(4721 S. K. m. 2, 683, 693, 993, 995)
Dava: Dava dilekçesinde 870.000.000 TL. ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 23.770.000 liranın tahsili cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içerisinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki tüm kağıtlar okunarak gereği düşünüldü.
Karar: Davada, davacının kayyım tayin edildiği ve paydaş olduğu 40 no.lu parselin davalı tarafından ev ve bahçe olarak kullanılmak suretiyle işgal edilmesi sebebiyle 1.1.1997-31.10.2002 dönemi için 870.000.000 TL. ecrimisilin tahsili talep edilmiştir.
Mahkemece; dava konusu taşınmazda davalının 3/90 oranında hissedar olduğunu, hissesine isabet eden kısmın 484.33 m2 olmasına rağmen 500 m2 kullandığından bahisle hissesi dışında kalan 15.67 m2 yerden davacının payına düşen toplam 23.770.000 TL. ecrimisil bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmazın tapu kaydına göre (40 no.lu parselde) davacının kayyım tayin edildiği Anastasoğlu Atanaş'ın 14/90, davalının ise 3/90 oranında payları bulunduğu anlaşılmaktadır.
TMK. mad. 693'e göre: Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Buna göre, her paydaşın, müşterek mülkiyet konusu şeyin tamamı (veya bir kısmı) üzerinde yararlanma hakkı bulunmaktadır. Bu hak, ne mekân (yer), ne de zaman itibariyle sınırlandırılmıştır. Fakat paydaşlar, bu hususta değişik düzenlemeler getirebilirler. Zira, yasa, sadece her paydaşın kullanma ölçüsünü belirtmiştir. Kullanma olanağı sınırsız değilse (müşterek mülkiyet konusu bir apartmandaki asansörden yararlanma gibi), paydaşların örneğin yerce bölünmüş ya da zamanla değişen bir kullanma anlaşmasıyla kullanmanın şeklinde uyuşmaları gerekir.
Açıktır ki, söz konusu yararlanma, ancak, sair paydaşların haklarına saygı gösterildiği oranda hukuksal himaye görecektir. Nitekim, Medeni Yasa da, yararlanma hakkının, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde mevcut bulunduğunu kesin bir şekilde belirtmiştir (TMK.mad.693). Kaldı ki TMK.mad.2 hükmü gereğince de bu sonuca ulaşılacaktır.
Paya uyan bir belirtme ve sınırlandırma olmadığı takdirde, her paydaşın, öbürlerine zarar vermemesi kaydıyla taşınmazı kullanma hakkı vardır. Bu hakkın ölçüsü ise, her somut olayda durumun özelliğini göz önünde tutarak araştırılmak gerekir.
Paylı malı, sair paydaşların hakları ile bağdaşmayan bir şekilde kullanan paydaşlar (davalılar), kullanmayan paydaşın (davacının) haklarını, rayiç kira üzerinden ve onun payı oranında ödemekle yükümlüdür.
Kötüniyetli zilyet, taşınmazın (nesnenin) haksız olarak alıkonulmasından kaynaklanan bütün zararlardan sorumludur.
TMK. nun 993-995 madde hükümleri tarafından düzenlenmiş ve uygulamada ecrimisil olarak isimlendirilen bir istemin de bulunduğu kabul edilen kanuni tasfiye rejimi, halihazır zilyedin, iadesi istenen taşınmaz (nesne) üzerinde, iadeyi engelleyecek bir hakka sahip olmamasını gerektirir.
Davacı, yukarıdaki ilke ve kanuni düzenlemeler karşısında, davalının (paydaşın) taşınmazın bir bölümünü kullanmasından dolayı uğradığı zararını ispat ettiği takdirde tazminat (giderimi) istemeye hak kazanır. Mahkemece yukarda anlatılan ilkelere göre bir araştırma yapılmadan eksik inceleme ile noksan ecrimisile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy