(4721 S. K. m. 693, 993, 994, 995)
Dava: Dava dilekçesinde 1.090.000.000 lira ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı ( Anastas oğlu Atanos Kayyımı İstanbul Defterdarı ), Çengelköyde kain 40 parselin davalı tarafından kullanımı nedeniyle 1.090.000.000 lira ecrimisilin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı 25 yılı aşkın bir süredir tapu ile malik olduğu kısımda bina yaparak kullandığını, haksız kullanımı ve fuzuli işgali olmadığından davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, "davaya konu 40 parselde 14/90 pay Atanos adına, 2/90 payın da davalı adına kayıtlı olduğu davalı hissesine 323 m2 yer düştüğü halde zeminde 305 m2 kısmı ( bina ve bahçe olarak ) kullandığı anlaşılmış olup davalının gayrimenkuldeki fiili durum nedeniyle payına isabet eden miktardan daha az bir yer işgal ettiği ve davacının yararlanmasına engel olunduğu kanıtlanmadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı taraf temyiz etmektedir.
TMK m. 693'e göre: "Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir". Buna göre, her paydaşın, müşterek mülkiyet konusu şeyin tamamı ( veya bir kısmı ) üzerinde yararlanma hakkı bulunmaktadır. Bu hak, ne mekan ( yer ), ne de zaman itibariyle sınırlandırılmıştır. Fakat paydaşlar, bu hususta değişik düzenlemeler getirebilirler. Zira, yasa, yalnızca her paydaşın kullanma ölçüsünü belirtmiştir. Kullanma olanağı sınırsız değilse ( müşterek mülkiyet konusu bir apartmandaki asansörden yararlanma gibi ), paydaşların örneğin yerce bölünmüş ya da zamanla değişen bir kullanma anlaşmasıyla kullanmanın biçiminde uyuşmaları gerekir.
Açıktır ki, söz konusu yararlanma, ancak, diğer paydaşların haklarına saygı gösterildiği oranda hukuksal himaye görecektir. Nitekim, Medeni Kanun da, yararlanma hakkının, "diğer paydaşların haklan ile bağdaştığı ölçüde" mevcut bulunduğunu kesin bir biçimde belirtmiştir ( TMK m. 693 ). Kaldı ki TMK m. 2 hükmü gereğince de bu sonuca ulaşılacaktır.
Paya uyan bir belirtme ve sınırlandırma olmadığı takdirde, her paydaşın, öbürlerine zarar vermemesi kaydıyla taşınmazı kullanma hakkı vardır. Bu hakkın ölçüsü ise, her somut olayda durumun özelliğini göz önünde tutarak araştırılmak gerekir.
Paylı malı, diğer paydaşların haklan ile bağdaşmayan bir biçimde kullanan paydaşlar ( davalılar ), kullanmayan ( davacı ) haklarını, rayiç kira üzerinden ve onun payı oranında ödemekle yükümlüdür.
Kötü niyetli zilyet, taşınmazın ( nesnenin ) haksız olarak alıkonulmasından kaynaklanan tüm zararlardan sorumludur.
TMK'nun 993-995. madde hükümleri tarafından düzenlenmiş ve uygulamada "ecrimisil" olarak isimlendirilen bir istemin de bulunduğu kabul edilen yasal tasfiye rejimi, halihazır zilyedin, iadesi istenen taşınmaz ( nesne ) üzerinde, iadeyi engelleyecek bir hakka sahip olmamasını gerektirir.
Davacı, yukarıdaki ilke ve yasal düzenlemeler karşısında, davalının ( paydaşın ) taşınmazın bir bölümünü kullanmasından ötürü zarara uğradığını ispat ettiği takdirde tazminat ( giderim ) islemeye hak kazanır. Mahkemece yukarıda anlatılanlar ışığında bir araştırma yapılmaksızın eksik incelemeyle karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy