(818 S. K. m. 49)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka ve tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili dilekçesi ile; müvekkili ile davalının 1986 yılında boşandıklarını, müşterek çocuk Enis'in müvekkili yanında kaldığını, çocuğun okul ihtiyaçlarının artması nedeni ile müvekkilinin bu giderleri tek başına karşılayamadığını iddia ederek; aylık 100.000.000 lira nafakanın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemenin 2002/51 Esas sayılı dava dosyasında da; nafaka davası açılması üzerine, davalının nesebin reddi davası açtığını, yapılan yargılama sonucunda küçük Enis'in davalının çocuğu olduğuna karar verildiğini; davalının, küçük Enis'in kendi çocuğu olmadığını iddia etmesi nedeni ile müvekkilinin küçük düşürüldüğünü, onurunun kırıldığını, çocuğuna karşı mahcup olduğunu, bu yüzden duyduğu elem ve ızdırabın giderilmesi için 1.000.000.000 lira manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, iş bu dava, nafaka davası ile birleştirilmiştir.
Mahkemece, iştirak nafakası talebinin kabulüne, birleşen dosyadaki manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulü ile; 500.000.000 lira manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine,
Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, manevi tazminat, haksız bir eylemin yarattığı üzüntünün, duyulan elem ve acıların giderilmesini amaçlayan bir ödencedir. Manevi zarar, mal varlığına dokunmayan, yaşam, sağlık, namus, sır, aile mahremiyeti gibi mal varlığı harici varlıklarda meydana gelen azalma olup, bu zarar manevi tazminatla giderilmeye, azaltılmaya çalışılmıştır.
Borçlar Kanununun 49. maddesi gereğince kişisel çıkarları (hakları) halele uğrayan kimse manevi tazminat isteyebilir.
Bir kişinin üzerine suç atılarak şikayet edilmesi, hakkında koğuşturma açılması ve yargılanması veya haksız yere dava açılması, onun, kişisel değerlerinden olan onur ve saygınlığının toplum içinde tartışılmasına ve dolayısıyla yaralanmasına neden olur. Kişinin kişisel değerleri ise yasa tarafından korunmaktadır (MK.24.mad). Ne var ki kişilik hakkı, kişisel değerlere yapılan her saldırıyı korumaz. Özgürlük hakları gibi kişilik hakkının da bir sınırı vardır. Diğer taraftan yargı önünde hak arama, şikayet özgürlüğü ve mahkemelere başvurma hakkı Anayasalarca yurttaşlara tanınan özgürlük haklarındandır.
Olayımız, davacının kişilik hakkı ile davalının hak arama özgürlüğünün karşı karşıya gelmesinden, çatışmasından kaynaklanmaktadır.
Burada davacının kişilik hakkı ile davalının hak arama özgürlüğünün sınırının belirlenmesi bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.
Somut olayda; tarafların müşterek çocuğu Enis 13.1.1987 tarihinde nüfusa tescil edilmiştir. Davalı (koca) 25.2.1987 tarihli dilekçe ile terk nedeniyle boşanma davası açmış, mahkemece ihtar kararı geçersiz olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş, 11.7.1989 tarihinde davacı (kadın)'ın zina suçundan mahkumiyetine karar verilmiş, 22.3.1990 tarihinde de tarafların zina nedeniyle boşanmalarına karar verilmiştir.
Davalı (koca), 5.6.2000 tarihli dilekçesi ile; Enis'in kendi çocuğu olmadığını iddia ederek nesebin reddi davası açmış, yargılama sonucunda; Enis'in babasının davalı (Ahmet Aral) olduğu kanaatine varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Olaylara bakıldığında; davalı (koca)nın, nesebin reddi davası açması haksız yere açılmış bir dava olarak kabul edilemez. Açılan davanın, davacı kadının onurunu incitici ve manevi tazminatı gerektiren bir durum değil, Anayasada ve Yasalarda davalıya tanınan hak arama özgürlüğü olarak değerlendirilmesi gerekir. Mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy