(1086 S. K. m. 13) (743 S. K. m. 618, 679)
Dava: Dava dilekçesinde suya vaki elatmanın önlenmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın bir kısım davalılar yönünden kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davacı ve bir kısım davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davada, davacı köyün sulamada yararlandığı ... deresine ve bu dereyi besleyen bazı kaynak sularına davalılar tarafından haksız elatıldığı öne sürülerek bu elatmaların önlenmesi istenmiştir.
Mahkemece, davalılardan A.Y., A.Y. ve F.S.'in elattığı kaynakların çıktığı yerlerin, ... İlçesi sınırları içinde kaldığından bahisle bunlar hakkındaki davanın yetki yönünden reddine karar verilmiştir.
Oysa; adları geçen davalıların elattıkları kaynakların çıkış yerleri, davanın görüldüğü ... İlçesi sınırları dışında ve ... İlçesinin sınırları içinde kalsa bile, bu kaynakların akıp davacı köyün kullanımındaki (Ödemiş sınırları içerisinden geçen) ... deresine karıştıkları cihetle ve davada, söz konusu dereyi besledikleri iddiasıyla bu kaynak sularına elatmanın önlenmesi istendiğine göre, HUMK. nun 13. maddesinde (taşınmaz mallara ilişkin olarak) öngörülmüş bulunan kesin yetki kuralının bu olayda uygulama yeri yoktur ve dolayısıyla onlar hakkındaki davayı görmeye de Ödemiş mahkemeleri yetkilidir.
Öte yandan; dava konusu yapılan ... deresi ve kaynak sularının genel sulardan olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Genel sulardan ise herkes kadim ya da öncelikli kullanım haklarını engellememek koşuluyla faydalı ihtiyacı oranında yararlanabilir.
Kadim veya öncelikli yararların haklarının varlığı ve biçimi de ancak, davada çıkar ilişkisi bulunmayan tarafsız yerel bilirkişi ve tanık anlatımları ile belirlenir.
O halde, başka köy ve köylerden seçilecek yerel ve ayrıca uzman teknik bilirkişiler aracılığıyla yeniden keşif yapılarak; öncelikle anılan dere ve bir kısım davalıların elattıkları kaynakların olaydan önceki kullanım şeklinin ve kadim ya da öncelikli yararların hakkının hangi tarafa ait olduğunun ve ondan sonra da bu kaynak sularının hortumla alınıp başka yere götürülmesi sonucu söz konusu derede kalan suyun miktarının ve bu su ile öteden beri sulanan arazilerin alanlarının belirlenmesi ve deredeki suyun (sulanan bitki türleri de gözetilerek) bu arazilere yetip yetmeyeceğinin ve yetersizlik durumunda ise kaynakların dere suyunu etkileme derecesinin kesin olarak saptanması ve ortaya çıkacak sonuçlara uygun bir karar verilmesi gerekirken bu yönlerden eksik inceleme ile ve (davacı köy halkından olmakla) çıkar ilişkisi bulunduğu varsayılan yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulması ve yetkisizlik kararı verilmesi doğru değildir.
Ayrıca; haklarındaki davanın açılmamış sayılmasına karar verilen ve vekille temsil edilen davalılar İ.G., M.A., T.İ. ve A.D. yararına, dava tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 8. maddesi uyarınca vekalet ücreti tayin edilmesi gerekirken, bu hususta bir karar verilmemiş ve yargılama giderlerinin, kabul ve red durumuna göre paylaştırılmamış olması da yasaya aykırıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy