(4721 S. K. m. 2, 134) (818 S. K. m. 18, 83)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili dilekçesi ile; müvekkilinin, boşanma kararı ile velayeti anneye verilen müşterek çocuk için aylık 1.000 Dolar nafaka ödediğini, ancak Şubat 2001 ekonomik krizi ve davacı müvekkilinin ekonomik durumunun kötüleşmesi nedeni ile nafakayı ödeyemediğini iddia ederek; ödemekle yükümlü olduğu iştirak nafakası miktarının aylık 350.000.000 Türk Lirasına indirilmesine, iştirak nafakasının para biriminin Türk Lirası olarak tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; ...davacının boşanma kararından sonra ekonomik durumunun kötüye gittiği, kurduğu şirketin tasfiye edildiği, yeniden evlendiği ve bir çocuğunun olduğu anlaşılmış, boşanma kararından sonraki dövizde yaşanan yüksek artış bunun sonrasındaki enflasyondaki düşüş göz önünde bulundurulduğunda, aylık 1000 ABD doları olan iştirak nafakasının, davacıyı zora soktuğu kabul edilmiştir gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile; ödenmekte olan aylık nafakanın indirilerek her ay 1 milyar TL nafakanın davacıdan alınarak velayeten davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Taraflar, açılan boşanma davası sonucunda; MK. nun 134/3. maddesi gereğince anlaşmalı olarak boşanmışlardır. Aralarında yaptıkları sözleşme, niteliği itibariyle Medeni Kanun hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Taraflar, velayeti anneye verilecek müşterek çocuk için davacının (babanın) aylık 1000 ABD Doları ödemesi hususunda anlaşmışlar, mahkemece bu anlaşma tasdik edilerek, aylık 1000 ABD Doları iştirak nafakasına hükmedilmiş, karar 30.4.1998 tarihinde kesinleşmiştir. Kesinleşen hükümle Dolar üzerinden nafaka ödenmesi hususu BK'nun 83. maddesine uygun olup, yasaya aykırılık teşkil etmemektedir.
Sözleşmenin yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulmuşsa, taraflar; artık, o akitle bağlı tutulmazlar, değişen bu koşullar karşısında Medeni Yasanın 2. maddesinden yararlanarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesini mahkemeden isteyebilirler.
Ne var ki; sözleşmenin yeni durumlara uyarlanması, uyarlama için gerekli şartların gerçekleşmesine bağlıdır.
Tarafların, sözleşme ile döviz üzerinden nafakanın ödenmesini kararlaştırmalarında ki amaç; ülkedeki ekonomik yapı gereği enflasyonun yüksek olması ve paranın satın alma gücünün azalması nedeni ile küçüğü korumak ve güvence altına almak, onun ihtiyaçlarının mahkeme kararına gerek duyulmadan karşılanmasını sağlamaya yöneliktir (MK. m.2/1; BK. m.18). Anlaşmayla döviz üzerinden ödenen nafakanın indirilmesi veya Türk Lirasına çevrilmesi; ancak, önemli ölçüde döviz kurunda meydana gelebilecek değişiklik nedeni ile, kararlaştırılan döviz miktarının ödenmesinde, nafaka yükümlüsünün ödeme güçlüğüne düşmesi halinde mümkündür. Mahkemece sözleşmeye müdahale edilirken sözleşme konusu nafakanın (iştirak nafakası) yasal yükümlülükten kaynaklanması ve verilme amacı da göz önünde tutulmalıdır.
O nedenle, uyuşmazlığın çözümünde; sözleşmenin temel edimi olan ve taraflarca başlangıçta kabul edilen döviz fiyatlarındaki normal artışlar dışında, sözleşmenin inikadından sonra yaşanan ekonomik kriz ve hükümetçe alınan kararlarla işlem temelinin çöküp çökmediğinin araştırılması ve aydınlığa kavuşturulması gerekmektedir.
Somut olayda, Şubat 2001 ekonomik krizinden sonra ülkemizdeki döviz kurundaki dalgalanma; yukarıda belirtilen önemli ölçüdeki değişiklik kapsamında değerlendirilemez. Zira, dövizde ilk etapta ani bir yükseliş olmuşsa da, Hükümetçe alınan kararlarla zaman içerisinde bu yükseliş yavaşlatılmış, hatta belirli bir durgunluk dönemi yaşanmıştır. Takip eden süreçte; Dolar kurundaki artış oranı, ülkemizde seyreden yüksek enflasyon oranını dahi karşılayamamıştır. Öte yandan; davacının, bu durum nedeni ile kararlaştırılan nafaka miktarını ödemede güçlüğe düştüğü iddiası da kanıtlanmış değildir. Davacının, eşiyle birlikte kurduğu şirketi, kendi insiyatifiyle tasfiye etmiş olması, ekonomik durumunun kötüleştiği anlamına gelmez.
Mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde olay değerlendirilip; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aylık nafakanın 1.000.000.000 liraya indirilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; hükmedilen nafaka miktarının Türk Lirası olarak tespiti, tarafların sözleşme yapma iradelerine aykırıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 22.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy