(743 S. K. m. 679) (4721 S. K. m. 756) (167 S. K. m. 1) (Yeraltı Suları Tüzüğü m. 1)
Dava: Dava dilekçesinde suya vaki elatmanın önlenmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı (Köy Hizm. Gen. Müd) tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı taraf, kadimden beri zilyedliklerinde bulunan gayrimenkulden çıkan suya davalılar Emirşah Köyü Muhtarlığı ile Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün sahiplenmek suretiyle elattıklarından ötürü suya vaki elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, diğer davalı Emirşah köyü içme suyunun yetersizliği nedeniyle araştırma yapıldığını ve dava konusu yerin devletin hüküm ve tasarrufunda, orman sayılan yerlerden olduğundan içme suyu temini için çalışmalar yapıldığını, bu nedenle davanın idare mahkemesinin görevine girdiğini, diğer davalı Emirşah köyü muhtarlığı ise davacıların kadim hakları olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu suyun orman sayılmayan yerden çıktığı, uzun yıllardır davacı tarafın zilyetliğinde olup ibraz ettiği eski tapunun sınırları uyduğundan ötürü davalıların kaynağın bulunduğu 2 m2'lik yere elatmalarının önlenilmesine karar verilmiş olup hükmü davalı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü temyiz etmektedir.
Genel sulardan yararlanmak, kadim hakkın varlığına bağlı olmayıp, herkes faydalı ihtiyacı oranında bu tür sulardan başkalarının kadim ya da öncelikli kullanım haklarını engellememek koşuluyla yararlanabilir.
Medeni Kanunu madde 679/3. fıkrasına (TMK. m. 756) göre, yeraltı suları, anılan maddenin 1. fıkrasında sözü edilen ve kaynadıkları toprağın mülkiyeti ile birlikte iktisap edilen kaynaklardan farklı bir statüye sahip olup bu statü 16.12.1960 tarih ve 167 Sayılı Yeraltı Suları Hakkındaki Kanun ile bu kanuna göre çıkarılmış olan 5/1465 Sayılı Yeraltı Suları Tüzüğünde belirlenmiştir.
Diğer taraftan Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarına göre; tapulu yerden kaynasa bile, bir suyun kaynadığı taşınmazın sınırları içerisinde kalamayacak kadar büyük olması veyahut suyun özel mülkiyete bağlı olması kamu için zararlı olacağı hallerde kaynağın arzın mütememim cüz'ü hükmünde tutulması mümkün görülmemektedir. Mahkemece jeolog bilirkişiden rapor alınmış ise de; dava konusu suyun bu niteliklere sahip olup olmadığı bilirkişi raporundan anlaşılmamaktadır.
Mahkemece, dava konusu suyun gerek Medeni Kanunun 679. maddesinin son fıkrası, gerekse 167 Sayılı Yeraltı Suları Hakkındaki Kanunun 1. maddesi kapsamında olan genel sulardan olup olmadığı, yeraltı sularından anlayan jeolog uzmanlar marifetiyle araştırılarak ve davalı tarafın savunmaları üzerinde durularak hasıl olacak sonuç dairesinde karar verilmesi gerekir.
Eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 04.11.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy