(743 S. K. m. 2, 134, 150, 182, 331) (4721 S. K. m. 182, 331) (818 S. K. m. 18, 19, 83) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
YARGITAY KARARI
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili dilekçesi ile; boşanma kararı ile velayeti anneye verilen çocuk için aylık 400 Dolar iştirak nafakasına hükmedildiğini, yaşanan ekonomik kriz nedeni ile; davanın açıldığı tarih itibariyle 1 ABD Dolarının 1.150.000 lira olduğunu, müvekkilinin maaşının ise 652.000.000 lira olup bu nafakayı ödeyecek durumunun kalmadığını, 3 yaşındaki çocuğun genel giderleri ve müvekkilinin aldığı maaşa göre aylık 75.000.000 lira iştirak nafakasının yeteceğini ileri sürerek, müşterek çocuk için ödenmekte olan aylık 400 Dolar iştirak nafakasının TL'ye çevrilmesine ve aylık 75.000.000 lira olarak uyarlanmasına, bu güne kadar fazladan ödenen nafaka miktarı 3.885.000.000 liranın da tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, "...ülkedeki kriz ve Doların yükselişi nedeni ile ödenmesi gereken nafakanın davacının gelirinin hemen hemen yarısına ulaştığı, bu miktarda davalı annenin de katkısı düşünüldüğünde ödenen nafakanın günün ekonomik koşulları ve tarafların gelir durumuna göre fazla olduğu, tarafların mevcut gelir durumu, günün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücüne göre nafakanın indirilmesi talebinin kısmen kabulü gerektiği" gerekçesi ile aylık nafakanın 400.000.000 liraya indirilmesine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine,
Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Taraflar, açılan boşanma davası sonucunda; MK.nun 134.maddesi çerçevesinde "anlaşmalı olarak" boşanmışlardır. Anlaşma ve taraf vekillerinin kabulü gereği müşterek çocuk için aylık 400 Dolar iştirak nafakasına hükmedilmiştir. Tarafların nafakaya ilişkin yaptıkları anlaşma, hukuki niteliği itibariyle Medeni Kanun hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Böylece kanunun, emredici nitelikte kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda taraflar serbest iradeleriyle sözleşme yapabileceklerdir (BK.md.19). Aynı zamanda sözleşenler ifanın yabancı para olarak "aynen ödeneceğini" de kararlaştırabilirler (BK.md.83/2). Nitekim somut olayda da USD olarak iştirak nafakası ödenmesi taraflarca kabul edilmiş ve bu anlaşma mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, çocuğun ihtiyaçlarına ve de hukuki statüye uygun bulunmuş (MK.md.150/5), verilen karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Kesin hüküm tarafları ve mahkemeyi bağlayıcıdır(HUMK.md.237). Ayrıca hakimi hüküm vermeye zorlayan gerekçelerde, aynı mahiyettedir. Böylece USD olarak nafaka ödenmesi hususunda boşanma ilamındaki hüküm, BK'nun 83.maddesine uygun olduğu gibi kesinleşmiş olduğundan bu davada tartışma konusu da yapılamaz.
Buna ilaveten, tarafların döviz üzerinden nafaka ve diğer yükümlülükler üstlenmesindeki bir amaç da; ülkedeki ekonomik yapı gereği enflasyonun yüksek olması ve paranın satın alma gücünün azalması nedeni ile nafaka alacaklısını güvence altına alarak korumaktır. Başka bir ifadeyle nafaka alacağının enflasyon karşısında erimesini önlemek ve ilerde artan ihtiyaçları karşılayabilmek için yeniden nafakanın artırılması yönünde dava açılmasını önlemektir (MK.mad.2/1; BK.mad.18).
TMK.mad.182/2 hükmüne göre: "Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır." Aynı şekilde 331.madde uyarınca; "Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır."
Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.
Hakkaniyet bir bakıma adaleti deyimler. Fakat; S. , anlayış ve hoşgörü duygularıyla paylaştırıcı ve denkleştirici davranmak, adaletli davranmaktan daha başka ve daha ileride bir anlam taşır.
Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebilir. Ancak sözleşmeyle kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın aradan çok az bir zaman geçtikten sonra indirilmesi isteminde bulunmak, hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arz edebilir.
Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü protokolle üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması ya da azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Çünkü kendi kusuru (basiretsizliği vb.) ile mali imkanlarını zorlayan tarafın MK.nun 2.maddesinden yararlanması söz konusu olamaz.
Ancak, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa (örneğin olağanüstü dalgalanmalarda edimler arasındaki denge alt-üst oluyor ve bu yüzden ifa aşırı derecede zorlaşıyorsa) güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi (MK.mad.2) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hakimin müdahalesi gündeme gelir.
Yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, döviz cinsinden ödenmesi kararlaştırılan nafaka ve yükümlülüklerin Türk Lirasına çevrilmesi ve indirilerek uyarlanması; ancak önemli ölçüde döviz kurunda meydana gelebilecek değişiklik nedeni ile edimin aynen ifasının borçlu yönünden katlanılmaz hal almasına ve böylece işlem temelinin çökmüş bulunmasına bağlıdır.
O nedenle, uyuşmazlığın çözümünde; sözleşmenin temel edimi olan ve taraflarca başlangıçta kabul edilen döviz fiyatlarındaki normal artışlar dışında, sözleşmenin inikadından sonra gerçekleşen ekonomik kriz ve hükümetçe alınan kararlarla işlem temelinin çöküp çökmediğinin araştırılması gerekir.
Bundan ayrı olarak, tarafların mali durumlarının değişmesi de, iradın arttırılması veya azaltılmasını gerektirebilir. Örneğin, alacaklının (davalının) yoksulluğu azalmış veya büsbütün ortadan kalkmıştır; ya da borçlunun (davacının) mali veya gelir durumu kötüleşmiştir. Burada, iradın takdirine (veya kararlaştırılmasına) esas olan şartları ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır.
Somut olayda, Şubat 2001 ekonomik krizinden sonra döviz kurundaki dalgalanma; uyarlamayı gerektirecek mahiyette değildir. Zira, döviz kurunda ilk etapta ani bir yükseliş olmuş ise de, zaman içerisinde hükümetçe alınan tedbirlerle bu yükseliş yavaşlatılmış, hatta belirli bir durgunluk dönemi yaşanmıştır. Takip eden süreçte; Dolar kurundaki artış oranı, ülkemizde seyreden yüksek enflasyon oranını dahi karşılayamamıştır. Diğer taraftan davacı ve davalının iradın kararlaştırıldığı dönemdeki sosyal ve ekonomik durumlarında dava tarihi itibariyle önemli ölçüde bir değişiklik gerçekleştiği de kanıtlanmış değildir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde olay değerlendirilip, uyarlama koşullarının bulunmadığı gözetilmeden, davanın reddi yerine yanılgılı değerlendirme sonucu kısmen kabulü cihetine gidilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de; hükmedilen nafaka miktarının Türk parasına çevrilmesi, tarafların sözleşme yapma iradelerine aykırıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.5.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy