(167 S. K. m. 1) (743 S. K. m. 679)
Dava: Dava dilekçesinde suya vaki elatmanın önlenmesi, masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, davacının kendisine ait taşınmaz içine DSİ. Müdürlüğünün 6.12.1993 tarihli izni ile açtığı kuyu suyunun davalıların komşu 596 parsel sayılı taşınmaz içine açtıkları kuyu nedeniyle etkilendiğini iddia ederek davalıların kuyularının kapatılması suretiyle el atmalarının önlenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, kuyuyu bilmeden izinsiz açmışlar ise de davadan sonra DSİ. Müdürlüğünden izin belgesi aldıklarını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
MK. nun 679. maddesinde yapılan değişiklik ile yer altı sularının genel olarak menfaati umuma ait su olduğu, arz malikinin onun altındaki suya da malik olmadığı, kullanımının özel kanunda gösterileceği belirtilmiştir. Bu ilke ışığında çıkartılan 167 Sayılı Yer altı Suları Kanunu'nun 1. maddesinde ise yer altı sularının genel su olduğu açıklanmıştır. Bu sular Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Devlet ise iş bu yetkisini 6200 Sayılı Yasa ile kurulan DSİ. Genel Müdürlüğü aracılığıyla kullanmaktadır.
Yasa uyarınca yer altı suyu işletme sahası içinde açılacak kuyuların sayısı, özellikleri DSİ. tarafından tayin ve tesbit edilir. Bu saha dışında kalan yerlerde ise toprak sahibi toprağında yer altı suyu aramak, bulduktan sonra kullanmak hakkına sahiptir. Ancak ikinci kuyu sahibi birinci kuyu sahibinin ihtiyacı kadar ki suya engel olmaması koşuluyla kullanabilir. Birinci kuyu sahibinin ihtiyacına yeter miktarda suyun azalmasına neden olursa ikinci kuyu sahibinin müdahalesinin bu oranda önlenmesine karar vermek gerekir.
Mahkemece, davacının ihtiyaç fazlası su bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın, davalıların açtığı kuyunun davacının suyunu %10 azalttığı ve kapatılması halinde bu düşüşün ortadan kalkacağına dair bilirkişi raporu yeterli görülerek hüküm oluşturulmuştur.
Davacının ihtiyaç fazlası suyu varsa, davalıların açtığı kuyudan etkilenmiş olması tek başına kuyunun kapatılmasına neden olamaz.
Kaldı ki; hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda davalıların su kullanma belgesinde 13 lt/sn su çekmelerine izin verildiği halde 19 lt/sn su çektiklerini bu nedenle davalılara ait 2 nolu kuyudan su çekiminin izin gibi 13 lt/sn'ye indirilerek etkilenme durumunun tesbitinde yarar bulunduğunu açıklamıştır.
Bu durumda davalıların ne kadar su kullanması halinde davacının kuyusunun etkileneceği açıkça saptanmak, kalan suyun öncelikle davacının ihtiyacına yetip yetmediği de gözetilmek (kuyunun kapatılmasının en son çözüm olduğu itibarla) ve tarafların kuyudan çekecekleri miktar araştırılmak suretiyle sonucuna göre davacının ihtiyacına yeterli suyunun etkilenmiş olması halinde davalıların elatmasının önlenmesine ve kuyunun kapatılmasına karar vermek gerekirken eksik inceleme ile hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.10.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy