(818 S. K. m. 61, 63, 64)
Dava: Dava dilekçesinde 40.000.000.000 lira maddi ve 10.000.000.000 lira manevi tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kâğıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı dilekçesinde, davalının tamamının maliki olduğuna söylediği Bornova Yakaköy 115 ada 5 parselde kayıtlı taşınmazı 1993 yılında satın aldığını, ancak dava dışı kişilerce açılan kadastro tespitine itiraz davası sonucunda 1/2 hissesinin iptal edildiğini ileri sürerek kendisini yanıltan davalıdan taşınmazın 1/2 hissesinin karşılığı 40.000.000.000 TL maddi, 10.000.000.000 TL manevi tazminatın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı, satış tarihinde taşınmazın tamamının kendisine ait olduğunu ancak daha sonra mahkeme kararı ile 1/2 kaydın iptal edildiğini ve kötü niyetli olmadığını bu nedenle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, manevi tazminat isteminin reddi ile maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 4.193.063.933 liranın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsili cihetine gidilmiş, hüküm süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, dava hukuksal nitelikçe Borçlar Kanununun 61. maddesine dayanan bir sebepsiz iktisap davasıdır.
Taşınmazın 1/2 hissesi yönünden dava dışı Emine tarafından açılan kadastro tespitine itiraz davası sonucunda verilen karar ile davacı adına olan kaydın iptali ile Emine adına tescili cihetine gidilmiş ve bu nedenle davacının mal varlığında bir fakirleşmenin meydana geldiği kuşku ve duraksamaya yer olmayacak şekilde açıktır. Yine, 1993 yılında davalı tarafından taşınmazın tamamı bedeli alınmak suretiyle satılmış olup 1/2 hissenin ikame değeri kadar haklı bir sebep bulunmamasına rağmen davalı zenginleşmiştir.
B.K.nun 63 ve 64. maddeleri iade borcunun kapsamını fakirleşmenin değil, zenginleşmenin iyi veya kötü niyete dayalı olmasına göre bir ayırım yapmıştır. Haksız zenginleşen, zenginleşmeyi kötü niyetle elden çıkarmış ise elden çıkarmış olduğu bu zenginleşmeyi iade tarihinde olması gereken durumuyla ve tam olarak iade etmekle yükümlüdür. İade borcunun kapsamı tayin edilirken olumlu ve olumsuz zenginleşmenin tamamı dikkate alınmalıdır. Değişik bir anlatımla haksız zenginleşen kötü niyetli ise elden çıkardığı zenginleşmeyi de elde kalan zenginleşme ile birlikte iadeye mecbur tutulmuştur. Hemen belirtelim ki, zenginleşenin iyi niyetli sayılıp sayılmayacağı, zenginleşmeyi iyi veya kötü niyetle mi elden çıkarttığı hususu MK. nun 3. maddesi hükmü uyarınca belirlenecektir. Haksız zenginleşen, elde ettiği yararın geçerli bir sebebe dayanmadığını ve iade ile yükümlü olduğunu biliyor veya bilebilecek durumda ise iyi niyetli sayılmayacaktır.
Somut olayda çözümlenmesi gereken sorun, davalının mal varlığında meydana gelen zenginleşmenin dolayısı ile iadenin kapsamının ne olduğu noktasında toplanmaktadır. Denkleştirici adalet kuralı gereğince iadesi gereken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş; davacının 1993 yılında davalıya ödemiş olduğu 175.000.000 liranın Kadastro Mahkemesi Kararının kesinleştiği tarihteki ulaşacağı alım gücünün denkleştirici adalet ilkesi gereğince bilirkişi kurulu raporu ile saptamak ve sonucuna göre hüküm kurmaktan ibarettir. Mahkemece, açıklanan hususlar göz ardı edilerek düşük miktara hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 22.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy