(4721 S. K. m. 693, 993, 994, 995)
Dava: Dava dilekçesinde 651.700.000 lira ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı İ'den tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı ( İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü )1/2 hissenin kayden maliki oldukları 98 parsele davalının bina, yaparak işgal ettiğinden ötürü651.700.000 lira ecrimisilin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı taşınmazda 1/4 hissenin kendisine ait olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının kendisine ait tapulu yeri kullandığı zeminde 1/4 hissesi için 139 m2 yer düştüğü halde davalının 109 m2 yer kullandığı davacı idareye ait hissede bir işgalinin bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş olup hüküm davacı tarafından temyiz edilmektedir .
TMK. mad. 693'e göre; "Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir". Buna göre, her paydaşın, müşterek mülkiyet konusu şeyin tamamı ( veya bir kısmı )üzerinde yararlanma hakkı bulunmaktadır. Bu hak, ne mekan ( yer )ne de zaman itibariyle sınırlandırılmıştır. Fakat paydaşlar, bu hususta değişik düzenlemeler getirebilirler. Zira, yasa, yalnızca her paydaşın kullanma ölçüsünü belirtmiştir. Kullanma olanağı sınırsız değilse ( Müşterek mülkiyet konusu bir apartmandaki asansörden yararlanma gibi ), paydaşların örneğin yerce bölünmüş ya da zamanla değişen bir kullanma anlaşmasıyla kullanmanın biçiminde uyuşmaları gerekir.
Açıktır ki, söz konusu yararlanma, ancak, diğer paydaşların haklarına saygı gösterildiği oranda hukuksal himaye görecektir, Nitekim, Medeni Kanun da, yararlanma hakkının, "Diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde" mevcut bulunduğunu kesin bir biçimde belirtmiştir ( TMK. mad. 693 ). Kaldı ki TMK. mad. 2 hükmü gereğince de bu sonuca ulaşılacaktır.
Paya uyan bir belirtme ve sınırlandırma olmadığı takdirde, her paydaşın, öbürlerine zarar vermemesi kaydıyla taşınmazı kullanma hakkı vardır. Bu hakkın ölçüsü ise, her somut olayda durumun özelliğini göz önünde tutarak araştırılmak gerekir. Paylı malı, diğer paydaşların hakları ile bağdaşmayan bir biçimde kullanan paydaşlar ( davalılar ), kullanmayan ( davacı )haklarını, rayiç kira üzerinden ve onun payı oranında ödemekle yükümlüdür.
Kötüniyetli zilyet, taşınmazın ( nesnenin )haksız olarak alıkonulmasından kaynaklanan tüm zararlardan sorumludur.
TMK'nun 993-995 madde hükümleri tarafından düzenlenmiş ve uygulamada "ecrimisil" olarak isimlendirilen bir istemin de bulunduğu kabul edilen yasal tasfiye rejimi, halihazır zilyedin, iadesi istenen taşınmaz ( nesne )üzerinden, iadeyi engelleyecek bir hakka sahip olmamasını gerektirir.
Davacı yukarıdaki ilke ve yasal düzenlemeler karşısında, davalının ( paydaşın )taşınmazın bir bölümünü kullanmasından ötürü zarara uğradığını ispat ettiği takdirde tazminat ( giderimi )istemeye hak kazanır. Mahkemece yukarıda anlatılanlar ışığında bir araştırma yapılmaksızın eksik incelemeyle karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.06.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy