(818 S. K. m. 19, 20) (1086 S. K. m. 237) (4721 S. K. m. 175, 176)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Dava dilekçesinde, tarafların 1998 yılında boşandıkları, aralarındaki protokol gereğince davacının davalıya yoksulluk nafakası ödediği, aradan geçen 3,5 yılda davacının durumunun kötüye gitmesine rağmen davalının gelirinin ve mal varlığının arttığı bu nedenle yoksulluk durumunun ortadan kalktığı iddia edilerek boşanma davası sırasında protokol ile kararlaştırılan yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılması bu olmadığı takdirde aylık nafakanın 200.000.000 liraya indirilmesi talep edilmiştir.
Davalı tarafların durumunda değişiklik olmadığını ileri sürerek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuş, mahkemece davacının durumunda bir değişiklik olmamasına rağmen davalının Türkiye şartlarına göre yoksul sayılamayacak durumda olduğu gerekçesi ile dava kabul edilerek daha önce hüküm altına alınan yoksulluk nafakasının kaldırılması cihetine gidilmiştir.
Taraflar evli iken, Şişli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/673-730 sayılı dava sonunda 1.7.1998 tarihli protokol gereğince verilen karar ile boşandıkları, anılan protokole göre; davacının davalıya 360.000.000 lira yoksulluk nafakası ödemesi ve ilk yıl nafaka miktarı olarak kararlaştırılan 360.000.000 liranın 1.7.1998 tarihindeki Amerikan Doları karşılığı bulunacak, her yıl bu miktardaki Amerikan Dolarının karşılığı Türk Lirasının bir yıl boyunca ödeneceği kararlaştırılmıştır.
Tarafların yaptıkları protokol, hukuki niteliği itibariyle Türk Medeni Kanunu hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Böylece kanunun, emredici nitelikte kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda taraflar serbest iradeleriyle sözleşme yapabileceklerdir (BK. m.19). Aynı zamanda sözleşenler ifanın her yıl ne miktarda ve ne şekilde bir artışla yapılacağını da kararlaştırabilirler. Nitekim taraflar arasında yapılan protokol ile ödenecek nafaka miktarı ile nafakanın her yıl ne şekilde arttırılacağı kararlaştırılmış ve bu anlaşma boşanma davasında mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına uygun bulunmuş verilen karar kesinleşmiştir. Kesin hüküm mahkemeyi ve tarafları bağlar (HUMK. m. 237). Tarafların nafakanın artış şeklini kararlaştırmalarındaki amaç da; ülkedeki ekonomik yapı gereği enflasyonun yüksek olması ve paranın satın alma gücünün azalması nedeniyle nafaka alacaklısını güvence altına alarak korumaktır. Bu nedenle boşanma protokolünde kararlaştırılan nafaka ve nafakanın artışıyla ilgili hüküm tartışma konusu yapılamaz.
TMK. nun 175. maddesinde Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. hükmü; 176/4. maddesinde de Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. hükmü getirilmiştir.
Anılan yasal düzenlemeye göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.
Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arz eder.
Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.
Ancak Borçlar Kanununun 19 ve 20. Maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hakimin müdahalesi gündeme gelir.
Dosya kapsamından anlaşıldığı (alınan bilirkişi raporunda da bu husus açıklanmıştır.) ve mahkemece de kabul edildiği gibi davacı tarafın mali durumunda menfi yönde bir değişiklik meydana gelmemiştir.
Mahkemece davalının mesleğinin ve kira gelirinin bulunduğu ayrıca mal varlığı itibariyle Türkiye şartlarına göre yoksul sayılamayacağı gerekçesiyle dava kabul edilmiş ise de, davalının boşanma davası sırasında da mali yönden aynı durumda olduğu davacının bunu bilerek davaya konu edilen nafakayı ödemeyi kabul ettiği anlaşılmaktadır.
O halde yukarıda açıklanan maddi olay ve yasal düzenlemeler karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabul edilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy