Müessir fiil suçundan sanık ...'nin, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 456/1, 457/1 ve 59. maddeleri gereğince 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Beyoğlu 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.12.2009 tarihli ve 2007/403 Esas, 2009/737 Karar sayılı kararının 22.03.2010 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde 14.10.2014 tarihinde kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle yapılan yargılama sonucunda hükmün açıklanmasına, adı geçen sanığın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 456/1, 457/1 ve 59. maddeleri gereğince 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.01.2019 tarihli ve 2018/647 Esas, 2019/31 Karar sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 20.10.2020 tarihli ve 2020/899 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.10.2020 tarihli ve 2020/94627 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/8. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde, sanığın beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulacağı ve denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı, aynı maddenin 11. fıkrasında, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde mahkemece hükmün açıklanacağı düzenlenmiş olup, duran zamanaşımının, denetim süresi içinde işlenen suçtan dolayı verilen hükümlülük kararının kesinleşmesi koşuluyla yeni suçun işlendiği tarihte yeniden işlemeye başlayacağı dikkate alınarak, somut olayda sanığın kasten yaralama şeklindeki eyleminin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4 ve 104/2. maddelerine göre hesaplanan 7 yıl 6 aylık olağanüstü zamanaşımına tabi olduğu, suçun işlendiği 28.05.2005 tarihinde işlemeye başlayıp, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 22.03.2010 tarihi ile yeni suçun işlendiği 14.10.2014 tarihleri arasında durmasını müteakip, kaldığı yerden yeniden işlemeye başladığı ve hükmün açıklandığı 15.01.2019 tarihine kadar kesintisiz işleyerek tamamlanmış olduğu anlaşıldığından, kamu davasının düşürülmesi yerine yargılamaya devamla sanığın mahkûmiyetine dair yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanığa yüklenen müessir fiil suçunun gerektirdiği suç tarihi itibariyle sanığın lehine olan 765 sayılı TCK'nin 456/1. maddesinde öngörülen cezanın türü ve üst haddine göre, 765 sayılı TCK’nin 102/4 ve 104/2. maddelerinde "7 yıl 6 aylık" olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, 5 yıllık denetim süresini içeren "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" kararının kesinleşme tarihi olan 22.03.2010 tarihinden hükmün açıklanmasına neden olan ihbara konu olan kasıtlı suçun işlendiği tarih olan 14.10.2014 tarihleri arasındaki sürede dava zamanaşımının durduğu ve duran süreler düşüldükten sonra, suç tarihi olan 28.05.2005 tarihinden hüküm tarihi olan 15.01.2019 tarihine kadar 765 sayılı TCK’nin 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen "7 yıl 6 aylık" olağanüstü dava zamanaşımı süresinin 20.06.2017 tarihinde dolduğu anlaşılmıştır.
Bu nedenle, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; sanık hakkında müessir fiil suçundan İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.01.2019 tarihli ve 2018/647 Esas, 2019/31 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nin 309/4. maddesinin (d) bendi gereğince kanun yararına BOZULMASINA ve gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle sanık hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK'nin 223/8. maddesi uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.12.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy