(1086 S. K. m. 275, 281)
Dava: Dava dilekçesinde davalılar tarafından ruhsatta belirtilen miktardan fazla ekim yapıldığı ve kuyudan su çekildiğinin tespiti istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı Mustafa Çiçekli ve ark. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davada, davalıların yeraltı kuyularından ruhsatlarında belirtilenden fazla su çekerek daha fazla arazi suladıkları ve böylece davacı idareye ait içme suyu kuyularının etkilendiğinin tespiti istenilmiş; mahkemece zirai bilirkişi raporu esas alınarak tespite karar verilmiştir.
Oysa, genel olarak tespit davaları taraflar arasında hukuki bir ilişkinin varlığı veya yokluğu hakkında kesin hüküm elde etmeye yönelik davalardır. Dolayısı ile maddi vakıalar tespit davalarının konusunu teşkil etmezler. Bundan ayrı olarak, tespit isteyenin hakkı veya hukuki durumu mevcut bir tehlike ile karşı karşıya kalmış olmalı, buna ilaveten elde edilecek tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli bulunmalıdır. Diğer bir ifadeyle, davacının tespit davası açmakta hukuki menfaati gerçekleşmelidir. Buna göre de, var olan tehlike ancak eda davası ile ortadan kaldırılabilecek ise artık tespit davası açılmasında, davacının hukuki bir yararı bulunmamaktadır.
Somut olayda davacı idarenin asıl elde etmek istediği nihai amaç, var olduğu ileri sürülen kuyu sularına vaki elatmanın önlenmesidir. O halde bu sonuç, tespit hükmü ile değil açılacak bir eda davası sonunda alınacak icrai bir kararla elde edilebileceğinden ve eda davası içerisinde doğal olarak tespit de yapılacağından, davacı tarafın işbu davanın açılmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Dolayısı ile dava şartı gerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken istemin kabulü yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Uygulamaya göre de;
HUMK'nun 275. ve devamı maddeleri gereğince çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde Hakim bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.
Bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. HUMK'nun 281. maddesine göre de, bilirkişi raporu Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe içermelidir. Ancak bu şekilde düzenlenmiş raporun denetimi mümkün olup hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Uyuşmazlıkla hükme esas alınan zirai bilirkişi raporunda ise, davalıların ne kadar arazide ürün yetiştirdikleri ve ne kadar su kullandıkları hususlarında bilimsel veriler bulunmadığı gibi, açıklanan miktarlar da soyut, dayanağı bulunmayan dolayısı ile denetimi mümkün olmayan rakamlardır.
Kaldı ki, jeoloji bilirkişi tarafından, uygulamalı keşif yapılması gerektiği belirtildiği halde bu yönde keşif, inceleme ve uygulama yapılmamış, davalılara ait kuyulardan ne miktarda su alındığı ve davacı idareye ait kuyuların etkilenip etkilenmediği hususları da saptanmamıştır.
Böylece, denetime elverişli olmayan raporun hükme esas alınması ve eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 03.07.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy