(4721 S. K. m. 2, 693, 993, 994, 995)
Dava dilekçesinde 1.617.085.000 lira ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY KARARI
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı Vakıflar İdaresi, Beşiktaş Ortaköy'de kain 16 parselin davalılar tarafından kullanımı nedeniyle 1.6.1996-31.5.2001 dönemi için 1.617.085.000 lira ecrimisilin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı ise eskiden beri tapu ile malik olduğunu ileri sürerek haksız kullanma ve fuzuli işgali olmadığından davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davaya konu 16 parselde 504/1680 pay Sultan Beyazıt Vakfı adına kayıtlı olduğu ancak davalıların 521.48 m2 tapulu yerleri bulunduğu halde zeminde 666 m2 yeri işgal ettikleri gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 144.52 m2'ye tekabül eden ecrimisil miktarı 236.334.176 liranın tahsili cihetine gidilmiştir. Hükmü, süresinde davacı vekili temyiz etmiştir.
TMK. m. 693'e göre: Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Buna göre, her paydaşın, müşterek mülkiyet konusu şeyin tamamı (veya bir kısmı) üzerinde yararlanma hakkı bulunmaktadır. Bu hak, ne mekân (yer), ne de zaman itibariyle sınırlandırılmıştır. Fakat paydaşlar, bu hususta değişik düzenlemeler getirebilirler. Zira yasa, yalnızca her paydaşın kullanma ölçüsünü belirtmiştir. Kullanma olanağı sınırsız değilse (müşterek mülkiyet konusu bir apartmandaki asansörden yararlanma gibi), paydaşların örneğin yerce bölünmüş ya da zamanla değişen bir kullanma anlaşmasıyla kullanmanın biçiminde uyuşmaları gerekir.
Açıktır ki, söz konusu yararlanma, ancak, diğer paydaşların haklarına saygı gösterildiği oranda hukuksal himaye görecektir. Nitekim Medeni Kanun da, yararlanma hakkının, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde mevcut bulunduğunu kesin bir biçimde belirtmiştir (TMK. m. 693). Kaldı ki TMK. m. 2 hükmü gereğince de bu sonuca ulaşılacaktır.
Paya uyan bir belirtme ve sınırlandırma olmadığı takdirde, her paydaşın, öbürlerine zarar vermemesi kaydıyla taşınmazı kullanma hakkı vardır. Bu hakkın ölçüsü ise, her somut olayda durumun özelliğini göz önünde tutarak araştırılmak gerekir.
Paylı malı, diğer paydaşların haklan ile bağdaşmayan bir biçimde kullanan paydaşlar (davalılar), kullanmayan (davacı) haklarını, rayiç kira üzerinden ve onun payı oranında ödemekle yükümlüdür.
Kötü niyetli zilyet, taşınmazın (nesnenin) haksız olarak alıkonulmasından kaynaklanan tüm zararlardan sorumludur.
TMK'nın 993-995 madde hükümleri tarafından düzenlenmiş ve uygulamada ecrimisil olarak isimlendirilen bir istemin de bulunduğu kabul edilen yasal tasfiye rejimi, halihazır zilyedin, iadesi istenen taşınmaz (nesne) üzerinde, iadeyi engelleyecek bir hakka sahip olmamasını gerektirir.
Davacı, yukarıdaki ilke ve yasal düzenlemeler karşısında, davalının (paydaşın) taşınmazın bir bölümünü kullanmasından ötürü zarara uğradığını ispat ettiği takdirde tüm zararı karşılığı kadar tazminat istemeye hak kazanır. Mahkemece yukarıda anlatılanlar ışığında bir araştırma yapılmaksızın, davalının kendi payından fazla kullandığı yer için davacının hissesine isabet eden miktar kadar ecrimisile hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy