(1086 S. K. m. 237) (4721 S. K. m. 175)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Karar: Temyiz isteminin süresi içerisinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki tüm kağıtlar okunarak gereği düşünüldü.
Davada, davalı ile boşanmaya ait kararın 23.2.2004 gününde kesinleştiği ve ev hanımı olan davacının yoksulluğa düştüğü ileri sürülerek aylık 200.000.000 TL. yoksulluk nafakası talep edilmiştir. Bundan ayrı olarak ta; müşterek çocuk için bağlanan 50.000.000 TL. iştirak nafakasının artırılarak 150.000.000 liraya yükseltilmesi istenilmiştir.
Mahkemece, boşanma davası sırasında da davacının yoksulluk nafakası isteminde bulunduğu, mahkemece nafaka talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği durumda davacı tarafından temyiz edilmeksizin boşanma hükmünün kesinleştiği gerekçesi ile bu kararın HUMK.237. maddesi gereğince kesin hüküm oluşturacağı, kaldı ki boşanmada kusurlu tarafın davacı olduğu nedenleri ile davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm, süresinde davacı tarafından temyiz edilmiştir.
TMK. nun 175. maddesi gereğince; Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için sair eşten mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. hükmü getirilmiştir.
Belirlenen duruma göre yoksulluk nafakası takdiri için önce boşanmaya hükmedilmesi daha sonra ise üç unsurun gerçekleşip-gerçekleşmediği aranacaktır. Bunlar;
1- Yoksulluk nafakası, yoksulluğa düşecek eş tarafından talep edilmelidir.
2- İstekte bulunan eşin, boşanmaya sebep olan olaylarda sair eşten daha ağır kusurlu olmaması, başka bir anlatımla nafaka isteyenin boşanmada kusursuz olması, en azından kusurunun sair eş ile aynı düzeyde bulunması gerekmektedir.
3- Nafaka isteyenin boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğinin gerçekleşmesi halinde yoksulluk nafakasına hükmedilebilecektir.
Somut olayda, bu davadan önce açılan boşanma davasında davacı eş yoksulluk nafakası talep etmiş olmasına rağmen mahkemece kararın kesinleşmesine kadar tedbir nafakasına hükmedilmiş olup, yoksulluk nafakası yönünden olumlu veya olumsuz bir karar verilmiş değildir. Bu sebeple de kesin hükmün koşulları oluşmamıştır. Salt bu kararın temyiz edilmemiş olması hali dahi hiç karar verilmemiş bir konuda kesin hükmün varlığını kabule yeterli değildir.
Kusur yönünden ise; dinlenen tanık beyanlarından davacı eşin kıskanç bir yapıda olduğu ve kocasının öğretmen olması sebebiyle öğrencilerinden, sair meslektaşlarından kıskandığı anlaşılmaktadır. Ancak, davalı kocanın bu kıskançlığa sebep olup olmadığı hükümde tartışılmamıştır. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden, tarafların nüfus kayıt tablosundan davalı kocanın boşanma kararının kesinleşmesinden çok kısa bir süre sonra evlendiği anlaşılmaktadır. Şayet müşterek evliliğin devam ettiği dönemde davalı koca sadakat görevini yerine getirmemiş ise daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekecektir.
Mahkemece, yukarda açıklanan hususlarda inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucunda yoksulluk nafakası istemi yönünden davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç:Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istem halinde temyiz edene iadesine, 24.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy