(818 S. K. m. 101)
Dava: Dava dilekçesinde nafaka alacağının geç ödenmesinden kaynaklanan 1.676.000.000 lira faiz alacağının masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili dilekçesinde; Davalı tarafın Nevşehir 1. İcra Müdürlüğünün 1995/1345 sayılı takip dosyası ile yoksulluk nafakası ödediğini; ancak, her ay ödenmesi gereken nafakanın uzun zaman geçtikten sonra ödendiğini bu nedenle faiz alacağının doğduğunu iddia ederek, Ocak 2000 dönemine nakledilen 383.400.000 TL nafaka alacağı için 22 aylık faiz tutarı 421.000.000 lira ile Ocak 2000 tarihinden itibaren aylık 100.000.000 lira nafakanın temerrüt durumuna göre faizi 1.255.000.000 TL ki toplam 1.676.000.000 TL faiz alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava konusu alacağın dayanağı 21.12.2000 tarih ve 2000/10-361 sayılı Nevşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin nafakanın artırılmasına ilişkin ilamı olup, kararla; 5.1.2000 tarihinden geçerli olmak üzere 50.000.000 lira olan yoksulluk nafakasının 100.000.000 liraya çıkartılmasına karar verilmiştir.
Davacı taraf ilamı icraya koymuş, davalıya 15.1.2001 tarihinde icra emri gönderilmiştir. Davalı bu borcunu 8.11.2001 tarihinde icra dairesine ödemiştir.
Davada, Ocak 2000 (dava) tarihinden itibaren faiz hesaplaması yapılarak istemde bulunulmuş, mahkemece de istem aynen kabul edilmiştir.
Nafaka hükmü hakimin takdirine bağlı olup dava tarihinde muayyen ve muaccel değildir. Bu sebeple dava tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilemez.
Borçlar Kanununun 101. maddesine göre; muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Ancak, ilama dayanan ve icra takibinin konusunu teşkil eden nafaka alacağının hüküm tarihinde muaccel hale geldiği kuşkusuzdur. Artık borçluya hükmolunmuş alacak miktarını ödemesi için ayrıca bir süre verilmesine bin netice ihtara gerek kalmamaktadır. Alacaklı her an talep hakkına haizdir. Bu durumda davacı nafaka alacaklısı hüküm tarihinden itibaren temerrüt faizi isteyebilir.
Mahkemece, nafaka farkından doğan işlemiş faiz alacağının hüküm tarihinden başlayarak, nafaka borcunun ödendiği tarihe kadar bilirkişiye hesaplattırılarak, sonucu dairesinde hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 23.9.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy