MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1365 E., 2025/1561 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2021/576 E., 2025/264 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin sol gözünde tümör olduğunu öğrenmesi üzerine davalı hastanede görevli diğer davalı göz doktorunun özel muayenesine başvurduğunu, 30.05.2020 tarihinde davalı hastanede göz ameliyatı gerçekleştirilmesinin kararlaştırıldığını, davalı doktorun ameliyatın başarı oranının % 97 olduğunu, son 5 yılda bu yöntemi uyguladığı yalnızca bir kişinin göz kaybı yaşadığını, bu ameliyatın ise %98 oranında başarılı olacağının garantisini vererek müvekkilini ikna ettiğini, müvekkilinin sol gözünün ameliyattan önce %70 oranında görebildiğini, tümörün yok edilmesi için ameliyat ile müvekkilinin gözünün içine altın plak takıldığını, 16 gün boyunca davalı hastanede yattığını, sonrasında tekrar ameliyat ile takılan altın plağın alındığını ve iki gün sonrada taburcu edildiğini, sol gözünde iyileşme beklerken görme kaybının her geçen gün arttığını, bu süreçte davalılara sürekli kontrol amaçlı giderek üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, davalı doktorun sürekli olarak müvekkiline görme kaybının zamanla yok olacağını, ameliyatının çok iyi geçtiğini ve başka doktorlara güvenmemesi gerektiğini beyan ettiğini, görme kaybının artması üzerine dava dışı doktora başvruduğunda; ameliyatın yanlış yapıldığını, göz içerisinde çukur oluştuğunu ve bu çukurda sıvı birikintisi meydana geldiğini, retinanın gözden ayrıldığını, çok acele bir şekilde gözün alınması gerektiğinin söylendiğini, bunun üzerine müvekkilinin derhal davalı doktora giderek durumu ilettiğinde, davalı doktorun ilk basta gözün iyi durumda olduğunu söylese de sonradan hatasını kabul ederek gözün alınması gerektiğini beyan ettiğini, davalı doktora güveni kalmayan müvekkilinin dava dışı devlet hastanesinde ameliyat olarak gözünü aldırdığını ve protez göz taktırdığını, davalı doktorun bilinen tedavi yöntemleri dışına çıkarak Türkiye'de çok nadir uygulanan altın plak takma yöntemini uygulamasının, piyasada kendi isminin duyulmasını sağlamak olduğunu, sonuçlarını bilmediğini bir yöntemi uygulamak için ısrar eden davalı doktorun müvekkilini kobay olarak kullandığını ileri sürerek, belirsiz alacak davası olarak, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, tedavi gördüğü süre boyunca çalışamadığı dönemde uğradığı kazanç kaybı için 10,00 TL, hayatta kazanma gücünün yitirilmesi veya azalması nedeniyle 10,00 TL, ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle 10,00 TL, tedavi için yaptığı ve yapacağı giderleri nedeniyle 10,00 TL, bakım ve bakıcı giderleri nedeniyle 10,00 TL, ayıplı hizmet nedeniyle davalı doktor ve diğer davalı hastaneye ödenen tedavi giderleri nedeniyle 10,00 TL olmak üzere şimdilik toplam 60,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın 30.05.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili; davacının klinik durumu göz önüne alındığında, bu boyuttaki tümörün tedavisi için tüm dünyada tercih edilen, hastanın gözünün ve dolayısıyla hayatının kurtulma şansının en çok arttıran bu tedavinin tercih edilmesi en doğru karar olduğunu, davacıya doğru zamanda, doğru yöntemlerle, doğru tedavinin komplikasyonsuz olarak uygulandığını, tümörün nüks etme oranının %3 olduğunu, vücuda yayılma ve plak sonrası gözde oluşabilecek risklerin tedavi öncesinde hastaya detaylıca anlatıldığını, göz alınsa bile bu risk aynı oranda mevcut olduğunu, müvekkillerinin hastaya uygulanan tedavide herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davacının uygulanan tedavi ve ameliyatlar öncesi sözlü ve yazılı olarak bilgilendirildiğini, tüm soruları cevaplanarak tedavi öncesinde imzasını içerir yazılı onayının alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan Adli Tıp Kurumu (ATK) ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, davacıda tespit edilen uvea melanomunun erişkinlerde en sık görülen primer göz içi kanseri olduğu, radyoaktif plak, brakiterapi ve gözün alınmasının sıklıkla uygulanan tedavi yöntemlerinden olduğunun tıbben bilindiği, dolayısıyla sol gözde koroidal malign melanom tanısıyla 30.05.2020 tarihinde davalı hastanede yapılan radyoaktif plak takılması ameliyatının endikasyonu ve tekniğinin tıbben uygun olduğu, yapılan işlem için bilgilendirme ve onam formunun davacı tarafından imzalandığı, alınan onamın tıbbi açıdan yeterli olduğu, takılan radyoaktif plağın 16.06.2020 tarihinde çıkarılmasının tıbben uygun olduğu, davacının 03.03.2021 tarihli muayenesinde; koroidal melanomun regrese olduğu, 11.06.2021 tarihli muayenesinde ise koroidal melanomda nüks tespit edildiği, bu bölgede lokalize tümörlerde gözün yerinde kalma oranının %80-93 arasında olmakla birlikte, bazı durumlarda radyoaktif plak tedavisine direnç nedeniyle nüks gelişebileceği, böyle bir durumda tedavi seçeneği olarak gözün alınabileceği, 30.06.2021 tarihinde dava dışı sağlık kuruluşunda nüks gelişmesi sebebiyle sol gözün alındığı, davalı doktorun eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, davalı hastanenin organizasyon hatasının bulunmadığı, 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereği; dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmayan davacının yemin teklif edemeyeceği, davalılara atf-ı kabil kusur durumu bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan ATK ve bilirkişi raporlarının denetime ve hükme esas alınmaya yeterli olduğu, Mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davalı doktorun ameliyatın başarı oranının %97 olduğunu, bu ameliyatın ise %98 oranında başarılı olacağının garantisini vererek müvekkilini ikna ettiğini, davalılar vekilinin cevap dilekçesinde; müvekilinin tümör kalınlığının ameliyat öncesinde 9.6 mm olduğunu, tümör kalınlığının 10 mm'den küçük olması halinde altın plak tedavi yönteminin en etkili tedavi seçeneği olduğunu, ardından ise kalınlığı 8 mm'den büyük tümörlerde gözün alınmasının daha doğru bir seçenek olduğunun hastaya bildirildiğini beyan ederek kendi içinde çeliştiğini, yanlış teşhisini ve kusurunu ikrar ettiğini, her ne kadar davalıların olası riskler ve ameliyat sonrası oluşabilecek komplikasyonlar hakkında müvekkilini bilgilendirdiklerini belirtmiş olsa da, ameliyatın %98 oranında başaralı geçeceği belirtilerek ısrarla ameliyat önermesine karşın müvekkilinin gözünün alınmasını istemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, bilirkişi Prof. Dr. ... ve davalı doktorun ... Derneğinin İstanbul Şubesi Genel Kurulunda delege olarak yer aldığını, birlikte birçok sempozyuma konuşmacı olarak katıldıklarını ve birbirlerini yakınen tanıdıklarını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davalı özel sağlık kuruluşu ile davalı doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Temyiz edilen kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle hükme esas alınan ATK ve bilirkişi heyeti raporlarının birbirleriyle uyumlu, hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, davacı tarafından imzalanan 30.05.2020 tarihli aydınlatılmış onam belgesinde açıkça; tedavi sonrasında komplikasyon olarak görme kaybı oluşabileceği ve tedaviye rağmen olguların yaklaşık %10'unda çeşitli nedenlerle gözün alınmasının gerekebileceğinin belirtildiğinin anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.