(818 S. K. m. 41) (2918 S. K. m. 107) (YHGK. 24.01.1990 T. 1989/4-635 E. 1990/17 K.)
Dava: Dava dilekçesinde (374.868.000) lira tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 93.000.000 liranın 27.12.1999 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsili cihetine gidilmiş, hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Karar: Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili, davalıya ait aracın müvekkili kuruma ait araca çarparak 374.868.000 lira hasara neden olduğunu beyanla olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte hasar bedelinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı savunmasında özetle: 27.12.1999 günü iş dönüşünde aracını evin önüne park ettiğini, kapılan kilitleyip kontak anahtarını alarak evine çıktığını, gece yarısı karakoldan gelen telefonla aracının kazaya karıştığını öğrendiğini, aracı çalan kişiler tarafından hasara neden olunduğunu, her türlü tedbir ve önlemi almasına rağmen iradesi dışında gerçekleşen bu zarardan kusurlu olmadığını beyan etmiştir.
Mahkemece, davalıya ait aracın sürücüsünün %100 kusurlu olmasına ve mülkiyetinin davalıya ait bulunmasına göre bilirkişi raporunda belirlenen 93.000.000. lira hasar bedeli üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara ve kararın dayandığı gerektirici nedenlere göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, davalı vekilinin temyiz talebine gelince; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 107. maddesi, çalınan veya gasp edilen araçlarda sorumluluğun ne yolda olacağını özel olarak düzenlemiştir. Bu maddenin 1. fıkrasının 3. cümlesinde işleten kendisinin veya eylemlerinden sorumlu çalınmasında veya gasp edilmesinde kusurlu olmadığını ispat ederse sorumlu tutulamaz. hükmü yer almaktadır.
Davaya konu olayda, davalıya ait aracın çalınmış olduğu dosyadaki belge ve bilgilerden anlaşılmaktadır. Burada üzerinde durulması gereken yön, çalınma olayında davalının kusuru bulunup bulunmadığıdır. Kusurun varlığı için davalının kendisinden beklenilen özeni göstermemiş olması gerekir.
Davalı kusursuz olduğunu ispat için karakolda düzenlenmiş olan evrakları ibraz etmiş, tehlikeli araç kullanmak suçuyla ilgili aleyhine verilen ceza kararnamesine itiraz üzerine, savunmasına itibar edilerek ceza kararnamesinin ortadan kaldırıldığına dair kararı sunmuştur. Karakolda olay gecesi düzenlenen görgü ve tespit tutanağı ile mukayese tutanağından; davalıya ait aracın kaza mahallinden 500-600 metre ileride terk edilmiş vaziyette bulunduğu, kapılarının açık olup kontak anahtarının üzerinde olduğu, araç sahibi davalıya ulaşılarak çağrılması sonucu yanında getirdiği aracın kontak anahtarı ile araca takılı kontak anahtarının farklı olduğunun çizimlerle anlaşıldığı ancak her iki kontak anahtarının da aracı çalıştırdığı, bagaj kapısının anahtar yuvasının sökülmüş olduğu belirlenmiştir.
HGK'nun 24.1.1990 tarih, 1989/4-635 E. 1990/17 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, araç sahibi davalının, sorumluluktan öze kurtuluş nedeninden yararlanabilmesi için evi önünde park ettiği aracının kapılarını kilitleyerek anahtarı beraberine almasından başka çalınmayı önleyici yüksek özen gerektirici nitelikte başka önlemleri de alması istenemez.
Mahkemece karar gerekçesinde, davalının kusuru ve özen yükümlülüğü tartışılmadan, özen göstermediği olgusunun neye dayandırıldığı açıklanmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 22.10.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy