(818 S. K. m. 101)
Dava: Dava dilekçesinde 4.000.000.000 lira alacağın masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın davalı Mustafa yönünden kısmen kabulü, diğer davalılar yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı, müşterek malik olduğu taşınmazları işyeri olarak istifade eden, ayrıca kiraya veren ve kira bedelinden hissesine düşen miktarı ödemeyen davalılardan yıllık 4.000.000.000 lira kira alacağının müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş, davalılar cevap vermemiş, mahkemece, davalıların bizzat kullandığı taşınmazlar için intifadan men şartı gerçekleşmediği gerekçesiyle talebin reddi, davalı Mustafa'nın kiraya verdiği taşınmaz için ise davacının satın alma tarihinden dava tarihine kadar kısmen davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak paylı mülkiyette paydaşlar birbirini intifadan men etmedikçe ecrimisil isteyemezler. Ancak bu kuralın bir takım istisnaları vardır ki, bu hallerde intifadan men şartı aranmaz. Örneğin doğal ürün veren bağ-bahçe gibi taşınmazlar, kiraya vermek suretiyle hukuksal semere elde edilen taşınmazlarda intifadan men edilme şartı aranmadığı gibi, fiili taksim bulunması, davacı paydaş tarafından davalı paydaşa karşı bu taşınmazla ilgili olarak rızai kullanımı sona erdirdiği iradesini belli eder şekilde müdahalenin men'i, izale-i şuyu vs. davaların açılması, yada davalı paydaşın davacının hissesini inkar etmesi veya halin özelliğinden birlikte kullanımın mümkün olmaması hallerinde intifadan men edilme şartı aranmaz.
Somut olayda, taşınmazlardan üçünü üç davalı sarraf ve eczane olarak işletmek suretiyle ticarethane olarak kullandıkları için hukuksal semere elde ettikleri kabul edilebileceği gibi, işgal biçimi yönünden davacının buradan hissesi nisbetinde yararlanması söz konusu olamayacağından artık intifadan men etmesi gerektiği düşünülemez. Bu nedenle bu taşınmazlar yönünden yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddi doğru görülmemiştir.
Ayrıca davacının kadim 87/352 hissesi bulunduğu halde, 6.10.2004 tarihinde ilaveten 3 hisse daha satın aldığı gözetilmeden hisselerin tamamına 6.10.2004 tarihinde sahip olduğunun kabulü ile buna göre hüküm kurulması da doğru değildir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy