(818 S. K. m. 49, 98)
Dava: Dava dilekçesinde aleyhine yapılan icra takibi bedeli 177.671.964 lira borçlu olmadığının tespiti ile 200.000.000 lira manevi tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü (borçlu olmadığının tespiti ile 200.000.000 lira manevi tazminatın tahsili) cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, Türkcell abone hattını kapatıp cep telefonunu iade ettiği ve iade tarihinde tüm borçlarını ödediği halde aleyhine icra takibi yapıldığını, davalıya hiçbir borcunun olmadığının tespiti ile 200.000.000 lira manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, faturada yer alan kullanım bedelinin hesap kesim tarihine kadar ulaşan santral kayıtlarının ücretlendirilmesinden kaynaklandığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne, davacının borçlu olmadığının tespiti ile 200.000.000 lira manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş olup hükmü davalı şirket (Türkcell) temyiz etmektedir.
Uyuşmazlık konusunu abone hattının iptal edilmesinden sonra gönderilen fatura bedelleri oluşturmaktadır. Davalı taraf delil listesinde davacının santral kayıtlarına dayandığı halde bu konuda herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Bu kayıtlar getirtilip gerektiğinde uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yapılarak talep edilen fatura bedelinin abone hattının iptali tarihine kadar gerçekleşip gerçekleşmediğinin usulünce saptanması gerekmektedir.
Mahkemece ticari bir kurum olan davalının abone sözleşmesinin iptal edildiği sırada tüm alacaklarını davacıdan alması tacir olmasının gereğidir denilmek suretiyle davanın kabulünde isabet görülmemiştir.
Bundan ayrı olarak; davalının kullanılmayan bir telefondan dolayı para istemesi ve milyonlarla ifade edilen sayıdaki insanlara hizmet veren davalı yanın davacı aleyhine icra takibine geçmesi, işinde ciddi davranmadığını gösterdiği ve davacı yanı incittiğinden bahisle manevi tazminata hükmedilmiştir. Oysaki; Borçlar Kanunun 98. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, her ne kadar haksız eylemlerden doğan sorumluluğa ilişkin hükümler ve bu arada BK. 49. maddesi hükmü kıyas yolu ile sözleşmeye aykırı davranma hallerinde de uygulanabilir ise de, bu hükmün sözleşmeye aykırılık teşkil eden bütün davranışlara uygulanacağı anlamına gelmez.
Sözleşme hükümlerine aykırılık hallerinde, bu aykırı davranış eğer kişilik haklarını ihlal etmişse ve BK. 49. maddesinde öngörülen koşulların varlığı sabit olursa ancak o takdirde manevi tazminata hükmedilebilir. Davacının kişilik haklarının nasıl ve ne şekilde ihlal edildiği karar yerinde belirtilmemiş ve sorumluluk için öngörülen koşulların var olup olmadığı tartışılmamıştır. Mahkemece yazılı gerekçeyle manevi tazminat talebinin kabulünde isabet görülmemiştir,
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.6.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy