MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi(İlk Derece)
SAYISI : 2024/1 E., 2024/... K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin avukat olup davalı ile aralarında 10 maddeden oluşan Avukatlık Ücret Sözleşmesi akdedildiğini, müvekkili avukat tarafından iş sahibi davalı adına boşanma, mal paylaşımı ve ziynet alacaklarının tahsili için davalar açıldığını, davalar derdest iken, davalının boşanmak istediği eşi ile anlaştığını, müvekkil ile aralarında akdedilen Avukatlık Sözleşmesinin 5. maddesine göre %15 olarak anlaştıkları avukatlık vekalet ücretini davalar geri çekilse dahi ödeneceğinin davalıya şifahen bildirildiğini, buna rağmen davalı yazılı olarak davaların geri çekilmesini talep ettiğini, davalının yazılı talebi doğrultusunda davaları geri çektiğini, ancak davalı müvekkilin avukatlık ücret sözleşmesinden doğan alacaklarını ödemediğini, bu nedenle 06.04.2023 tarihinde noterlikte davalı aleyhine sözleşmeden doğan tüm vekalet ücreti alacaklarının müvekkile ödenmesi için ihtarname gönderildiğini, davalı tarafça ödeme yapılmadığı gibi cevap da verilmediğini, müvekkilin davalı ile imzaladığı avukatlık ücret sözleşmesi gereğince üzerine düşen tüm edimleri yerine getirdiğini, açması gereken davaları açtığını, takibini sağladığını, ancak davalı müvekkile avukatlık ücret sözleşmesinden doğan ve ödenmesi gereken nispi vekalet ücretini ödemediğini, taraflar arasında imzalanan Sözleşmenin 9. maddesine göre sözleşmeden doğan anlaşmazlıklarda Türkiye Barolar Birliği Tahkim Merkezi Kuralları uyarınca tahkim yoluyla çözümleneceğinin hüküm altına alındığını, bu nedenle Barolar Birliği Tahkim Merkezine başvuru yapıldığını, ancak reddedildiğini, davalı, boşanma ve mal paylaşım davası sonucu elde edeceği menfaatleri davaları geri çekerek elde ettiğini, eşinden alacağı maddi alacaklarını temin ettiğini ancak müvekkiline herhangi bir ödeme de bulunmadığını, tahkim hakemi davalının suiniyetini görmezden gelerek müvekkilinin hak kaybına neden olduğunu ileri sürerek; Türkiye Barolar Birliği Tahkim Merkezinin 08.12.2023 tarihli kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; hakem kararına karşı iptal davasının kararın tebliğinden itibaren bir ay içerisinde açılabileceğini, bir aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra davanın açıldığını, hakem kararının 08.12.2023 tarihinde davacı tarafa tebliğ olunduğunu, davanın 24.01.2024 tarihinde açıldığını, dava dilekçesinde kanunda sınırlı sayıda düzenlenen gerekçelere dayanılmadığını, hakem kararının iptal sebeplerinin somut olayda mevcut olmadığını, taraflar arasında sözleşmeden doğan anlaşmazlıklarda Türkiye Barolar Birliği Tahkim Merkezi tahkim kuralları uyarınca tahkim yoluyla çözümleneceğinin hüküm altına alındığını, davacı tarafça Barolar Birliği Tahkim Merkezine başvuru yapıldığını ve hakem kararıyla davanın hukuka ve hakkaniyete uygun bir şekilde reddedildiğini, hakem kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığını, tahkim merkezinin 2023/22 E. sayılı dosyasına sundukları cevap dilekçesini tekrar ettiklerini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yasal mevzuat incelenmek suretiyle uyuşmazlığın ve talebin irdelenerek değerlendirildiği, hakemin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı yani kararın pozitif hukuk kurallarına binaen isabetli olup olmadığının bir iptal sebebi olmadığı, tarafların aralarındaki sözleşmeden doğacak uyuşmazlıklarda tahkime/hakeme başvurulacağı, tahkim yoluyla çözümleneceği yani tahkim şartını serbest iradeleri ile devlet yargısı yerine tahkim yoluyla çözülmesini istemeleri nedeniyle maddi hukukun doğru uygulanıp uygulanamayacağı konusunda riski de kabul ettikleri, gerek davacı tarafça ileri sürülen, gerekse kamu düzenine aykırılıklar yönünden resen gözetilmesi gereken hususlar yönünden iptal davasına konu edilen Türkiye Barolar Birliği tahkim merkezi hakem kararının iptaline ilişkin nedenlerin bulunmadığı gerekçesiyle hakem kararının iptaline ilişkin açılan davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; tahkim hakeminin davanın özünü kavrayamadığını, dava ile alakasız bir gerekçeyle hüküm tesis ettiğini,müvekkilinin avukat olup davalı ile aralarında 10 maddeden oluşan Avukatlık Ücret Sözleşmesi akdedildiğini, müvekkili avukat tarafından iş sahibi davalı adına boşanma, mal paylaşımı ve ziynet alacaklarının tahsili için davalar açıldığını, davalar derdest iken, davalının boşanmak istediği eşi ile anlaştığını, müvekkil ile aralarında akdedilen Avukatlık Sözleşmesinin 5. maddesine göre %15 olarak anlaştıkları avukatlık vekalet ücretini davalar geri çekilse dahi ödeneceğinin davalıya şifahen bildirildiğini, buna rağmen davalı yazılı olarak davaların geri çekilmesini talep ettiğini, davalının yazılı talebi doğrultusunda davaları geri çektiğini, ancak davalı müvekkilin avukatlık ücret sözleşmesinden doğan alacaklarını ödemediğini, bu nedenle 06.04.2023 tarihinde noterlikte davalı aleyhine sözleşmeden doğan tüm vekalet ücreti alacaklarının müvekkile ödenmesi için ihtarname gönderildiğini, davalı tarafça ödeme yapılmadığı gibi cevap da verilmediğini, müvekkilin davalı ile imzaladığı avukatlık ücret sözleşmesi gereğince üzerine düşen tüm edimleri yerine getirdiğini, açması gereken davaları açtığını, takibini sağladığını, ancak davalı müvekkile avukatlık ücret sözleşmesinden doğan ve ödenmesi gereken nispi vekalet ücretini ödemediğini, taraflar arasında imzalanan Avukatlık Ücret Sözleşmesinin 9. maddesine göre sözleşmeden doğan anlaşmazlıklarda Türkiye Barolar Birliği Tahkim Merkezi Kuralları uyarınca tahkim yoluyla çözümleneceğinin hüküm altına alındığını, bu nedenle Barolar Birliği Tahkim Merkezine başvuru yapıldığını, ancak reddedildiğini, davalı, boşanma ve mal paylaşım davası sonucu elde edeceği menfaatleri davaları geri çekerek elde ettiğini, eşinden alacağı maddi alacaklarını temin ettiğini ancak müvekkiline herhangi bir ödeme de bulunmadığını, tahkim hakemi davalının suiniyetini görmezden gelerek müvekkilinin hak kaybına neden olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince hakem kararı esasına girilmeden şekil incelemesi yaparak başvuruyu hukuka ve hakkaniyete aykırı şekilde reddettiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hakem kararının iptali istemine ilişkindir.
1.Tahkim, özel hukuk alanına ilişkin uyuşmazlıkların bağımsız ve tarafsız hakemler eliyle ve yargısal yolla çözümü demektir. Tahkimin tanımı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (1086 sayılı Kanun) yer almazken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 412/1 maddesinde; “Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya Hakem Kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.” şeklinde tanımlanmıştır.
Tahkime elverişli olup tahkim yargılama şartı olan hukuki uyuşmazlık yabancılık unsuru içermiyorsa milli tahkim kurallarına tabi olur. 6100 sayılı Kanunun 407. maddesinde “Bu Kısımda yer alan hükümler, 21.06.2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır.” hükmü ile milli tahkimde kriterler belirlenmiştir. Milli tahkime ilişkin hükümler 6100 sayılı Kanunun 407- 444 maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Uyuşmazlıkta tahkim yargılamasına başvurulabilmesi için 6100 sayılı Kanunun 412. maddesi uyarınca tahkim sözleşmesinin bulunması gerekli olup bu sözleşme taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı veya ayrı bir sözleşme şeklinde yazılı olarak yapılabildiği gibi yazılı şekil şartının yerine getirilmiş sayılması için, tahkim sözleşmesinin taraflarca imzalanmış yazılı bir belgeye veya taraflar arasında teati edilen mektup, telgraf, teleks, faks gibi bir iletişim aracına veya elektronik ortama geçirilmiş olması ya da dava dilekçesinde yazılı bir tahkim sözleşmesinin varlığının iddia edilmesine davalının verdiği cevap dilekçesinde itiraz edilmemiş olması yeterli sayılmış, asıl sözleşmenin bir parçası hâline getirilmek amacıyla tahkim şartı içeren bir belgeye yollama yapılması hâlinde de tahkim sözleşmesi yapılmış sayılır.
Tahkim şartı veya anlaşmasının geçerli olabilmesi için tarafların, tahkim iradesini açıkladıkları tahkim şartı ya da sözleşmede tartışma ve karışıklığa neden olmayacak biçimde açık ve kesin olarak belirtmiş olmaları zorunludur. Taraflar sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların tümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini kararlaştırabilecekleri gibi sadece bir bölümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini de kararlaştırabilirler.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 13.04.2018 tarihli ve 2016/2 E., 2018/4 K. sayılı kararında;“…Yargı, devletin temel fonksiyonlarından biridir ve kural olarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri Mahkemelerdir. Ancak özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde Mahkemeler yerine hakemlere başvurulması konusunda sözleşme yapılabilir veya taraflarca bağıtlanan sözleşmelere bu yönde bir hüküm konulabilir (HMK m. 412/2). Özel hukukun taraflara tanıdığı irade serbestisi, kendisini sözleşme yapıp yapmamak, sözleşmenin karşı tarafını ve içeriğini belirlemek noktalarında gösterdiği gibi taraflar arasında çıkmış ve çıkması muhtemel uyuşmazlıkları hakemler eliyle çözmek noktasında da gösterir. Hakem kararı, devlet mahkemeleri tarafından verilen karar gibi bağlayıcıdır. Bu hâliyle tahkim, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biridir…” şeklinde belirtildiği üzere hakem kararları bağlayıcı ve kesindir.
Uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülebilmesi için; tarafların uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümleneceği konusunda anlaşmış olmaları yanında uyuşmazlığın tahkime elverişli olması gerekir.
Milli tahkime elverişlilik 6100 sayılı Kanunun 408. maddesinde; “Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir.” şeklinde düzenlenmiştir. Tahkime elverişlilik, kamu düzenini ilgilendiren bir kavramdır. Uyuşmazlığın tahkime elverişli olup olmadığının kendiliğinden dikkate alınması gerektiği gibi 6100 sayılı Kanun'un 439/2-g uyarınca iptal sebebi olarak kabul edilmiştir.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun (6502 sayılı Kanun) 2. maddesinde; "Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar." aynı kanunun 3/1-ı maddesi; "Sağlayıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi," aynı kanunun 3/1-k maddesi; "Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi," aynı kanunun 3/1-l maddesinde; "Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi,"ni ifade ettiği belirtilmiştir.
6502 sayılı Kanunun tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar başlığı ile 5. maddesinde; "(1) Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır.
(2) Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda sözleşmeyi düzenleyen, kesin olarak hükümsüz sayılan şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.
(3) Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmış ve standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmeyi düzenleyen, bir standart şartın münferiden müzakere edildiğini iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez.
(4) Sözleşme şartlarının yazılı olması hâlinde, tüketicinin anlayabileceği açık ve anlaşılır bir dilin kullanılmış olması gerekir. Sözleşmede yer alan bir hükmün açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi hâlinde; bu hüküm, tüketicinin lehine yorumlanır.
(5) Faaliyetlerini, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi veya kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de niteliklerine bakılmaksızın bu madde hükümleri uygulanır.
(6) Bir sözleşme şartının haksızlığı; sözleşme konusu olan mal veya hizmetin niteliği, sözleşmenin kuruluşunda var olan şartlar ve sözleşmenin diğer hükümleri veya haksız şartın ilgili olduğu diğer bir sözleşmenin hükümleri dikkate alınmak suretiyle sözleşmenin kuruluş anına göre belirlenir.
(7) Sözleşme şartlarının haksızlığının takdirinde, bu şartlar açık ve anlaşılır bir dille yazılmış olmak koşuluyla, hem sözleşmeden doğan asli edim yükümlülükleri arasındaki hem de mal veya hizmetin piyasa değeri ile sözleşmede belirlenen fiyat arasındaki dengeye ilişkin bir değerlendirme yapılamaz.
(8) Bakanlık, genel olarak kullanılmak üzere hazırlanmış sözleşmelerde yer alan haksız şartların, sözleşme metinlerinden çıkarılması veya kullanılmasının önlenmesi için gerekli tedbirleri alır.
(9) Haksız şartların tespit edilmesi ve denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile sınırlayıcı olmamak üzere haksız şart olduğu kabul edilen sözleşme şartları yönetmelikle belirlenir." düzenlenmesine yer verilmiştir. Bu düzenlemeye göre tüketiciyle müzakere edilmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye konulan, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı değildir. Yine 6502 sayılı Kanunun 5. maddesinin Bakanlığa verdiği yetkiye dayalı olarak çıkartılan 17.06.2014 tarihli ve 29033 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin Haksız Sözleşme Şartları başlıklı Ek-1. maddesinin (n) bendinde ise; "Aşağıda yer alan sonuçları hedefleyen veya bu sonuçları doğuran şartlar haksız şarttır.
...(n)Tüketicinin özellikle, hukuki düzenlemelerde öngörülmemiş bir hakeme müracaatını öngörmek, gösterebileceği delilleri ölçüsüz derecede sınırlandırmak veya mevcut hukuki düzen uyarınca diğer tarafta olan ispat külfetini tüketiciye yüklemek suretiyle tüketicinin mahkemeye gitme veya başka başvuru yollarını kullanma imkanını ortadan kaldıran veya sınırlandıran şartlar,
..." düzenlenmelerini içeren sözleşme şartlarının haksız şart olarak kabul edileceğine ilişkin hüküm yer almaktadır.
Yine 6100 sayılı Kanunun "İptal" başlıklı 439. maddesinde; "(1) Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası, tahkim yeri bölge adliye mahkemesinde açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür.
ç) Hakem veya hakem kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar verdiği,
ğ) Kararın kamu düzenine aykırı olduğu, tespit edilirse, Hakem Kararları iptal edilebilir.
(6) İptal davası hakkında verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz incelemesi, bu maddede yer alan iptal sebepleriyle sınırlı olarak, öncelikle ve ivedilikle karara bağlanır. Temyiz, kararın icrasını durdurmaz." şeklinde yer alan hükümler birlikte değerlendirildiğinde; tüketici hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda tahkim koşulunun bu türden uyuşmazlıkların tahkime elverişli olup olmadığının tayininde Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin Haksız Sözleşme Şartları başlıklı Ek-1. maddesinin (n) bendinde yer alan hükümlerin değerlendirilerek tüketici hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda tahkim yasağının olduğu kabul edilerek 6100 sayılı Kanunun 439. maddesinin “(ç)” bendinde düzenlenen; "hakem veya Hakem Kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar verdiği," şeklinde düzenlemeye aykırı olduğu gibi aynı zamanda kanunun “(ğ)” bendinde düzenlenen; "kararın kamu düzenine aykırı olması " şeklindeki hükümler re'sen dikkate alınarak sonuca uygun karar verilmesi gerekir. Dairemizin 2025/1892 E., 2025/4638 K. sayılı emsal kararı da aynı yöndedir.
Somut uyuşmazlıkta dava konusu olan ve tahkime konu edilen avukatlık hizmeti boşanma, mal paylaşımı ve ziynet alacakları uyuşmazlık konularına ilişkin olup bu dava dosyalarının takip edilmesinden kaynaklı vekalet ücreti alacağının tahsiline ilişkindir. Bu niteliğe göre uyuşmazlık konusu tüketici işlemi niteliği ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kaldığı, davalının (müvekkilin) 6502 sayılı Kanun kapsamında tüketici sıfatını haiz olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu bu mevzuat hükmü değerlendirildiğinde tüketici işlemi niteliğinde kalan (hizmet sağlayıcı olarak avukat ile ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden iş sahibi gerçek kişi olarak vekil eden arasındaki) avukatlık sözleşmesinde yer alan tahkim şartına ilişkin hükmün Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin Ek 1. madde 1/n maddesi düzenlemesi karşısında haksız şart olarak kabul edilmelidir. Sözleşmedeki haksız şart niteliğinde olan bu tahkim şartının geçersiz olduğu kabul edildiğinde tahkim davasına konu uyuşmazlığın tahkime elverişli olduğu kabul edilemez. Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince; tahkime elverişli olmayan bir konuda verilen hakem kararının HMK'nın 439. maddesinin "(ç)" ve "(ğ)" maddelerinde yer alan düzenlemelere aykırılık nedeniyle iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulmasına karar verilmiştir.
2. Bozma nedenine göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi (İlk Derece) kararının davacı yararına BOZULMASINA,
2. Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.