(5434 S. K. m. 47)
Dava: Dava dilekçesinde vefat eden eşi Ali Osman'ın 1.4.1992-31.7.1992 tarihleri arasında P.Köyünde köy imamı olarak görev yaptığının tespiti istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, vefat eden eşi Ali Osman'ın 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununda değişiklik yapan 3157 sayılı Kanun ile getirilen aftan yararlanarak borçlanması için, 1.4.1992-31.7.1992 tarihleri arasında P Köyünde ücretini köylüden zahire olarak almak suretiyle imamlık yaptığını, tespitini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, tanık beyanları yetersiz görülerek belge ile ispat edilemeyen davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nda değişiklik yapan 3157 sayılı Kanun ile getirilen aftan yararlanarak borçlanma için ek 47.madde uyarınca "... ilgililerin bu görevleri müftülükçe verilmiş bir belgeye istinaden yapmış olmaları ve ücretlerinin dernek, vakıf veya köy bütçesinden ödendiğinin defter veya bordro, bu olmadığı takdirde vergi dairesi kayıtlarına istinaden müftülüklerce verilmiş ve mahalli idarece onaylanmış belge ile tevsik etmeleri şarttır. Şu kadar ki; bu fıkrada adı geçen belgelerin tevsiki mümkün değilse, ilgilinin, açtığı dava sonunda hizmet süresini belirleyen Sulh Hukuk Mahkemesi kararı yeterli sayılır".
Somut olayda, gelen müzekkere cevaplarına göre hizmet tespiti istenen tarihler arasında P Köy Camii İmam Hatip Kadrosu boş olduğunu halde görevlendirme yapılmamış olup, Ali Osman 'ın bu tarihler arasında imam olarak görev yaptığına dair köy karar defterinde kayda da rastlanmamıştır. Ancak, tanık olarak dinlenen köy muhtarı Saffet Kabak ve tanık aynı köyden Mustafa 1992 yılında Ramazan ayında köy camiine imamlık yapmak üzere Ali Osman 'ın göreve başladığını, Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz aylarında 4 ay süre ile imamlık yaptığını açık ve net olarak beyan etmişlerdir.
O halde, davanın kabulü için yasada ispat şekli öngörülmediği gibi tespiti istenen sürenin azlığı da gözönünde bulundurulduğunda, tanık beyanlarına itibar edilerek davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.09.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy