(4721 S. K. m. 176/3) (743 S. K. m. 145)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili dilekçesi ile müvekkilinin davalıdan 21.10.1998 tarihinde boşandığını, boşanma kararı ile birlikte aylık 15.000.000 lira yoksulluk nafakası bağlandığını, 2.12.1999 tarihinde nafakanın artırılması için açtıkları davanın ret edildiğini, boşanma kararından beri şartların değiştiğini, nafakanın hiç artırılmamasının mağduriyetine sebep olduğunu iddia ederek, aylık nafakanın 125.000.000 liraya yükseltilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; toplanan delillerden, davalının yaşlı olup, bakıma ihtiyacı bulunduğunu, kendisine bakılmak için elindeki öğretmen emekli maaşından başka gücünün olmadığını, tarafların boşanmalarından bu yana maddi gelirlerinin arttığı veya azaldığı savının soyut bir iddia olduğu, zira davacının aldığı Bağ-Kur maaşının da arttığını, dolayısıyla sosyal dengenin bozulmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Önceki artırım davasında; mahkemece, yoksulluk nafakasının 50.000.000 liraya çıkartılmasına karar verilmesi üzerine, bu karar temyiz edilmiş, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 5.2.2001 gün ve 2001/1298- 1906 sayılı ilamı ile Toplanan delillerden kadının düzenli olarak Bağ-Kur'dan 82.000.000 lira gelir elde ettiği anlaşılmaktadır. Daha önce bağlanan 15.000.000 lira yoksulluk nafakası ile bu miktar 97.000.000 liraya ulaşmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında davacının elde ettiği aylık gelir onu yoksulluktan kurtaracak boyuttadır. İsteğin bu sebeple reddi gerekirken, yazılı şekilde nafakanın artırılması usul ve yasaya aykırıdır gerekçesi ile mahkeme kararı bozulmuş, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Medeni Kanunun 144. maddesi (TMK.175.mad.) uyarınca; boşanma yüzünden yoksulluğa düşen eş, boşanmaya yol açan olaylarda daha ziyade kusurlu olmamak koşuluyla geçimi için diğerinden mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Boşanma kararı ile yoksulluk nafakası isteme hakkını kaybetmemiş (MK.145/3) (TMK.176/3) ve değişen durumlarda hakkaniyet gerektiriyorsa iradın artırılmasına da karar verilebilir. (MK.145/4-TMK.176/4)
Yoksulluğun hukuksal kavramı anılan maddelerde tanımlanmamış ise de; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.
Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir. (HGK.07.10.1998 gün 1998/2-656 E- 1998/688 K, 26.12.2001 gün 2001/2-1158-1185 sayılı ve 01.5.2002 gün 2002/2-397-339 sayılı kararları)
Somut olayda; davacının Bağ-Kur'dan emekli maaşı aldığı anlaşılmaktadır. Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Davacının, dava tarihinde ne kadar emekli maaşı aldığı, ilgili kurumdan sorulup saptanmamıştır. Önceki artırım davasında; davacının aldığı maaş ile davalıdan aldığı nafaka toplamının davacıyı yoksulluktan kurtaracağı belirtilmiş ise de; bu davayla ilgili olarak yukarıdaki Hukuk Genel Kurulu kararları çerçevesinde yoksulluk durumunun mevcut olup olmadığının yeniden değerlendirilmesi gerekir. Zira, geçen süre içerisinde şartların değiştiği muhakkaktır. Değerlendirmede; ülke ekonomisinde gelişmeler, paranın satın alma gücündeki azalma, insanca yaşama olanakları ve yurt gerçekleri de gözetilmelidir. Mahkeme gerekçesinde ki; davalının yaşlı olduğu ve bakıma muhtaç bulunduğu görüşü doğru olmakla birlikte, davacı kadının da yaşlı olup aynı şartlarda yaşam mücadelesi verdiği göz ardı edilmemelidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, mahkemece; dava tarihi itibariyle tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını araştırıp, davacının yoksulluk durumunun değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın ret edilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy