MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2021/280 E., 2023/203 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen kararı davalı (...) Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalılardan ... T.A.Ş’yi avukat sıfatıyla 34 adet tam yargı davasında temsil ettiğini, bu davalarda tarafların yargılama devam ederken sulh olduklarını ve davalı asilin devam eden davalardan feragat ettiğini, bu durumda sulh olan müvekkil ile hasımlarının avukatlık ücretlerinin ödenmesi bakımından müteselsil borçlu sayıldıklarını, 48.105.618.000 TL ücreti vekalet alacağı bulunduğunu ileri sürerek bu alacaktan 14.518.543.000 TL'sinin davalı ... ve Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığından; 33.587.075.000 TL'sinin ... ve Başbakanlık Hazine Müsteşarlığından müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı vekili; kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, alacağın zamanaşımına uğradığını, feragatin tek yanlı, kabule bağlı olmayan, hüküm ifade eden ve ihtilafı bitiren bir düzenleme olduğunu, sorumlulukları bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... A.Ş. vekili; dava dilekçelerinde harca esas (TL) olarak gösterilen müddeabih üzerinden son asgari ücret tarifesine göre hesaplanacak miktarı ödemeye hazır olduklarını belirtmiştir.
Davalı TMSF vekili; müvekkili TMSF'nin taraf sıfatının olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece, Dış Ticaret Müsteşarlığı yönünden talebin reddine, diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabulü ile 35.483.719.000 TL ücreti vekalet alacağından Hazine Müsteşarlığının sorumluluğu 32.217.708.000 TL ile sınırlı olmak üzere dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ait istemin reddine karar verilmiş; karar süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Dairece verilen 27.01.2021 tarihli ilamla; bozma nedenine göre temyiz eden tarafların diğer temyiz itirazları incelenmeksizin Mahkemece 24.04.2007 tarihinde tefhim edilen kısa kararda “Davanın kısmen kabülü ile 35.483.719.000 TL üzerinden kabülüne,” şeklinde karar verildiği, gerekçeli kararda ise “Dış Ticaret Müsteşarlığı yönünden talebin reddine, diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabulü ile 35.483.719.000 TL ücreti vekalet alacağından Hazine Müsteşarlığının sorumluluğu 32.217.708.000 TL ile sınırlı olmak üzere dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ait istemin reddine” şeklinde karar verildiği, kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratıldığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, bozma ilamı sonrasında alınan tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda davacının davada toplam olarak talep ettiği miktarlardan feragat ettiği miktarın mahsubu sonucu kalan 46.623.790.000 TL (yeni 46.623,79.TL), hesaplanan 76.640,50 TL'nin altında olduğundan, taleple bağlılık ilkesi gereğince; davalı ... (TMSF) den talep edilebilecek toplam miktar 46.623,79 TL'nin tamamından ...'ın sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile karşı vekalet ücreti alacağı yönünden açılan davanın feragat sebebi ile reddine, akdi vekalet ücreti alacağı yönünden açılan davanın davalı TMSF yönünden kabulü ile 46.623,79 TL akdi vekalet ücreti alacağının dava tarihi olan 26.06.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, davalı ... ile davalı ... Bakanlığına karşı açılan davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili; müvekkilinin taraf sıfatı olmadığını, davalı ... T.A.Ş.'ın tasfiye sürecinde olduğunu, tasfiye sürecinin henüz sonuçlanmadığını, dava konusu taleplerin muhatabının ... T.A.Ş.'ın tasfiye komisyonu olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, sulh nedeniyle ödenmeyen vekalet ücretinin tahsili istemine ilişkindir.
Davayı takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi adına hüküm alabilme yetkisidir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 53. maddesi). Sözü edilen kurum, şeklî taraf kuramının kabulünün sonucu olarak ortaya çıkmış ve sözü edilen kuramı tamamlamak amacıyla geliştirilmiştir. Davayı takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukukundaki karşılığını oluşturur. Ayrıca, bu kavram, davada taraf olmadığı hâlde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınmış olanların hukuki konumlarının açıklanmasında başvurulan bir kavram konumundadır. Kural olarak taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin davayı takip yetkisi vardır. Ancak bazı istisnai durumlarda davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti olmasına rağmen davayı takip yetkisi olmayabilir.
Taraf sıfatı (husumet) ise maddi hukuka göre belirlenen, bir subjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir subjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usuli hukuki ilişkinin sujesi olabilme ehliyetidir. Taraf ehliyetine sahip olan kişi, davada davacı veya davalı olabilecektir. Bu nedenle, taraf ehliyeti usuli bir kavramdır. Taraf ehliyetine sahip olabilmek için medeni hukuktaki hak ehliyetine sahip olmak gerekir. 6100 sayılı Kanun'un 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, taraf ehliyetine de sahiptir. Buna göre tüm insanlar, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti ise, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir (6100 sayılı Kanun'un 51. maddesi). Fiil ehliyetine sahip olan kişi, dava ehliyetine de sahiptir ve davayı yürütebilir, usul işlemlerini yapabilir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Davacı tarafta yer alan taraf için aktif dava sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, "sıfat" yerine "husumet" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Bu durumda ise dava esastan ret veya kabul edilir. Oysa dava şartları davanın esasına girilmesini engelleyen niteliktedir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu subjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece resen göz önünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davacı ya da davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin, ileri sürülme zamanı Kanun ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir defi de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde resen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur.
Tüzel kişiler gerekli organlara sahip olmakla fiil ehliyetini kazanırlar (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 49/1 maddesi). Tüzel kişinin iradesi organı aracılığıyla açıklanır (4721 sayılı Kanun'un 50/1 maddesi). Tüzel kişinin organı aracılığıyla hukuki işlemler yapabilmesi için kanuna uygun biçimde kurulmuş olması yanında hukuki varlığını da sürdürüyor olması gerekir. Varlığı sona eren tüzel kişinin organı bulunduğundan söz edilemeyeceği gibi hukuki işlemlerin tarafı olarak adına işlemler yapılabileceğinden ve bu kapsamda bir davada taraf ehliyeti bulunduğundan da söz edilemez. Tıpkı ölü kişinin taraf ehliyeti bulunmadığı gibi tüzel kişiliği sona eren ticaret şirketinin de taraf ehliyeti bulunmamaktadır.
Türk Ticaret Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca kurulmuş bir şirketin tasfiyesi, faaliyete son verme ve şirketin her türlü hesaplarının kapanması neticesini doğuran bir süreçtir. Şirketin fesih veya infisah edilmesi ile başlayan tasfiye süreci, tasfiye işlemlerinin tamamlanması sonrasında şirketin ticaret sicil kaydının silinmesi ile son bulur. Bu sürecin tamamlanması ile şirketin tüzel kişiliği de ortadan kalkar. Ancak, bir şirketin ticaret sicil kaydından terkin edilmesinden sonraki bir tarihte de borcu ortaya çıkabilir veya şirkete ait bir hakkın varlığı terkinden sonra öğrenilebilir. Bu gibi durumların ortaya çıkması hâlinde, şirketin ihyası davası açılması gerekmektedir. İhya süreci, bir anlamda şirketin geçici olarak canlandırılması anlamına gelmektedir.
Somut olayda, İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunun 613024 ticaret sicil numarasında kayıtlı davalı ... T.A.Ş.'ın, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 134/9 maddesi ve 02.09.2006 tarihli ve 26277 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun Kontrolündeki Şirketlerin Tasfiyesine Dair Yönetmelik" hükümleri uyarınca Fon Kurulunun 09.08.2007 tarihli ve 2007/382 sayılı kararı ile tasfiyesine ve sicilden terkin olunmasına karar verilmiştir. Karar gereği Fon adına hareket eden tasfiye komisyonu tarafından 15.08.2007 tarihli ve 2007-189/2 sayılı yazı ile İstanbul Ticaret Sicil Memurluğuna ilansız terkin işleminin yapılması hususunun bildirildiği, İstanbul Ticaret Sicili Memurluğunun 21.08.2007 tarihli ve 123293/72810 sayılı yazısı ile de anılan şirketin sicilden terkin edildiği, ... T.A.Ş. Tasfiye Komisyonu'nun 11.05.2017 tarihli, 02.12.2019 tarihli ve 16.01.2025 tarihli yazıları ile halen tasfiye işlemlerinin devam ettiği anlaşılmaktadır.
5411 sayılı Kanun’un 134/9 maddesinde, “...Fon Kurulu tarafından tasfiyesine karar verilen şirketlerin iflas ve ihyası istenemez...” hükmü bulunmakta olup, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun Kontrolündeki Şirketlerin Tasfiyesine Dair Yönetmelik’in 7/4 maddesinde de, “Kurul tarafından tasfiyesine karar verilen şirketlerin iflas ve ihyası istenemez.” denilmek suretiyle benzer şekilde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Davalı şirketin ihya edilemeyecek şekilde ticaret sicil kaydından terkin edilmesine ve tasfiyesine karar verilmesine göre yargılamanın devamı için husumetin kime yöneltilmesi gerektiği belirlenmelidir.
5411 sayılı Kanun’un 134/9 maddesi; “…Yapılan ilân neticesinde kayıt altına alınan alacaklar Fon tarafından bu Kanun, 6183 sayılı Kanun ve İcra ve İflas Kanununun 206. maddesine uygun olarak düzenlenecek sıra cetveli ile tasfiye kararı verilen şirketin alacaklılarına dağıtılır. Bu madde hükümlerine uygun olarak tasfiye olunan şirketlerin hâkim ortakları ve yöneticileri ile üçüncü şahıslar aleyhine açılan şahsi sorumluluk, iflas ve alacak davaları kanunî halef; ceza davaları kanunî müdahil sıfatıyla Fon tarafından devam ettirilir.” şeklinde düzenlemiştir.
Öte yandan, 01.09.2016 tarihli ve 29818 sayılı (2. mükerrer) Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin “Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun satış ve tasfiyeye ilişkin yetkileri” başlıklı 20/1 maddesinde “19.10.2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından devralınan şirketler ve bunların varlıkları ile ilgili olarak Fona verilen yetkiler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna verilen kayyımlık görevi ile satış veya tasfiye işlemlerinde, bu şirketlerin yahut bunların sahiplerinin Fona borçlu olup olmadığına ve varlıkları üzerinde Fon haczi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kıyasen uygulanır. Bu madde kapsamında Fon tarafından atanan veya görevlendirilenler, 5411 sayılı Kanunun 127. maddesi hükümlerinden yararlanır. Şirketlerin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere Fon Kurulu tarafından görevlendirilen tasfiye komisyonu, adli işlemler veya davalar bakımından taraf ehliyetine sahiptir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirketlerin ya da bunların varlıklarının bu madde kapsamında satışından elde edilecek tutarlar yargılamanın kesin hükümle sonuçlandırılmasına kadar bir hesapta nemalandırılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Belirtmek gerekir ki, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 20. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hüküm 24.11.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6758 sayılı Kanunun 20/1 maddesi ile aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
6758 sayılı Kanun’un 20/1 maddesinde açık bir şekilde belirtildiği üzere şirketlerin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere Fon Kurulu tarafından görevlendirilen tasfiye komisyonu taraf ehliyetine sahiptir. Bu itibarla, somut olayda husumetin tasfiye komisyonuna yöneltilmesi suretiyle yargılamaya devam edilmesi gerekmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.10.2020 tarihli ve 2016/865 E., 2020/733 K. sayılı ilamı).
O halde Mahkemece, husumetin tasfiye komisyonuna yöneltilmesi gerektiği gözetilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra esas hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi gereğince davalı ... yararına BOZULMASINA,
6100 sayılı Kanun’un Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Kanun’un 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
12.05.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.