MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/... E., 2025/863 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 22. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/... E., 2024/156 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin ... plakalı aracını satmak için internet sitesinde verdiği ilanı arayan ... isimli kişi ile 42.000,00 TL'ye anlaştığını, bedelin davacı hesabına yatırıldığına dair internet çıktısının gösterilmesi üzerine, davalıya ... Noterliğinde araç devrinin yapıldığını, müvekkilinin hesabına paranın yatmadığını görmesi üzerine dolandırıldığını anlayarak ... C. Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, yürütülen soruşturmanın derdest olduğunu, müvekkilinin hesabına paranın yatırıldığı düşüncesiyle noter senedini imzaladığını, iradesinin hile ile sakatlandığını ileri sürerek; satış akdinin feshi ile aracın müvekkili adına tescilini, tescil talebinin kabul edilmemesi halinde satış bedeli olan 42.000,00 TL'nin, satış tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; müvekkilinin, dava konusu aracı galericilik yapan şahıslara 35.000,00 TL bedel ödeyerek satın aldığını, davacının bedeli almadığını söylemesi üzerine galericiler tarafından dolandırıldıklarını anlayan müvekkilinin de mağdur olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. İlk Derece Mahkemesinin 13.07.2017 tarihli kararıyla; davacının araç satışında iradesinin hile ile fesada uğratıldığı hususunun, açılan ceza davasındaki tespitlerden anlaşıldığı, davalının dolandırıcılık eylemine iştirak etmediğine dair beyanlarının davacıya karşı ileri sürülemeyeceği, davacının hile ile imzaladığı sözleşmeyle bağlı tutulamayacağı, davalının iyi niyetli 3. kişi olduğuna dair beyanlarına itibar edilemeyeceği gerekçesiyle; davanın kabulüne, araç satış sözleşmesinin feshi ile satışa konu 34... plakalı aracın davacıya teslimine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 29.03.2018 tarihli kararıyla; dava konusu olayla ilgili olarak ... 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/91 E. sayılı dosyasında ceza yargılamasının bulunduğu ve davanın halen derdest olduğu, Mahkemece, ceza davasının bekletici sorun yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
2. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ile davalı arasında 34... plakalı araca ilişkin satış sözleşmesinin bulunduğu, davacı tarafça davalı ve dava dışı şahıslar tarafından iradesinin sakatlandığının ve araç bedelinin ödenmediğinin iddia edildiği, kaldırma kararı sonrası sonuçlanması beklenen ceza dosyası içeriği ve ifadeler incelendiğinde davalının, davacının iradesini sakat hale getirecek eylemde bulunmadığı, aksine davacının araç bedelinin dava dışı şahıstan aldığını beyan etmesi üzerine bakiye bedeli dava dışı şahsa ödediği, davalının dava dışı şahsılarla işbirliği içinde hareket ettiğinin ispat edilemediği, davalının araç üzerindeki mülkiyet hakkının geçerli olduğu, varsa zararını dava dışı şahıslardan talep edebileceği, davalının iade yükümlülüğünün bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının iddialarıyla ilgili olarak ... 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/91 Esas sayılı dosyası ile görülen davada, dava dışı sanıkların cezalandırılmalarına karar verildiği, ceza dosyası içeriği ile davalının, davacının iradesini sakat hale getirecek eylemde bulunmadığının anlaşıldığı, davalının ceza dosyasında cezalandırılmasına karar verilen sanıklar ile elbirliği içinde hareket ettiğinin ispat edilemediği, Mahkemece verilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; müvekkilinin, iradesinin sakatlanması neticesinde anlaşma bedelinin kendisine banka kanalıyla ödendiğini zannetmiş ise de, aracın devri karşılığında ne davalı ne de dava dışı başka bir kişi tarafından herhangi bir bedel ödenmediğini, davalının kendisine devri gerçekleştirilen aracın bedelinin ödenmediğini bilmemesinin ve dava dışı kişilerce karşılıksız şekilde davalı yararına dolandırıcılık suçunun işlenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkili tarafından internet üzerinden yapılan araştırmada, 22.05.2015 tarihinde alınan dava konusu aracın başka bir kişi adına hemen satışa çıkarıldığını, bu durumun davalının, dava dışı kişilerle iş birliği içinde olduğunun ve araç bedelinin müvekkiline ödenmediğini bildiğini gösterdiğini, davada bekletici mesele yapılan ... 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/91 E. sayılı dosyasında kararın kesinleştiğini ve sanıkların cezalandırılmalarına karar verildiğini, aynı gün başka bir kişiye yönelik benzer bir dolandırıcılık eylemi neticesinde açılan ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/96 E., 2017/353 K. sayılı dosyasında davalı aleyhine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hile iddiasına dayalı olarak noterlikçe yapılan araç satış sözleşmesinin iptali, bunun mümkün olmaması halinde satış bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Taşınır mülkiyeti 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 762. ve 778. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Buna göre taşınırlar (menkuller) “nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçler” olarak tanımlanmıştır (TMK, m.762). Bu bakımdan bir yerden diğer bir yere bağımsız olarak, özünde bir değişiklik olmadan taşınabilen her türlü maddi eşya (örneğin çanta, koltuk, sandalye, buğday, arpa veya eldeki davada söz konusu olduğu üzere otomobil) satımı taşınır satımı niteliğinde olduğu gibi, taşınmaz mülkiyetine dâhil olmayan ve temellüke (mülk edinmeye) elverişli bulunan elektrik, su, havagazı, doğalgaz, elektrik gibi tabii kuvvetlerin satımı da taşınır satımı niteliğindedir. Bu bakımdan taşınır (menkul) satımını “taşınmaz (gayrimenkul) olmayan her şeyin satımıdır” şeklinde tanımlamak daha isabetli olacaktır.
Nakli için zilyetliğin devri gereken taşınır mülkiyetinde (TMK, m.763/1) aslolan zilyetlik karinesidir. Bir taşınırın zilyetliğini iyi niyetle ve malik olmak üzere devralan kimse, devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasa bile, zilyetlik hükümlerine göre kazanmanın korunduğu hâllerde o şeyin maliki olur (m. 763/2).
Buna ilişkin TMK’nın 985. maddesine göre;
“Taşınırın zilyedi onun maliki sayılır.
Önceki zilyetler de zilyetlikleri süresince o taşınırın maliki sayılırlar.”
Taşınırın mülkiyeti ile ilgili ihtilâf doğması hâlinde kanun koyucu, gasp ve saldırıya ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, bir taşınırın zilyedinin kendisine karşı açılan her davada üstün hakka sahip olduğu karinesine dayanabileceğini (TMK, m.987) belirledikten sonra mal üzerindeki tasarruf yetkisi ve taşınır davası konusunda (para ve hamiline yazılı senetlerle ilgili 990. madde hükmü ayrık olmak üzere) ikili bir ayrıma gitmiştir.
Buna göre “Bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyi niyetle mülkiyet veya sınırlı aynî hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile” korunacaktır (TMK, m. 988).
Bu koruma çerçevesinde üçüncü kişi iyi niyetle ve emin sıfatıyla zilyet sayılan kişiden ayni hak kazanır ve bu kazanımda tasarruf yetkisi dışında diğer geçerlilik unsurları mevcut olur ise (Sirmen, L.: Eşya Hukuku, 5. Bası, ... 2017, s. 91 vd.) mülkiyet hakkı sona eren önceki zilyet üçüncü kişiye karşı taşınır davası veya istihkak davası açarak hukuken sonuç alamayacaktır.
İkinci hâl, malın emin sıfatıyla zilyetten devralınmamış ve malikinin elinden rızası dışında çıkmış olması durumunda ortaya çıkar:
Bir malın zilyedi, onu başkasına emanet etmiş olmayıp çaldırma, gasp, unutma gibi bir sebeple elinden çıkarmış bulunuyorsa, üçüncü şahıs böyle bir malı iyi niyetle iktisap etmiş olsa dahi onun iktisabı geçerli sayılmayacaktır.
Gerçekten TMK’nın 989. maddesi bu hususta gayet açıktır.
Buna göre; "Taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elinden çıkan zilyet, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açabilir.
Bu taşınır, açık artırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyi niyetle edinilmiş ise; iyi niyetli birinci ve sonraki edinenlere karşı taşınır davası, ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabilir.
Diğer konularda iyi niyetli zilyedin haklarına ilişkin hükümler uygulanır.”
Görülüyor ki kanun koyucunun iyi niyetin korunması hususunda emaneten bırakılan mallarla sahibinin elinden rızası olmadan çıkan mallar hususunda yaptığı ayrım şu düşünceye dayanmaktadır; malı başkasına emaneten bırakan kimse az çok risk altına girmiş ve emaneten verdiği şeyin, emanet alan tarafından başkasına geçirilmesi tehlikesini göze almış sayılabilir. Oysa malı rızası olmadan elinden çıkan kimsenin böyle bir riske önceden katlandığı söylenemez. Böyle olunca, bir malı iyi niyetle iktisap eden üçüncü şahsın menfaati, malı emaneten veren kimsenin menfaatine tercih edilmekte, rızası olmadan malı elinden çıkan kimsenin menfaatine ise feda edilmektedir.
Sahibinin elinden rızası olmadan çıkan bir taşınır ile ilgili olarak üçüncü kişi iyi niyetli dahi olsa mülkiyet kazanamaz. Ancak, iyi niyetli üçüncü şahsın malı bir açık artırmadan, pazardan veya bu gibi eşyayı satan bir kimseden iktisap etmesi durumunda 989. maddenin ikinci fıkrası gereği asıl mal sahibinin gerek bu şahıs, gerekse daha sonraki müktesipler aleyhinde açacağı iade davasını kazanabilmesi ancak üçüncü şahsın bu malı iktisap etmesi için verdiği bedelin, iadeyi isteyen asıl mal sahibi tarafından ödenmesi şartına bağlıdır.
Daha öz bir anlatımla, sahibinin elinden rızası dışında çıkan menkullerde üçüncü kişinin iyi niyeti yalnızca malın TMK’nın 989/2. maddesinde sayılan yerlerden alınması hâlinde ve sadece ödenen bedelin tazmin edilmesiyle sınırlı olarak korunur.
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 21.02.2018 tarihli ve 2017/4-1367 E., 2018/... K. sayılı kararında da aynı ilke ve kurallara işaret edilmiştir.
Eldeki uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 30 ve devam maddelerinde düzenlenen irade fesadı hâlleri arasında yer alan aldatma 36. madde hükmünde;
“Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir." şeklinde açıklanmıştır.
Türk Dil Kurumuna göre “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s. 891) şeklinde tanımlanan hile; bir kimseyi bir irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için, onda kasten hatalı bir kanaat uyandırma veya esasen mevcut olan hatalı bir kanaati koruma veya sürdürme fiilidir (Eren, F.:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, gözden geçirilmiş 6. bası, ... 1998, C:1, s. 368).
Hilenin sebep olduğu sakatlık irade beyanında değil, iradenin oluşmasında meydana gelir. Bir diğer anlatımla, hilede aldatılan şahsın iradesi ile irade beyanı birbirine uygunsa da, bu iradenin oluşumunda aldatan tarafın sebep olduğu bir saik hatası söz konusu olur.
Aynı zamanda haksız fiil teşkil eden hile, yalnızca hukuk yargılamasının değil, ceza yargılamasının da konusudur.
Nitekim ceza hukuku öğretisinde hile ile ilgili olarak; “Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde birtakım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan hâlden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir” (Dönmezer, S.: Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, ..., 2004, s. 453) şeklinde tarif edilmiştir.
Bilhassa Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) dolandırıcılık ile ilgili hükümlerinde hile ile iradenin sakatlanması önem taşır.
Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 765 sayılı TCK’nın 503. maddesinde bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapma, 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma şeklinde ifade edilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2015 tarihli ve 2013/11-727 e., 2015/1 K. sayılı kararı).
Yapılan açıklamalar ışığında irdelenen dosya kapsamı itibariyle, dava konusu aracın davacının elinden dava dışı şahısların hileli eylemleri neticesinde ve rızası dışında çıktığı tereddütsüzdür. Davalı iyi niyetli olduğunu ve asıl mağdur olanın kendisi olduğunu savunmuş ise de; araç satış sözleşmesinin satıcı davacının iradesi hile ile sakatlanmış olduğundan geçersiz olduğu, bu sebeple davalının iyi niyetli olup olmamasının hukuken değer taşımadığının anlaşılması karşısında, Mahkemece davacı talepleri değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.