(4721 S. K. m. 4, 176/4)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı dilekçesi ile; boşanma kararında kendisi için aylık 60.000.000 lira yoksulluk, müşterek çocuk için de aylık 50.000.000 lira iştirak nafakasına hükmedildiğini, aradan 1,5 yıldan fazla zaman geçtiğini, bu süre içerisinde paranın satın alma gücünün düştüğünü ve ihtiyaçlarının arttığını ileri sürerek, aylık nafakanın kendisi için 120.000.000 liraya, çocuk için ise 100.000.000 liraya çıkartılmasını talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; çocuk için 50.000.000 lira olan iştirak nafakasının 40.000.000 lira arttırılarak 90.000.000 liraya çıkartılmasına, davacının yoksulluk nafakası artırımı isteminin ise; davacının sabit aylıkla çalışmaya başlaması nedeni ile reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında, asgari ücretle çalışılmakta bulunulması yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir (HGK. 7.10.1998 gün 1998/2-656 E, 1998/688 K, 26.12.2001 gün 2001/2-1158-1185 sayılı kararları).
Somut olayda; davacı eşin 161.000.000 lira civarında olduğu anlaşılan maaşla Isparta Kız Yetiştirme Yurdunda işçi olarak çalışmaya başladığı belirlenmiş olup, yukarıda açıklandığı üzere; aylık 161.000.000 lira maaş ve alınan aylık 60.000.000 lira nafakanın toplamı olan 221.000.000 liranın davacıyı yoksulluktan kurtarmayacağı ve ona insanca yaşayıp geçinme olanağı sağlamayacağı kuşkusuzdur. TMK.nun 176/4 maddesine göre; tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması ya da azaltılmasına karar verilebilir. Davanın açılması belli bir zaman geçmesine bağlı tutulmamıştır. Kararın kesinleşmesinden kısa bir zaman sonra dava açılması halinde mahkemece yapılacak iş, bu süre içerisinde tarafların ekonomik durumlarında önemli bir değişiklik olup olmadığını araştırmak, ülke ekonomisindeki dalgalanmaları gözetmek ve TMK. nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de nazara alınarak oluşacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibaret olmalıdır. Mahkemenin de kabul ettiği gibi ilk nafakanın hükmedildiği tarihten itibaren davalının aylığı artmıştır. Davacının ise, yargılama sırasında asgari ücretle işe girdiği tespit edilmişse de; bu işin sürekli olmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece; davacının yoksulluğunun devam ettiği kabul edilerek, davalının geliri ile orantılı olacak şekilde nafakanın hakkaniyet ölçüsünde artırılması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde talebin reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 29.09.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy