(2709 S. K. m. 36, 12, 17) (743 S. K. m. 24, 24/a) (818 S. K. m. 49)
Dava: Dava dilekçesinde 350.000.000 lira tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar; Belediye Meclis ve encümeninde görev yaptığı dönemde babaları (murisleri) İ. Kapkıran hakkında yollara bordur taşı döşeme işinde yolsuzluk yaptığı iddiası ile İçişleri Bakanlığı'na asılsız şikayette bulunan ve kişilik haklarına bu yolla saldırıda bulunan davalıdan toplam 350.000.000 lira manevi tazminatın tahsilini talep ve dava etmişlerdir.
Davalı, mirasçıların manevi tazminat davası açamayacaklarını, şikayet hakkını kullandığını, şikayette davacıların murisinin isminin geçmediğini, aynı dilekçedeki bazı şikayetler nedeniyle murisin mahkum olduğunu, bu nedenlerle de davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasanın Hakların Korunması ile ilgili hükümler başlığı adı altında ve 36.maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekliyle yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın 12. ve 17. maddelerinde ise; herkesin kişilik, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu belirtilmiş, kişilik haklarına karşı uygulanan saldırıların dava yolu ile korunacağı Medeni Kanunun 24 ve 24/a maddelerinde, yaptırımı (müeyyidesi) ise Borçlar Kanununun 49.maddesinde düzenlenmiştir.
Türk Medeni Kanununun 24/a maddesi 4.5.1988 tarih ve 3444 sayılı yasa ile değiştirilerek kişiliğin korunması amacıyla dava hakkının miras yoluyla intikal edeceği kabul edilmiştir. Bundan ötürü murisin kişilik haklarına saldırı halinde mirasçıların davacı sıfatıyla manevi tazminat davası açmak suretiyle zararın giderimini istemelerine kanuni bir engel bulunmamaktadır.
Somut olayda davalının, katıldığı ihaledeki usulsüzlükler ile Belediyenin diğer hizmetlerindeki usulsüzlükleri önce Cumhuriyet Savcılığına bildirdiği, soruşturma devam ederken İçişleri Bakanlığı'na da bir dilekçe gönderdiği, bunun üzerine müfettiş tarafından ön soruşturma başlatıldığı anlaşılmıştır. N. İnce hakkında yapılan bu tahkikat sonunda ilçede bulunan yollara taş döşemek için yapılan ihalelerde bazı şekil hataları tespit edilmiş ancak, suç unsuruna rastlanmadığından soruşturma izni verilmemiştir. Bu ön soruşturmada davacıların murisi İ. Kapkıran tanık olarak dinlenmiş, bundan dolayı onun yönünden olumlu veya olumsuz bir karar da verilmemiştir.
Davalı, Cumhuriyet Savcılığında müşteki sıfatıyla verdiği 26.2.1999 tarihli ifadesinde davacıların murisi İ. Kapkıran'ın 4.parsel sayılı taşınmaz ihalesinde başkan vekilliği yaptığını ve bu ihaledeki usulsüzlük nedeniyle şikayetçi olduğunu bildirmiş, ancak bu şikayetten dolayı ise davacıların murisi Asliye Ceza Mahkemesinde ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanarak mahkum olmuş ve karar kesinleşmiştir.
Açıklanan bu hususlar nazara alındığında, bu davada manevi tazminat istemine esas teşkil ettiği kabul edilen şikayet olarak İçişleri Bakanlığı'na yapılan şikayet esas alınabilir. Bu şikayette ise davacıların murisi hakkında açık bir suçlama bulunmadığı için şahsı hakkında ön inceleme (tahkikat) yapılmamış, tanık olarak ifadesi alınmış ve ön inceleme sonucundaki karar ise N. İnce hakkında düzenlenmiştir. Bundan ötürü N. İnce'nin geçirdiği tahkikat nedeniyle davalı hakkında açtığı ve kabul ile sonuçlanan manevi tazminata ilişkin hükmün bu dava için kuvvetli delil teşkil ettiğinin kabulü doğru değildir.
O halde davacıların murisine yönelmiş, salt zararlandırmaya yönelik haksız şikayetin varlığı kanıtlanmış değildir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.09.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy