(818 S.K. m. 41, 49)
Dava dilekçesinde 277 .877.105 lira tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın davalı yönünden kabulü, dahili davalı yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Davada, kazı esnasında kurum kablolarına zarar veren davalı Belediye' den 137.594.908- TL. tazminatın hasar tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline karar yerilmesi talep edilmiş, davanın devamı esnasında davalının talebi üzerine A. ınş. Tic.Tur.Ltd.Şti.ne dahili davalı olarak dava dilekçesinin tebliği cihetine gidilmiş, yargılama sonunda davalı Belediye yönünden davanın kabulü, kusuru ve sorumluluğu ispat edilemeyen dahili davalı hakkında davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK'nun 49. maddesi gereğince; iki taraftan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü şahsa rücu hakkı olduğu mülahazasında bulunursa, makamına kaim olarak davayı takip veya davada 3. şahıs sıfatı ile kendisine iltihak etmesi lüzumunu o şahsa ihbar edebilir. Kendisine dava ihbar edilen üçüncü kişi, davaya müdahale etmez veya (fer'i müdahil sıfatıyla katılırsa) onun hakkında hüküm kurulamaz. Kaldı ki; açılmış bir davaya, teşmil yoluyla üçüncü bir kişinin taraf sıfatıyla dahil edilmesi mümkün olmadığı gibi, HUMK.nun 83 ve sonraki maddelerinde açıklanan hükümlere göre ıslahen hasım değiştirilmesi ve üçüncü bir kimsenin davalı konumuna konulması da mümkün değildir.
Bu nedenle dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen ve davada taraf sıfatı olmayan dahili davalı hakkında bu davada esas hakkında hüküm kurulması (ve bu suretle davalının üçüncü kişi ile aralarındaki sözleşmeye dayalı olarak hakkını ispat ile rücu hakkının bu davada kurulan hükümle ortadan kaldırılması) doğru görülmediğinden ötürü hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Ayrıca, haksız fiilde davalının sıfatına göre alacağa avans faizi yürütülmesi de doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.09.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy