MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/3490 E., 2025/930 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziosmanpaşa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/313 E., 2021/71 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; tarafların ortak murisinin 02.09.2018 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçıları olarak müvekkilinin, davalının ve dava dışı kardeşlerinin kaldığını, murisin vefatından önce davalıya .... Noterliğinin 19.09.2014 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile taşınmaz satış yetkisi verdiğini, davalının bu vekaletnameyle muris adına Arnavutköy Tapu Müdürlüğünün 1 23... parsel sayılı taşınmazını 22.12.2017 tarihinde üçüncü şahsa sattığını, taşınmazın bedelinin tamamını peşin olarak alan davalının, parayı teslim alırken orada bulunan kardeşlerine miras haklarını vereceğini söylediğini, ancak bugüne kadar müvekkiline hiçbir ödeme yapmadığını, müvekkilinin miras bırakanın halefi sıfatıyla talep hakkının olduğunu, işbu dava açılmadığı takdirde davalının miras hakkının artacağını ve müvekkilinin miras hakkının azalacağını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, dava konusu taşınmazın satışından elde edilen bedelin güncel değerinin müvekkilinin miras payına düşen kısmı için şimdilik 500,00 TL'nin satış tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, aksi takdirde mirasta denkleştirme talebinin kabulü ile dava konusu taşınmazın denkleştirmeye tabi tutularak değerinin davalının miras payına mahsubuna, bu da mümkün olmazsa tenkisine karar verilmesini talep etmiş, 31.08.2020 tarihli dilekçesi ile dava değerini 830.375,50 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalının dava konusu taşınmazı murisi annesinden aldığı vekaletle sattığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık olmadığı, ancak davalı satış bedelini annesine ödediğini iddia etmiş ise de, bu iddiasını ıspata yarayacak herhangi bir delil ibraz etmediği, hesap verme yükümlülüğü kapsamında, vekil olarak tayin edilen kişi satmış olduğu taşınmazların bedelini vekil edene ödemesi gerektiği, taşınmaz bedelinin ödendiği iddiasının ispatının ise vekile düştüğü, bilirkişi raporu ile tespit edilen ve davacı vekili tarafından ıslah edilen miktarın davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle; davanın kabulüne, 830.875,52 TL'nin 22.12.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; vekilin hesap verme yükümlülüğünde ispat yükünün davalıda olduğu, davalı yanca yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmadığı, münkir addedildiği ve dolayısıyla da herhangi bir delile dayanamadığı, davalı tarafından vekaleten yapılan taşınmaz satışından elde edilen bedelin, murise verildiğinin ispat edemediği, satış tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmediği, davalı yanın komisyon bedeli ve tapu alım-satım harçlarının 1/3'nün ıslah edilen satış bedelinden düşülmesi gerektiğine ilişkin istinaf istemi yönünden yapılan incelemede; bunun aynı zamanda bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde de ileri sürüldüğü, davalının iş bu beyanının mahsup niteliğinde olduğu ve yargılamanın her aşamasında, savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın ve cevap dilekçesi verilip verilmediğine de bakılmaksızın dikkate alınması ve ayrıca Mahkemece de resen gözetilmesi gerektiği, ancak davalı vekilin bu yöndeki iddiasını, yani eş söyleyişle yapıldığı iddia edilen masrafları, davanın niteliği ve alacağın miktarı gereği kural olarak yazılı delil ile ispat etmesi gerektiği, ancak somut olayda tarafların kardeş olması nedeniyle, davalı yanın mahsup niteliği taşıyan iş bu iddiasını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Senetle İspat Zorunluluğunun İstisnaları" başlıklı 203. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince, tanık delili ile de ispat edebileceği, her ne kadar davalı yanca yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmamış ve herhangi bir delile dayanılmamış ise de, davacı tanığı ...'in; "...tapudaki tüm masrafların ...’a ait olmak üzere satıldığını … satış bedeli üzerinden %3 olmak üzere komisyon ücretini ...’dan aldığını..." beyan ettiği, böylece davalı yanca satış masrafları ile komisyon ücretinin kendisi tarafından ödendiğinin ispat edildiği ve dolayısıyla da davalı yanın talebi kapsamında; dava konusu alacağın dayanağı olan taşınmaza ilişkin tapu kayıtlarında yer alan 100.000,00 TL alım-satım harcı ile dava konusu taşınmazın satış bedeli olan 2.500.000,00 TL'nin %3'ü üzerinden hesaplanan 75.000,00 TL komisyon bedeli olmak üzere toplam 175.000,00 TL'den davacı yanın hissesine düşen 58.334,00 TL'nin mahsup edilmesi ve kalan bakiye alacak olan 772.541,52 TL üzerinden davanın kısmen kabulüne ve mahsup defi nedeni ile reddedilen miktar üzerinden de ileri süren yararına vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerekirken, davanın tümden kabulüne karar verilmiş olmasının isabetli görülmediği gerekçesiyle; davalı vekilin iş bu yöndeki istinaf isteminin kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile, 772.541,52 TL'nin 22.12.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; emlak komisyonu sözleşmesinin yazılı yapılması gerektiğini, her ne kadar tanık komisyon aldığını iddia etmiş olsa da yazılı bir sözleşme ile komisyon ücreti ispatlanmadığını, emlak komisyon ücretinin kardeş olan taraflar arasında değil, üçüncü kişi emlakçı ile davalı arasında yapıldığının iddia edildiğini, üçüncü kişi emlakçı ile davalı arasındaki emlak komisyon ücretinin yazılı ispatının şart olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı vekili; vekilin vekalet ilişkisinden doğan hesabın istem üzerine sadece vekalet verene vermekle yükümlü olduğunu, davacının hesap isteme ve miras bırakanın halefi sıfatıyla dahi olsa dava açma hakkı bulunmadığını, 25.06.2019 tarihli celsede dinlenen davacı tanığı ... ifadesinde; "...dayımın ...taki anneanneme ait yerleri sattığını da anneannemden duydum. Bir gün ziyaretine gittiğimde oğlum duydun mu biz yer sattık, ...'tan bize para geldi diye söylemişti..." şeklinde beyanda bulunduğunu, davacı tanığı dahi anneannesi olan murisin satım bedellerini aldığını, murisin bize para geldi demek suretiyle paranın kendisine teslim edildiğini söylediğini ifade ettiğini, murisin bedeli aldığını bizzat kendisinin doğruladığını, bedelin murise verildiğinin ispat edilemediğine ilişkin kararın yerinde olmadığını, tüm tapu satım masrafları müvekkil tarafından karşılanmak suretiyle taşınmazın satımı gerçekleştirildiğini, satımdan elde edilen bedelin vekileden mirasbırakana teslim edildiğini, bedelinin teslimine ilişkin herhangi bir belge ve ibraname almadığını, yakın akrabalık ilişkisi içinde bulunan kişiler arasında bu tür durumlarda bir belge talep edilmesinin hayatın normal akışına aykırı olduğunu, satım bedelinin murise ödendiğini en iyi bilen kişinin dava dışı diğer mirasçı kardeş ... olduğunu ve tanık olarak dinletilebilseydi satım bedelinin tamamının murise ödendiği hususunda ifadede bulunacağını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekilin hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklı alacak istemine ilişkindir.
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 640. maddesinin ikinci fıkrası; “Mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.” hükmünü havidir.
2. Elbirliği mülkiyetin esasında, elbirliği halinde mülkiyeti meydana getiren kişilerin hepsinin bir arada hak sahibi olmaları yer alır. Bu mülkiyette malikler paydaş değil, ortaktır. Tüzel kişiliğe sahip olmayan bu ortaklıkta, hakkın süjesi ortaklık olmayıp bir bütün halinde elbirliğiyle hareket etmek zorunda olan ortaklardır. Ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır.
3. Elbirliği mülkiyeti gereği miras yoluyla terekeye dahil olan varlıklar ile ilgili mirasçıların bir kısmı tarafından dava açılması halinde, mirasçılar kendi açtıkları bu davayı yalnız başına yürütemeyeceğinden davanın bütün mirasçılar ile birlikte yürütülmesi gerekir. Bu durumda Mahkemece, açılan işbu davanın görülebilmesi için diğer mirasçıların davaya katılmalarının veya muvafakatlarının sağlanması veya 4721 sayılı Kanunun 640. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince terekeye temsilci tayin ettirmesi için davacılara uygun bir süre verilmesi gerekir.
4. Eğer diğer mirasçılar davaya katılmaz ve yazılı muvafakat da vermezler ise bu durumda davayı açan mirasçıların terekeye bir temsilci tayin ettirmesi gerekir. Terekeye atanan temsilci, bir kısım mirasçının açtığı davaya icazet verirse davaya tereke temsilcisi tarafından devam edilir. Terekeye temsilci atanması ve tereke temsilcisinin davaya devam etmesi halinde de, ayrıca diğer mirasçıların davaya katılmalarına veya muvafakatlarının alınmasına gerek yoktur.
5. Davayı açan mirasçı, kendisine 6100 sayılı Kanunun 94. maddesi uyarınca verilen kesin süreye rağmen diğer mirasçıların davaya katılmalarını veya muvafakat etmelerini sağlayamaz ve terekeye temsilci de tayin ettiremez veya terekeye atanan temsilci davaya icazet vermezse davanın reddine karar verilir.
6. Somut olayda; dosyada mevcut mirasçılık belgesine göre mirasbırakan ...'ın taraflar dışında bir mirasçısının daha olduğu, her ne kadar davacı vekili, müvekkilinin miras payı oranında talepte bulunduklarını beyan etmiş ise de yukarıda açıklandığı üzere tereke paylaşımı yapılmadan veya davaya konu hakkın paylı mülkiyete dönüşümü öncesinde, davacı mirasçının payı oranında tazminat talep edilebilmesi mümkün değildir. Bu durumda, mirasbırakanın terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu, terekenin tüm mirasçılar tarafından temsil edilmesi gerektiğinden davaya taraf olmayan diğer mirasçının muvafakatinin alınması ya da miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi, taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozulmasına karar verilmiştir.
7. Bozma nedenine göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2. Bozma nedenine göre taraf vekilllerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.