi ve imzası bulunmadığını, imza incelemesi taleplerinin yerine getirilmediğini, ayrıca belgenin aslının da dosyaya sunulmadığını, müvekkili retina uzmanı bir göz doktoru olmadığından ve hastanedeki teknik imkanların ... muayenesi için yeterli olmadığından bahisle, muayenenin dışarıdaki bir kurumda yapılması gerektiğini belirttiğini, davacı küçüğün o süreçte tedavisinin diğer davalı çocuk doktorunun yetkisi ve sorumluluğu altında olduğunu, hesap raporunun hatalı olduğunu, ayrıca davacıların asıl davada bakıcı giderlerini talep etmediğini, buna rağmen resen hesaplama yapılarak tazminata hükmedilmesinin yerinde olmadığını, müvekkili yönünden sosyal ekonomik durum araştırılması yapılmadan tazminata hükmedildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
2. Asıl ve birleşen davalarda davalı şirket vekili; adam çalıştıranın sorumluluğu hükümlerinin bu davaya uygulanamayacağını, müvekkili hastanenin bünyesinde hem uzman göz doktoru hem de çocuk doktoru bulundurduğunu, tüm sorumluluklarını yerine getirdiğini ve tazminat sorumluluğundan kurtulduğunu, en doğru tedavi uygulansa dahi davacı küçüğün malul kalabileceği hususu değerlendirilmeden karar verildiğini, ATK raporlarına itirazların değerlendirilmediğini, dosyanın ... hastanesine gönderilerek rapor düzenlenmesi gerektiğini, kusur oranı tespiti yaptırılmadan aktüerya hesaplaması yaptırılmasının yerinde olmadığını, maddi tazminat hesabı yapılırken 18 yaşından öncesine ilişkin tazminat hesaplanmasının yerinde olmadığını, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacı tarafın bakıcı giderlerine ilişkin tazminat talebi olmamasına rağmen taleple bağlılık ilkesine aykırı davranıldığını, gebelik döneminde rutin kontrollerin yapılmaması nedeniyle davacı ailenin müterafik kusurlu olduğunu, yapılan tıbbi müdahalede hastane ve doktorların kusurunun bulunmadığını, maddi ve manevi tazminata hak kazanılmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davalarda vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
1. Davacıların 08.09.2017 tarihinde davacı ...'in maluliyet durumundan haberdar oldukları, asıl dava açılırken fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu, birleşen davanın ise beş yıllık zamanaşımı süresi içinde 26.05.2022 tarihinde belirsiz alacak davası olarak açıldığı, belirsiz alacak davalarında dava tarihi itibariyle alacağın tümü için zamanaşımının kesildiği, bu nedenle asıl ve birleşen davalarda zamanaşımı süresinin dolmadığı, davalı hastanenin ve diğer davalı çocuk doktoru ...'un kusurlu olduğunu bildirir raporların dosya kapsamına ve Yargıtay denetimine uygun olduğu, dosyanın üniversitelerden seçilecek bilirkişi heyetine tevdi edilmesinin dosyada yapılan tespitlere yeni bir kazanım katmayacağı, davalı hastane bünyesinde çalışan doktorların kusurundan dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunduğu, vekilin özen yükümlülüğü kapsamında en küçük kusurundan dahi sorumlu olacağı, bu nedenle müterafik kusur indiriminden söz edilemeyeceği anlaşılmakla davalı şirket vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 54. maddesine göre; ''bedensel zararlar özellikle tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve konomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) ''Taleple bağlılık ilkesi'' başlıklı 26.maddesine göre; hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.
Davacıların asıl davada davacı ... için 400.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulundukları, maddi zararları; ileride doğacak ve doğması muhtemel tedavi ve ameliyat masrafları, geçici ve sürekli iş görmezlikten doğan zarar ve ziyanlar ve ileride iktisaden maruz kalınacak mahrumiyetleri olarak belirttikleri, ancak bakıcı giderlerine ilişkin talepleri olmadığı, birleşen 2022/519 Esas sayılı davada ise asıl davada saklı tuttukları bakiye kısmı talep ettikleri, ayrıca 31.10.2024 tarihli talep artırım dilekçesiyle; davacı ... için hesaplanan 29.898.561,26 TL maddi tazminatın; 400.000,00 TL'lik kısmını asıl davada talep ettiklerini, yalnızca birleşen dava yönünden taleplerini 29.498.561,26 TL'ye yükselttiklerini beyan ettikleri anlaşılmakla; mahkemece hem hükme esas alınan raporda hesaplanan ancak davacı tarafça talep edilmeyen bakıcı giderlerine hükmedilmiş olması hem de yalnızca birleşen 2022/519 E. sayılı davada talep artırılmış olmasına rağmen asıl ve birleşen 2022/519 Esas sayılı davada talep aşılmak suretiyle 29.898.561,26 TL maddi tazminatın tahsiline karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasını gerektirir.
3. Vekâlet sözleşmesi, TBK'nın 502 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510 (BK 394/1) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
Gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilebilmesi için ortada hukuka aykırı bir eylem, bir zarar, bu zarar ile eylem arasında illiyet bağı ve kusur bulunmalıdır.
Gelinen bu noktada illiyet bağı üzerinde durulması gerekmektedir. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak tanımlanabilir. Hukukî anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki hukukî ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
Kusur sorumluluğu, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu bir davranışla sözleşme dışında diğer bir kimseye vermiş olduğu zararın giderilmesini düzenleyen sorumluluk türüdür. Bu sorumlulukta kusur, sorumluluğun kurucu unsuru olarak düzenlenmiştir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Baskı, ... 2017, s. 594).
Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Tandoğan, Haluk: Türk Mes’uliyet Hukuku, ... 1967, s. 89). Kusur sorumluluğuna doktrin ve uygulamada eş anlamda olmak üzere “haksız fiil sorumluluğu” veya “subjektif sorumluluk” da denilmektedir.
Bununla birlikte sorumluluğun asli şartı; zararla söz konusu davranış veya olay arasında bir sebep sonuç ilişkisinin bulunmasıdır. Bu sebep sonuç ilişkisine genel anlamda illiyet bağı denir. Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre, sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır (Eren, s.561). Başka bir deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır.
... Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 27.09.2021 tarihli raporunda; davalı göz hekimi Dr. ...'nun dilekçesinde böyle bir muayeneyi yapmadığını belirttiği ve dosya içerisinde söz konusu muayeneye ait konsultasyon notu, ayrıntılı ... muayene bulguları, tedavi veya takip planına ilişkin ayrıntılı bir tıbbi belge bulunmadığından sürece ilişkin tıbbi değerlendirme yapılamadığı, taraf ifadeleri arasındaki çelişkinin adli tahkikat ile aydınlatılması gerektiğinin bildirildiği, aynı Kurulun 30.05.2022 tarihli raporunda; ilgili muayenenin yapıldığının tespiti halinde muayenenin 5. haftada yapılmadığı ve tıbbi kayıt tutulmadığından ilgili hekime tıbbi hata atfedileceğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.
Dosyadaki belgelerin incelenmesinde; davacının yenidoğan yoğun bakımda kaldığı dönem için düzenlenen epikriz raporunda; '' 13.06.2017: Hastanın yoğunbakım şartlarında ... muayenesi yapıldı.'' şeklinde not bulunduğu, üzerinde muayeneyi yapan doktor kaşe ve imzasının görülemediği 13.06.2017 tarihli Yenidoğan Yoğun Bakım Kliniği Prematüre Retinopatisi Muayene Formunda; “Hasta adı soyadı: Bebek Kaya, doğum tarihi: 23.05.2017, doğum ağırlığı: 1160, cinsiyet:E, gestasyonel yaş: ...(okunamadı), D.A persentili: <3, çoğul gebelik: yok, APGAR skoru: 6/9, resüsitasyon +, Zon sağ 35.5 derece sol:36.5 derece, evre sağ:1 sol:1, her iki ...(okunamadı) avasküler alanlar ve neovaskülarizasyon görüldü. ... muayenesi ...(okunamadı).” şeklinde kayıtlı olduğu, ATK'nın talebi üzerine mahkemece davalı şirkete müzekkere yazılarak bu formun aslının istendiği ancak davalı şirketin ''kayıtlarda rastlanmamıştır.'' şeklinde cevap verdiği, davalının söz konusu fotokopi belge üzerindeki imzayı kabul etmediği, davacı küçüğün göz muayenesinin kendisince yapılmadığını, davacının muayene edilmesi için konsülte de edilmediğini savunarak davanın reddini istediği anlaşılmıştır.
ATK'nın 30.05.2022 tarihli raporuna göre davalı doktor tarafından 13.06.2017 tarihli forma göre ... muayenesinin yapıldığının kabulü halinde davalının muayeneyi 5. haftada yapmamış olması nedeniyle kusurlu olabileceğinin bildirildiği, dosyadaki belgelerde davacı küçüğün davalı göz doktoru ...'na konsulte edildiğine ve davalı doktor tarafından muayene edildiğine dair tıbbi belge bulunmadığı, davalı doktorun yalnızca cevap dilekçesindeki beyanı nedeniyle sorumlu tutulduğu ancak davalının cevap dilekçesinde açıkça küçüğün kendisi tarafından muayene edilmediğini, çünkü o dönem hastanede muayene için gerekli cihazların bulunmadığını savunduğu, sunulan 13.06.2017 tarihli Muayene Formunda davalı doktorun isim ve kaşesinin bulunmadığı, imzanın davalı doktora ait olup olmadığının belirli olmadığı ve evrak aslının da sunulamadığı, dolayısı ile tazminata hükmedilmesi için gerekli olan kusur durumu ile illiyet bağının tespit edilemediği, bu durumda davalı ... yönünden davanın reddi gerekirken yanılgılı gerekçeyle sorumlu olduğu kabul edilerek davaların kabulüne karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasını gerektirir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı şirket vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı şirket ve dahili davalı vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi Kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davalılar yararına BOZULMASINA,
40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalılara verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
31.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, doktor ve özel hastanenin vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan ve özen borcuna aykırı davranıldığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat davasına ilişkindir.
Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, maddi tazminat hesaplamasında güncel verilerin esas alınması durumunda faiz başlangıcının olay tarihinden başlatılıp başlatılmayacağı noktasındadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine göre; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. 54. maddesinde ise; bedensel zararlar olarak, tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak sayılmıştır. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar maddi tazminatın konusunu oluşturmaktadır. Çalışma gücünün yitirilmesi nedeniyle sürekli iş göremezlik halinin varlığında, kişinin bedensel zararı nedeniyle olay tarihinden itibaren ölene kadar bu efor kaybının neden olduğu maddi zararın giderilmesi gerekir.
Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır (TBK md. 55). Kişi sürekli iş göremezlik durumuna girmiş ise bedensel zarar hesabı; ölümü halinde destekten yoksun kalma tazminatı (Borçlar Kanunu'nun 45-46, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54-55. maddeleri) hesabı dikkate alınmalıdır.
Çalışma gücünün yitirilmesi halinde sürekli iş göremezlik durumu oluşursa veya ölümü halinde hak sahiplerinin destekten yoksun kalmaları halinde gerçek zarar hesabı yapılmalıdır. Bu zarar gelecekteki bir zarar olup, kesin miktarını belirlemek neredeyse imkânsızdır. Bu nedenle bu zarar varsayımlara dayanılarak tespit edilir. Gerçek zarar hesapları farazi hesaplardır.
Tazminat hesabına ilişkin varsayımların birçoğu toplumun yapısı, gelenekler, örf-adet ve sosyo-ekonomik unsurlar çerçevesinde değerlendirilmekte; bir kısmı ise aktüeryal bakış açıları ile belirlenmektedir. Hesaba esas zarar süresinin belirlenmesinde kullanılan bakiye ömür kavramı, bakiye ömrün belirlendiği hayat tablosu, gelecekte yapılacak yıllık iratların (desteğin yıllık gelirleri) peşin değeri hesabında kullanılan hesap yöntemi ve bu hesaba ilişkin iskonto oranı gibi unsurlar hesabın aktüeryal tarafını temsil etmektedir. Özellikle kullanılan hayat tablosu, hesaplama yöntemi ve iskonto oranının doğru belirlenmesi, tazminatın taraflar açısından haksız zenginliğe yol açmayacak şekilde belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Yargıtay uygulamasına göre maddi tazminat hesapları, karar tarihine en yakın rapor tarihindeki verilerle örneğin güncel asgari ücret ve güncel rayiç değerler dikkate alınarak hesaplama yapılır. Bunun sebebi zamanın ilerlemesi nedeniyle paranın satın alma gücündeki düşüşün önüne geçilmek istenmesidir.
Tazminat hukukunda paranın satın alma gücündeki düşüşün önüne geçmek için iki türlü hesaplama yapılmaktadır. Tazminat hesabı, ya güncel verilerle hesaplanır yani güncellenir ya da olay tarihindeki verilerle hesaplanıp bu hesaba faiz işletilir. Hesaplanan zarar miktarına faiz işletilmesi bir güncelleme işlemidir. Burada önemli olan paranın satın alma gücünün güncellenmiş hesap ile mi yoksa faiz işletilerek mi korunacağı konusudur.
Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre maddi tazminat hesabı, karar tarihine en yakın güncel verilerle belirlendikten sonra faizin de olay tarihinden başlatılması önemli hatalara yol açmaktadır. Çünkü aynı dönem mükerrer olarak artırılmakta ve zarar görenin çifte zenginleşmesine yol açmaktadır. Bu durum tazminat hukukunun "zararı aşmama" ilkesine aykırıdır. Yani zarar veren olay hesap tarihinde olsa idi ne kadar tazminat alınabilecek idiyse hesaplama o miktarı geçmemesi gerekir.
Normal olan, zarar hesabının olay tarihindeki değerler üzerinden yapılması ve faizin ise haksız fiil tarihinden başlatılmasıdır. Ancak uygulamada bilirkişiler genellikle "güncel" veriyi kullanmakta mahkemeler ise faizi olay tarihinden başlatmaktadır. Maddi tazminat hesapları yapılırken hüküm gününe en yakın güne kadar güncel verilerin gözetilmesi halinde faizin de bu güncelleme ile uyumlu olması gerekir. Yani çifte güncellemeye yol açmayacak şekilde faizin güncelleme tarihinden sonrası için işletilmesi gerekmektedir. Doğru uygulama, güncel veriyle hesap yapılıyorsa faizi rapor tarihinden başlatmak veya olay tarihindeki veriyle hesap yapıp faizi olay tarihinden başlatmak şeklinde olmalıdır.
Manevi tazminatta durum biraz daha farklıdır. Manevi tazminat bir "hesaplama" değil, hâkimin takdir ettiği bir miktardır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre manevi tazminat miktarı ne zaman belirlenirse belirlensin, faiz kural olarak olay tarihinden itibaren başlatılır. Bu bir hata olarak kabul edilmez.
Haksız fiillerde temerrüt faizi olay tarihinden başlar. Tazminat hesabında rapor tarihindeki veriler esas iken olay tarihinden faiz yürütülmesinin temerrüt ve temerrüt faizi kurallarına uygun değildir. Rapor tarihine göre belirlenen tazminat genel olarak olay tarihi ile rapor tarihi arasındaki enflasyon farkını da kapsadığı halde, bu şekilde belirlenen tazminata bir de çok geri bir tarihten faiz uygulamak enflasyon nedeniyle iki kez ödeme sonucu doğurmaktadır. Aktüerya hesabında ücretlerdeki artış dikkate alınmakla olay tarihine göre doğan zarar, rapor tarihine güncellenmiş olmaktadır. Ücretler enflasyon oranında arttığı için enflasyondan değer düşüklüğünün böyle giderilmeye çalışıldığı açıktır. (Gözütok Zeki. Faiz Hukuku ve Munzam Zarar Uygulaması. ... 2026. S. 206)
Faiz başlangıcı yönünden hakkaniyet gereği temerrüt tarihinden ileri tarih olan dava tarihinin esas alındığı uygulamalar da mevcuttur. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davalarında haksız fiil niteliğindeki el atma daha eski tarihli olsa bile dava tarihindeki değere hükmedilmekte, ancak dava tarihindeki değer, enflasyondan doğan değer düşüklüğünü de kapsar nitelikte olduğundan el atma tarihi ile dava tarihi arasındaki dönem için faiz uygulanmayıp faiz dava tarihinden başlatılmaktadır. (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 01.04.2004 tarihli ve E. 2004/952, K. 2004/4083)
Destekten yoksun kalma veya işgücü kaybı tazminatının amacı buna ilişkin zararların giderilmesi olup zenginleşme aracı olmamalıdır. Eğer tazminat miktarı, karar tarihine en yakın verilerle örneğin güncel asgari ücret veya güncel rayiç değerlerle belirlenmişse, faizin de olay tarihinden başlatılması genellikle "mükerrer yararlanma" (çifte zenginleşme) olarak görülür. Güncel verilerle hesaplama yapmak zaten enflasyon ve ekonomik değişimlerin zarara yansıtılması demektir. Bunun üzerine bir de olay tarihinden itibaren faiz işletilirse, hak sahibi hem güncel değer artışından hem de geçmişe dönük faizden faydalanmış olur. Bu durum, geçmişte meydana gelen haksız fiiller nedeniyle güncel zarardan çok daha fazla ödemeye yol açmaktadır. Yani aynı haksız fiil güncel olarak meydana gelse işletilen faiz miktarı kadar daha az ödeme yapılacaktır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, hesaplanan maddi tazminata olay tarihinden değil bilirkişi rapor tarihinden itibaren faiz işletilmesi düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.