(4721 S. K. m. 175, 178) (743 S. K. m. 144)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davada, iştirak ve yoksulluk nafakası istenilmiş, mahkemece, iştirak nafakası yönünden istemin kısmen kabulü, yoksulluk nafakası yönünden; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 175. maddesinde yer alan zamanaşımı süresinin bu uyuşmazlıkta uygulanamayacağı, 743 sayılı Türk Medeni Kanununda ise ancak boşanma ile yoksulluk nafakasına hükmedilebileceği, tarafların boşanma kararında yoksulluk nafakasına hükmedilmediği gerekçeleriyle istemin reddi yönünde hüküm kurulmuştur.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, iştirak nafakasının niteliğine, çocukların yaş ve eğitim düzeylerine göre hükmedilen nafaka miktarları az olup, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bulunmamıştır.
Ayrıca, Türk Medeni Kanununun 175. maddesine (743 sayılı Yasanın 144. maddesi) dayanan yoksulluk nafakası boşanma davası içinde istenebileceği gibi, o dava devam ederken veya sonuçlandıktan sonra ayrı bir dava şeklinde de istenebilir. Davanın açılması; 743 sayılı Yasada bir süreye tabi tutulmamıştır. 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 178. maddesinde ise, bir yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Maddeye göre, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
Bununla birlikte, zamanaşımı süresinin kanunun yürürlük tarihinden önceki gerçekleşen boşanmalarda uygulanabilirliği; aynı tarihte yürürlüğe giren 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 20. maddesinde; Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, Türk Kanunu Medenisi hükümlerine tabi olmaya devam ederler. Ancak, söz konusu süreler, Türk Medeni Kanunun belirlediği süreden uzun ise, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, bu Kanunda belirlenen sürenin geçmesiyle dolmuş olur şeklinde düzenlenmiştir. O halde, boşanmanın; Türk Medeni Kanunun yürürlüğünden önce vuku bulması durumunda, boşanmaya dayalı dava; kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıllık süre içerisinde açılmalıdır.
Somut olayda dava, 6.3.2002 tarihinde açıldığına göre; kanunda öngörülen bir yıllık süre içerisinde açılmış olup, süresindedir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy