(4721 S. K. m. 756)
Dava: Dava dilekçesinde suya vaki müdahalenin önlenmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davalı vek. Av. Enver Atasever geldi. Aleyhine temyiz olunan davacı vek. Av. Tuncer Aktaş geldi. Gelen vekillerin sözlü açıklaması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü.
Karar: Dava dilekçesinde öteden beri davalı ile dönüşümlü olarak yararlanılan suya davalının müdahale ettiği iddia edilerek vaki müdahalenin önlenmesi talep edilmiş, mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre gündüzleri 06.00 -18.00 saatleri arasında Nisan ayında suyun %90'ının, Mayıs ve Haziran aylarında %80inin, Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında %70inin davacı köy tarafından kullanılmasına şeklinde hüküm kurulmuştur.
Dava konusu Sırlavuk Deresinin genel sulardan olduğu anlaşılmaktadır. Genel sulardan herkesin öncelik hakkını ihlal etmemek üzere faydalı ihtiyacı oranında yararlanma hakkı vardır.
Mahallinde yapılan keşifte dinlenen davacı tarafın tanıkları, nizalı sudan gece vakti dava dışı köylerin yararlandığını, gündüzleri ise davacı ve davalı köyün sıra ile yarı yarıya yaralandıklarını beyan etmişlerdir. Davacı taraf bu beyanlara kaşı herhangi bir itirazda bulunmamıştır.
Harita kadastro mühendisinin 14.10.2003 tarihli raporunda her iki köye ait taşınmazların miktarları gösterilmiş ve zirai bilirkişi de bu miktarlara göre tarafların ihtiyacı olan su miktarını tespit etmiş ise de, 14.10.2003 tarihli raporda tarafların öteden beri dava konusu sudan yaralanan taşınmazları (bu taşınmazlar tanık ve mahalli bilirkişi beyanları ile tespit edilmeden) değil, arazi yapısına göre sudan yaralanabilecek taşınmaz miktarı esas alınmış ayrıca, gösterilen arazi miktarlarına kadastro harici yerler ile köy yerleşim alanlarının da dahil olduğu açıklanmıştır. O halde bu rapora göre tarafların ihtiyacını tespit eden bilirkişi raporu hüküm kurmaya esas alınamaz.
Genel sularla ilgili olarak kullanma düzeni kurulur iken, tarafların su ihtiyaçlarında ve ihtiyaçlarının niteliğinde bir değişiklik olmaması ve öteden beri olan kullanma şeklinin değiştirilmesini haklı kılacak şartların mevcut olmaması halinde suyun öteden beri var olan kullanma şeklinin aynen muhafaza edilmesi gerekir.
Davacı tanıkları dava konusu sudan gündüz vakti tarafların yarı yarıya faydalandığını beyan etmişlerdir. Davacı taraf bu tanık beyanlarına itiraz etmemiş, davalı taraf da suyun kullanımının başka türlü olduğu hususunda herhangi bir delil göstermemiştir.
O halde mahkemece suyun öteden beri kullanma şeklinin yeniden tesisi yönünde bir düzenleme yapılması gerekirken hüküm kurmaya elverişli olmayacak derecede yetersiz olan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı kabul şekline göre de, HUMK. nun 389.maddesine göre verilen karar ile her iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır.
Mahkemece suyun taksiminin aylara göre değişen oranlarda yüzde hesabıyla yapılarak infazında tereddüt yaratacak şekilde HUMK. nun 389.maddesine aykırı olarak hüküm kurulmuş olması da usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için dava tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 375.000.000 lira vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 26.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy