MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/... E., 2025/943 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/... E., 2024/400 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 31.03.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir
Belli edilen günde gelen asıl davada davacılar ve birleşen davada davacı vekili Avukat ... ile asıl ve birleşen davada davalılar vekili Avukat ...'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Asıl davada davacılar vekili; müvekkillerinin çocukları ...'nun 17.03.2012 tarihinde kulak ağrısı şikayeti nedeniyle davalı şirkete ait ... Hastanesine götürüldüğünü, ... uzmanı olan diğer davalı ... tarafından muayene edildiğini, orta kulak iltihabı teşhisi konularak antibiyotik verildiğini, ilk muayeneden itibaren hiçbir düzelme olmamasına ve durum daha da kötüye gitmesine rağmen davalının aileyi rutin muayenelerle geçiştirdiğini, son gidişlerinde doktorun geniz eti filmi istediğini ve sonucun normal çıkması üzerine antibiyotik vererek tekrar eve gönderdiğini, eve döndükten sonra çocukta görme şikayetleri başladığını, ertesi gün gözlerindeki rahatsızlığın arttığını ve gözdeki kaymaların dışarıdan görülmeye başladığını, bunun üzerine müvekkillerinin çocuğu farklı bir hastaneye götürdüklerini ve burada çekilen MR sonrası acil şekilde sevk edildiğini, ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çocuk nöroloji bölümüne yatışı yapılan çocuğun hastanede bir ay boyunca tedavi gördüğünü ve iki kez ameliyat geçirdiğini, davalıların ihmali nedeniyle uzun süre oyalandıklarını ve çocuğun beynindeki ödemin yayıldığını ve ödemin temas ettiği yerlerde tahribat ve harabiyet meydana geldiğini ileri sürerek; maddi tazminat olarak davacı anne işin şimdilik 100,00 TL, davacı baba için 100,00 TL olmak üzere 200,00 TL maddi tazminat ile davacı anne ve baba için ayrı ayrı 100,00 TL olmak üzere toplam 200,00 TL manevi tazminatın davalılardan faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; 13.02.2024 tarihli talep artırım dilekçesiyle her bir davacı yönünden talep edilen maddi tazminat miktarını 224.813,20 TL'ye yükseltmiştir.
2. Birleşen dosyada davacı vekili; asıl davaya ilişkin beyanlarını tekrarla; davalı hastane ve doktorun yanlış tedavi ve yönlendirmeleri sonucu olağan bir rahatsızlık olan orta kulak iltihabının gitgide ilerlemesi neticesinde müvekkilinde telafisi imkansız kalıcı hasarlar meydana geldiğini, müvekkilinin anne ve babası tarafından davanın birleştirilmesi gerektiğini ileri sürerek; davacıda hayat boyu kalıcı olan hasarlar nedeni ile maddi zararın tazmini için şimdilik 100,00 TL maddi tazminat ve 150.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 13.02.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile; sürekli iş göremezlik tazminat talebini 25.357.024,56 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
1. Asıl davada davalı şirket vekili; davanın reddine karar verilmesini istemiş ve ayrıca diğer davalının sigortalı olması nedeniyle ... ... Sigorta Şirketine davanın ihbarını istemiştir.
2. Asıl davada davalı ... ... vekili; müvekkilinin hiçbir muayenesinde davacının görme şikayeti olmadığını, gerek söz konusu rahatsızlığın tespit aşaması, niteliği ve gerek müvekkilince ilk aşamada yer alan şikayet ve muayeneler neticesinde yapılan teşhis ve tedavide müvekkilinin mesleki olarak herhangi bir kusur ihtimalinin bulunmadığını, orta kulak iltihabının başlangıcından birkaç hafta sonra kafa içi basınç artışı olan otitik hidrosefali komplikasyonunun çok nadir görülebilmekte olup nedeninin ise tam olarak bilinemediğini, ancak müvekkilince yapılan muayenelerde komplikasyonu düşündürecek herhangi bir bulguya rastlanmadığını, kaldı ki tedavi süresince ne çocuğun ne de ailenin böyle bir yakınması olmadığını, yapılan takiplerde yalnızca kusma şikayeti olup kusma şikayeti gelişen hastalarda ... ve bunu takip ettiği söylenen otitik hidrosefali ile ilgili olması için hastanın kulak ağrısının başlangıcından 24 saat sonra bu komplikasyonların gelişmesi gerektiğini, müvekkilinin çeşitli tedavi yöntemleri arasına seçim yaparken hastanın özelliklerini göz önünde tuttuğunu, uygulamada kullanılan ilk sıradaki ilaçlarla tedavisini gerçekleştirmeye çalıştığını, gerek doktor ve gerek bir insan olarak gerekli özeni gösterdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
3. Birleşen davada davalı ... vekili; asıl davaya ilişkin cevaplarını tekrarla; davaya konu talebin zamanaşımına uğradığını, gerek doktor ve gerek bir insan olarak gerekli özeni gösterdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
4. Birleşen davada davalı şirket vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketin hastane olarak üzerine düşen yükümlülüklerinin tamamını eksiksiz olarak yerine getirdiğini, davaya konu olayda müvekkili şirket tarafından yapılan hiçbir tıbbi hatanın söz konusu olmadığını, davanın ... Sigorta A....ye ihbarı gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı vekilleri birleşen dava ile ilgili zamanaşımı itirazında bulunmuşlar ise de ilk muayene tarihi ile dava tarihi arasında 8 yıllık ceza dava zamanaşımının dolmaması nedeni ile bu itirazın reddi gerektiği, ... Adli Tıp Kurumu (ATK) 2. İhtisas Kurulu tarafından 30.12.2015 tarihinde hazırlanan rapor ve ... ATK 3. Üst Kurulu tarafından 09.05.2019 tarihinde düzenlenen rapor içeriklerinde davalı hekimin uygulamalarının eksik olduğu ve güncel tıp kurallarına uygun olmadığı hususunun tespit edildiği, her ne kadar ... Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi öğretim görevlilerinden oluşan bilirkişi heyetinin hazırladığı raporda grafi istenmemesinin kusur olarak değerlendirilemeyeceği, yine ... Tıp Fakültesi öğretim görevlisi profesörlerden oluşan bilirkişi heyetinin hazırladığı raporda doktor ...'nın ortalama dikkat, beceri ve özenli olanlara göre değerlendirildiğinde ortalamanın altına düştüğünün söylenemeyeceğini, yaptığı tetkik ve tedavilerin orta kulak iltihabı için ortalama şartlarda yeterli olduğu cihetle tıbbi uygulamalarında herhangi bir hata, ihmal ve eksikliğin olmadığı kanaatine varıldığı belirtilmişse de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282/1 maddesi uyarınca mahkemece bilirkişi görüşü ile bağlı olunmayıp, tam kusurlu olduğu kabul edilerek asıl ve birleşen davalardaki maddi tazminat taleplerinin hesap bilirkişisince hesaplanan miktarlar üzerinden kabulüne karar verildiği ve manevi tazminat taleplerinin tam kabulüne karar verildiği gerekçesiyle, tashihen asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabulüne karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ATK raporlarında davalı taraflara kusur atfedildiği, davalı hastanenin de adam çalıştıran sıfatı ile sorumlu olacağı gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili; savunmalarını tekrarla, 29.09.2023 tarihli celsede ıslah için 1 haftalık süre verildiğini ancak davacılar vekilinin 5 ay sonra ıslah dilekçesi sunduğunu, zamanaşımı yönünden davanın reddi gerektiğini, şirket yönünden haksız fiil, müvekkil hekim yönünden vekalet zamanaşımının esas alınması gerektiğini, 8 yıllık ceza zamanaşımı değerlendirmesi yapılmışsa da ceza zamanaşımının öğrenme tarihlerinin belirlenmediği hallerde uygulanabileceğini, 26.03.2012 tarihinden sonra davacı ... ile herhangi hekim-hasta ilişkisi olmadığını, davacının görme kaybının bulunmadığını, 26.03.2012 tarihinde kontrole geldiğinde uzmana götürülmediğini, genel durumun düzelmediğinin müvekkil hekim tarafından gözlemlendiğini, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde bir dizi tedavi süreci geçirdiğini, müvekkile atfedilen kusur ile sonuç arasında %100 illiyet bağı bulunmadığını, müvekkili hekimin ... uzmanı olduğunu, tanı, teşhis ve tedavilerin yalnızca uzmanlığa ilişkin olabileceğini, ailenin hastayı çocuk doktoruna götürmediğini, kusmanın tek veri olamayacağını, çelişkili raporların hükme esas alındığını, manevi tazminat taleplerinin zenginleşme amacı taşımaması gerektiğini, faiz başlangıç tarihi ve maluliyetin başlangıç tarihlerinin açıkça hatalı olduğunu, sadece HMK 282'ye atıf yapılarak hüküm kurulduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davada vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkin olup, vekâlet sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Buna göre vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510 (BK 394/1) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
Gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilebilmesi için ortada hukuka aykırı bir eylem, bir zarar, bu zarar ile eylem arasında illiyet bağı ve kusur bulunmalıdır.
Gelinen bu noktada illiyet bağı üzerinde durulması gerekmektedir. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak tanımlanabilir. Hukukî anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki hukukî ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
Kusur sorumluluğu, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu bir davranışla sözleşme dışında diğer bir kimseye vermiş olduğu zararın giderilmesini düzenleyen sorumluluk türüdür. Bu sorumlulukta kusur, sorumluluğun kurucu unsuru olarak düzenlenmiştir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Baskı, ... 2017, s. 594).
Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Tandoğan, Haluk: Türk Mes’uliyet Hukuku, ... 1967, s. 89). Kusur sorumluluğuna doktrin ve uygulamada eş anlamda olmak üzere “haksız fiil sorumluluğu” veya “subjektif sorumluluk” da denilmektedir.
Bununla birlikte sorumluluğun asli şartı; zararla söz konusu davranış veya olay arasında bir sebep sonuç ilişkisinin bulunmasıdır. Bu sebep sonuç ilişkisine genel anlamda illiyet bağı denir. Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre, sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır (Eren, s.561). Başka bir deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır.
İlk Derece Mahkemesince Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından önce ... ATK 2. İhtisas Kurulundan alınan 30.12.2015 tarihli raporda; 21.03.2012 tarihli gelişinde kusmalarının olması nedeniyle küçükte .... olabileceği düşünülerek grafi ile değerlendirme yapılması ve yatış önerilmesi gerektiği, bu nedenle ilgili hekimin uygulamalarının güncel tıp kurallarına uygun olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ve heyette; ... hastalıklaru uzmanı olarak Prof.Dr....'in yer aldığı görülmüştür. Davalıların rapora itirazı üzerine bu kez ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görevli iki Yard. Doç. Dr. ... uzmanı bilirkişiden oluşan heyetten rapor alınmış, alınan raporda; kusmanın eşlik eden şikayet olabileceği, fakat tek başına otitik hidrosefaliyi düşündürecek bulgu olarak klasik kitaplar ve bilimsel yayınlarda tanımlanmadığı, mevcut bilgiler ışığında görme bulguları, baş ağrısı, ateş gibi bulgular olmadan tek başına kusmanın varlığından grafi istenmemesinin bir kusur olarak değerlendirilmediği bildirilmiş ve Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.04.2017 tarihli kaldırma kararı üzerine rapordaki çelişkilerin giderilmesi için bu kez ... ATK 3. Üst Kurulu tarafından 09.05.2019 tarihinde düzenlenen raporda, kaldırma kararı öncesi ... ATK 2. İhtisas Kurulundan alınan 30.12.2015 tarihli rapordaki görüşlerin tekrar edildiği ve heyette yine ... hastalıkları uzmanı olarak Prof. Dr. ...'in yer aldığı görülmüştür. Davalıların itirazı üzerine çelişkinin giderilmediği düşüncesiyle tekrar rapor alınması kanaatine varan Mahkemece bu kez dosya rapor düzenlenmesi için ... Tıp Fakültesine gönderilmiş; Adli Tıp Sağlık Kurulu Başkanı, ... Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Göz Hastalıkları Aanbilim Dalı Öğretim Üyesi bilirkişilerden oluşan heyetten alınan 10.02.2023 tarihli raporda sonuç olarak; doktor ...'nın yaptığı tetkik ve tedavilerin orta kulak iltihabı için ortalama şartlarda yeterli olduğu cihetle tıbbi uygulamalarında herhangi bir hata, ihmal ve eksiklik olmadığı kanaatine varıldığı bildirilmiş; davacılar vekili bu rapora itiraz etmişse de Mahkemece hesap bilirkişisinden rapor alınarak sonuç olarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Her ne kadar Mahkemece HMK'nın 282. maddesinde yer alan; ''Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.'' hükmü gereği kusur tayin edildiği belirtilmişse de; aynı Kanun'un 266.maddesinde;'' Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.'' demekle çözümü hukuk dışında teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişiye başvurmak gerektiğinin açıkça belirtildiği, bu hususta Mahkemeye kusur tayini konusunda bir seçenek bırakılmadığı, maddenin devamında ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağının düzenlendiği, ancak somut olay bakımından bilirkişinin oy ve görüşünün göz ardı edilemeyeceği anlaşılmıştır.
Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra ATK 3.İhtisas Kurulundan alınan raporun kaldırma kararı öncesi ... ATK 2. İhtisas Kurulundan alınan 30.12.2015 tarihli rapordaki görüşlerle birebir aynı nitelikte olduğu, üstelik heyette aynı ... uzmanının yer aldığı, bu haliyle raporun çelişkiyi giderecek nitelikte olmadığı, nitekim Mahkemece de dosyanın çelişkinin giderilmesi için son kez ... Tıp Fakültesine rapor düzenlenmesi için gönderildiği ve burada düzenlenen raporda davalı doktora kusur atfedilmediği, doktorun eylemi ile meydana gelen sonuç arasında uygun illiyet bağı kurulmaksızın davalıların sonuçtan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gözetildiğinde Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle kabulüne karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasını gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi Kararının HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalılar yararına BOZULMASINA,
40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalılara verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
31.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.