(6831 S. K. m. 110)
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü;
Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; Ancak;
Sanığın babasından miras kalan evde, ablası, eniştesi ve yeğenleri ile beraber yaşamaya başladıkları sırada, iki aileye yetmeyecek olmasından ve evi boşaltmamalarından dolayı çıkan tartışma sonrasında, oturduğu evi yakmaya yönelik olarak otları tutuşturduğu, rüzgârın etkisiyle 875 m² orman alanının yanmasına sebebiyet verdiği dosya içeriğinden anlaşılmış olması karşısında; kasten orman yangınına neden olmak amacıyla hareket etmeyen sanığın, eyleminin dikkatsizlik ve tedbirsizlikle orman yangını çıkarmak suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 27.05.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Ceza Hukukunda kast önemli bir yer teşkil etmektedir. TCK'nun 45 nci maddesi Kast Kaidesini vaz ettikten sonra bu kaidenin bir istisnası olarak failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olarak bir fiilden dolayı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesnadır demek sureti ile kasıt olmaksızın dahi bir kimsenin cezalandırılmasını kabul etmiştir. Bu istisnai hüküm bir taraftan kastın aşılması sureti ile işlenen suçtan dolayı failin cezalandırılmasını mümkün kılmakta, diğer taraftan da taksir mefhumu adı altında anılan kusurluluk çeşidinden dolayı bir kimsenin cezalandırılmasını mümkün kılmaktadır. Kast doktrinde çeşitli şekilde tarif edilmiştir.
İtalyan Ceza Kanunu 43. madde fail tarafından kendi icra ve ihmalinin sonucu olarak öngörülen ve işlenen zararlı veya tehlikeli neticenin meydana gelmesi halinde kasti bir suçun meydana geldiği şeklinde tarif edilmiş.
İsviçre Ceza Kanunu'nda ise 18. maddede bilinç ve irade ile işlenmiş suç kasten işlenmiştir şeklinde belirtilmiştir.
Bu açıklamaların ışığı altında Kast öngörülen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelen irade şeklinde tarif edilebilir.
Kastın başlıca iki unsuru vardır.
a) Düşünce ve öngörme unsuru
b) İrade unsurudur.
Failin kasten hareket etmiş sayılabilmesi için tipe uygun hareketi önceden düşünüp öngörmüş zihninde şekillendirmiş olması gerekir.
Kasıtla taksirin ayrıldığı en önemli nokta burasıdır.
Fail neticeyi de düşünmüş, öngörmüş olmalıdır.
Bu netice icra suçlarında ve ihmal sureti ile icra suçlarından kanunun yasakladığı neticedir.
Fakat düşünme ve öngörme bilme ve işlemek demek değildir.
Bu itibarla kastın bulunduğunu kabul edilebilmesi için ikinci bir inceleme yapılmak ve işlemenin de buna eklenip eklenmediğini araştırmak gerekir. Buna irade unsuru denir.
Failin hareketinden ıraksatın dışında kalan ikinci derece neticelerde doğacaktır. Bunların da irade unsuruna girip girmediği, fail tarafından işlenip işlenmediğinin çözümlenmesi gerekir. Bu mesele hakkında varılacak sonuç sözü geçen neticeden dolayı failin kasıtla mı yoksa taksirle mi sorumlu tutulacağının belirlenmesine yol açacağı için büyük önem taşır.
Neticelerden hiçbirisi istenmemişse; maksadı oluşturan asıl neticenin gerçekleşmesi bakımından zorunlu nitelikle iseler failin bu ikinci derecedeki neticeleri de istediği ve iradesinin bunları da kapsamına aldığı kabul edilmek gerekir. Ne gibi zorunlu neticeler gerçekleşmişse yalnız onların faile yüklemesi uygundur. Zorunlu neticeler gerçekleşmiş ise failin kasten hareket ettiğinin kabulü gerekir.
Belirli olmayan kast ancak netice ile belirlenir. Bu gibi hallerin kesinlik öngörmesinden çıkarıp ihtimal ve imkan öngörmesine sokmak yerinde bir davranış olmaz. Mesela bir uçurumdan bir kaya parçasını bir kalabalığın üstüne fırlatan kimse bu hareketin birkaç kişinin ölmesine veya yaralanmasına sebebiyet vereceğini kesin olarak öngörmüştür. Fakat belirli bir kişinin öldürülmesine ve yaralanmasına yönelmiş olup da maksadını oluşturan iradenin dışında kalan zorunlu neticeler ancak gerçekleştikleri takdirde ve ölçüde faile yüklenir. Buna karşılık fail asıl hedef tuttuğu kimseye bir zarar verememişse kastının konusuna göre onu öldürmeye veya yaralamaya teşebbüs etmiş sayılır. Nihayet zorunlu neticeler gerçekleşmiş iseler gerçekleştikleri ölçüde fail bunları kasten meydana getirmiş sayılır. Hedef güdülen şahıstan başka birisi ölmüşse fail kasten adam öldürmekten, yaralanmışsa kasten müessir fiilden cezalandırılır.
Bir kimseye ateş eden mağdurun yanında bulunan kimseye de yaralayabileceğim bunun ihtimal dahilinde olduğunu öngörmüş olabilir. Bütün bu gibi hallerde fail gerçekleşmesini muhtemel gördüğü neticeleri önceden düşünmüş ve öngörmüş yani kastın birinci unsuru oluşmuştur. Bundan başka bir ihtimale rağmen hareketinden caymamak ve bunu yapmakla sözü geçen ikinci derece muhtemel neticelerin de gerçekleşmesini de istemiştir. Bu itibarla kastın ikinci unsuru da mevcuttur.
Bütün bu açıklamalar ışığı altında somut olay incelendiğinde; Sanık ablası ve eniştesi ile kendilerine miras kalan evde birlikte oturmaktadırlar. Evin paylaşılması yüzünden aralarında daha önceden müteaddit defa kavgalar olmuş sanık oturdukları evi yakmak istemiş fakat fark edilince söndürülmüş. Olay günü de aralarında kavga çıkmış sanık da ev kimseye yaramasın diyerek evin 15 m. etrafında bulunan otları yakmış fakat çıkan ateş ev yerine hemen yakınında bulunan ormanda 875 m2 yerin yanmasına sebep olmuştur. Keşif sonucu bilirkişi tarafından düzenlenen kroki incelendiğinde evin bir kısmı orman içinde bir kısmı orman dışındadır. Sanık evle birlikte ormanın da yanacağını düşünmüş ve öngörmüş yangını bilinçli olarak isteyerek çıkarmıştır. Yukarıdaki izahatların nazara alındığında kastın iki unsuru da olayda mevcuttur. Sanığın amacı evi yakmak olsa bile orman yandığına göre gerçekleşen zorunlu sonuçtan sorumlu tutulması ve kasten suç işlediğinin kabulü gerekir. Ormanın tedbirsizlik ve dikkatsizlikle yanması sonucu söz konusu değildir. Kaldı ki sanığın yeğenleri olan S. ve E. isimli tanıklar hazırlıktaki 01.10.2001 tarihli ifadelerinde sanığın evdeki kavgadan sonra evin yanındaki ormana doğru gittiğini ve ormanı yaktığını açıkça ifade etmişlerdir. Sonuç olarak mevcut kanıtları oluşa uygun şekilde değerlendirip suç vakfını doğru olarak tayin eden yerel mahkemenin kararında bir isabetsizlik bulunmadığından usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması gerektiği düşüncesinde olduğunuzdan çoğunluk düşüncesine katılmıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy