(4721 S. K. m. 176) (743 S. K. m. 144, 176/IV)
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı (karşı davacı) tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY KARARI
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı (koca), davalının boşandıktan sonra eski kocasından Bağ-Kur maaşı aldığını, kendisinin ise; ekonomik şartlarında olumsuz gelişme olduğunu iddia ederek, ödemekte olduğu yoksulluk nafakasının iptaline karar verilmesini, iddiasını ispat edememesi halinde ise; indirime karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı (kadın) cevap dilekçesinde; aldığı maaşın kendisini yoksulluktan kurtarmadığını, ekonomik kiriz nedeniyle paranın alma gücünün düştüğünü savunarak, davacının davasının reddi ile, aldığı aylık 60. milyon lira yoksulluk nafkasının arttırılarak 120 milyon liraya yükseltilmesini istemiştir.
Yapılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasında; davalı kadının Ba-Kur' dan önceki eşinden dolayı aylık 64.148.796 lira dul maaşı aldığı başkaca gelirinin bulunmadığı, davacının ise; Bağ-Kur'dan aylık 120.000.000 lira emekli maaşı aldığı, 4 tane dairesi olup, kira geliri bulunduğu belirtilmiştir.
Boşanma davasında; mahkemece, davalının emekli maaşı, 4 tane kirada dairesi olması gözetilerek MK.137 ve 143. maddeleri gereği davacı (kadın) için aylık 60 milyon lira tedbir, kararın kesinleşmesinden sonra da yoksulluk nafakası takdir edildiği anlaşılmıştır.
TMK'nun 176/IV. Maddesine göre; "Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir."
Hakkaniyet bir bakıma adaleti deyimler. Fakat, S. , anlayış ve hoşgörü duygularıyla paylaştırıcı ve denkleştirici davranmak, adaletli davranmak daha başka ve daha ileride bir anlam taşır.
Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998/656;688 sayılı ilamında; "...yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanlarının, yoksul kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk genel kurulu' nun yerleşik kararlarında, "asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması" yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir. (HGK.07.10.1998 gün -1998/2-656 E - 1998/688 K, 26.12.2001 gün - 2001/2-1158-1185 sayılı ve 01.05.2002 gün -2002/2-397-339 sayılı kararları)
Somut olayda; davalı (kadın), aylık 64.148.796 lira maaş ile, aylık 60 milyon lira yoksulluk nafakası olmak üzere toplam: aylık 124.148.796 lira gelire sahip olup, bu miktar, davanın açıldığı tarihteki ekonomik şartlara göre; onu yoksulluktan kurtaracak düzeyde değildir. Öte yandan; yaklaşık bir yıl önceki tarih itibariyle takdir edilen yoksulluk nafakasının; paranın yüksek enflasyon nedeniyle satın alma gücünü yitirmesi ve davalının (karşı davacının) ihtiyaçlarının doğal olarak artması sonucunda; en azından değerinin düştüğü bir gerçektir. Davacı (kocanın), torununa da bakmak zorunda kaldığı anlaşılmakta ise de; bu durumun, davacının gelir durumu (4 dairesinin kirada olduğu) gözetildiğinde; nafakanın artırılması gerektliliğini büsbütün ortadan kaldırmak. Hakim, nafakatakdirinde; nafaka alacaklısı kadının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü kocanın gelirdurumu arasındaki dengeyi kurarak, hakkaniyet ölçüsünde (az da olsa) nafakayı artırmalıdır.
Mahkemece, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy