(1086 S. K. m. 83, 87, 91) (4721 S. K. m. 683)
Dava: Dava dilekçesinde fazlaya ait hak saklı tutularak 1.000.000.000 TL. ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemenin 2004/67 esas s. dava dosyası da bu dosya ile birleştirilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içerisinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki tüm kağıtlar okunarak gereği düşünüldü.
Karar: Dava dilekçesinde, fazlaya ait hak saklı tutularak beş senelik ecrimisil bedeli olarak 1.000.000.000 liranın faizi ile tahsili istenilmiş, bilirkişi raporu doğrultusunda; ek dava açılarak fazlaya ait hak saklı tutulmak suretiyle 1998 yılı için 11.743.043.000 lira, 1999 yılı için 11.035.080.000 lira, 2000 yılı için 14.013.090.000 lira, 2001 yılı için 23.202.900.000 TL. ve 2002 yılı için ise 23.988.510.000 TL. olmak üzere toplam 83.982.623.000 liradan daha önce talep edilen miktarın düşülmesi suretiyle 82.982.623.000 TL. ecrimisil bedelinin faiziyle tahsili talep edilmiş, mahkemece iş bu dava dosyası ile birleştirilmiştir.
Davacı vekili son celsedeki beyanında; davayı ıslah ettiklerini belirterek, 1999 yılı için 12.365.592.750 lira, 2000 yılı için 14.013.090.000 lira, 2001 yılı için 17.246.880.000 TL. olarak 1998 ve 2002 yıllarına ilişkin taleplerini de fazlaya ait hak saklı kalmak kaydıyla 100'er milyon liraya düşürmüştür.
Mahkemece; tüm dosya kapsamına göre; dava konusu Hakkari Merkez Otluca Köyü'nde bulunan 427 nolu parselin 17. Hukuk Dairesinin 27.4.1999 gün ve 1998/4345 Esas, 1999/1788 karar s. ilamı ile onanarak 08.07.1999 gününde kesinleşerek davacılara ilişkin olduğu, Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına ve Hukuk Genel Kurulu kararına göre davacılarca 08.07.1999 gününden itibaren dava konusu taşınmazın malikleri olduğu anlaşıldığından bu tarihten itibaren ecrimisil talep edebilecekleri; sair taraftan aynı yere ait olarak mahkememizin 2001/255 esas, 2002/300 karar s. dava dosyası ile davacıların kamulaştırmasız el atmadan dolayı 27.8.2001 gününde tazminat davası açtıkları anlaşıldığından, yine Yargıtay'ın yerleşmiş içtihadlarına göre bu tarihten sonraki yıllara ilişkin olarak ecrimisil talebinde bulunamayacakları nazara alınarak bilirkişilerden 1999 ve 2001 yıllarına ilişkin yonca ürünü üzerinden bedel hesabı yaptırılarak ek rapor aldırılmış, davacılar vekilince 1999 yılı için 12.365.592.750 lira, 2000 yılı için 14.013.090.000 lira, 2001 yılı için 17.246.880.000 lira, 1998 ve 2002 yılları için ayrı ayrı 100'er milyon liradan, 200.000.000 TL. biçiminde talepleri ıslah edilmiş, davacılar vekilinin davasını ıslahı da nazara alınarak davanın kısmen kabul kısmen reddine karar vermek gerekmiştir gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile; 2003/251 esas s. dava dosyasında: 1999-2000-2001 yılları için 200'er milyon liranın kanuni faiziyle birlikte tahsiline, 1998 ve 2002 yıllarına ilişkin 100'er milyon liradan 200.000.000 liralık taleplerinin reddine; Birleştirilen 2004/67 Esas s. dava dosyasında: 1999 yılı için 12.165.592.750 liranın, 2000 yılı için 13.813.090.000 liranın, 2001 yılı için 17.046.880.000 liranın kanuni faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasal gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, diğer temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, davacı vekili son celsedeki beyanıyla; davayı ıslah ettiğini belirtip, ek bilirkişi raporu doğrultusunda; 1999 yılı için ecrimisil bedellerini artırmış, sair yıllar için ise azaltmıştır. Davacı vekilinin bu talebi mahkemece ıslah olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle, ıslah kararı hakkında şu açıklamaların yapılmasına gerek görülmüştür.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK.) 83. ve ardından gelen maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah, taraflardan birinin usule ait bir işlemini kısmen veya tamamen düzeltilmesine olanak tanıyan bir yoldur.
HUMK. nun 87. maddesinin Müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez şeklindeki son cümlesi, Anayasa Mahkemesinin 7.11.2001 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 20.7.1999 günlü kararıyla iptal edilmiş ve böylece, davadaki talep sonucunun kısmi ıslah yoluyla artırılması usulen olanaklı hale gelmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, mevcut (Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonraki) kanuni durum itibariyle, kısmi davada fazlaya ait haklarını saklı tutmuş olan davacının, dilerse, ek dava açmak yerine, saklı tuttuğu alacak bölümü için o (kısmi) dava içinde ıslah yoluyla talepte bulunabilmesi mümkündür.
Yine, somut olayda olduğu gibi, kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için, gerek kısmi dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra, ayrı bir dava açılması da usulen olanaklıdır. Uygulamada bu ayrı davaya ek dava denilmektedir. Yine, kısmi davadan sonra açılan ek davada fazlaya ait hakların saklı tutulmuş olması ve davacının hukuki yararının bulunması koşullarının birlikte varlığı halinde, birden fazla ek dava açılması da kural olarak mümkündür.
Bu haliyle kısmi ıslah, ek dava yoluyla elde edilebilecek haklara, mevcut dava içerisinde, daha basit, daha az masrafla ve daha kısa süre içinde kavuşma olanağı tanıyan ve bu yönüyle adeta ek dava açma yoluna alternatif oluşturan bir yapıdadır. Dolayısıyla, kısmi davanın davacısı, ek dava açmak veya kısmi ıslah yoluna gitmek konusunda seçimlik hakka sahiptir.
Yukarıda değinildiği üzere, kısmi ıslah yoluyla müddeabihin artırılabilmesi olanağı, bir anlamda, artırıma konu kısmın ek dava yoluyla istenilmesinin alternatifi niteliğinde bulunduğundan; eş söyleyişle, kısmi davadaki ıslah ile bu yola gidilmeyip ek dava açılması halleri, davacıya aynı hak ve olanakları tanıyan seçimlik yollar olduğundan, usul hukuku açısından sonuçlarının da aynı olması gerekir.
Bunun içinde, yeni bir dava açılmış gibi, istek miktarını içeren dilekçe karşı tarafa tebliğ edilecek ve harç yatırılacaktır. Böyle bir dilekçe ıslah olarak nitelendirilse bile, zaman aşımı ve hakdüşürücü süre gibi hususları kesmeyecektir. Başka bir anlatımla; davalının usuli itirazlarını yapabilmesi gerekmektedir.
Somut olayda; ıslah için, usuli gereklilikler yerine getirilmemiştir (ıslah dilekçesi verilmemiş, 1999 yılı istemiyle ilgili olarak harç tamamlattırılmamış, davalı tarafa savunma hakkı tanınmamıştır). Davacı vekilinin son celsedeki beyanının ıslah olarak kabulü doğru değildir.
Müddeabihin (bazı yıllar için) azaltılması ise; ıslah kavramı kapsamında değil, davadan feragat müessesesi içinde mütalaa edilebilir. Bir Usul Hukuku kavramı olarak feragatın açık, kesin ve koşulsuz olması, kanun gereğidir. (HUMK. md. 91 ve sonraki maddeler). Esasen, davadan feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğrucu nitelikte olması nedeniyle, tüm bu özellikleri içermesi zorunludur. Fazlaya ait hak saklı tutularak talebin azaltılması; feragat olarak değerlendirilemez.
O halde, mahkemece; ek (birleştirilen) davadaki talepler dikkate alınarak, 1999 yılı için 11.035.080.000 TL. üzerinden talebin kabul edilmesi, 1998 ve 2002 yılları için ecrimisil talebinin reddine karar verilmesi (dolayısıyla kabul ve red durumuna göre; taraf vekilleri için nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi) gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 25.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy