(4721 S. K. m. 995)
Dava: Dava dilekçesinde 2.091.000.000 lira ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili dava dilekçesinde, tarafların ortak murisleri olan babalarından kalan 489 nolu parselde bulunan tarlanın davalılar tarafından işgal edilmesi nedeniyle davacıların 4/12 payına isabet eden ve 27.12.1994 tarihinden dava tarihi 6.7.2000 tarihine kadar toplam 2.091.000.000 lira ecrimisil bedelinin davalılardan tahsili talep edilmiştir.
Mahkemece; davacıların babalarından kalan başka taşınmazları kullandıklarından bahisle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu taşınmazın tapu kaydına göre; 489 parselde davacıların 4/12 davalıların da 4/12 payları bulunduğu ve müşterek malik oldukları anlaşılmaktadır.
Müşterek mülkiyette her paydaş doğal ve hukuksal semerelerden payları oranında yararlanma hakkına haizdir. Bundan başka, her paydaşın taşınmazı kullanma yetkisi de bulunmaktadır. Bu kullanma yetkisi bölünmeye elverişli değildir. Diğer bir ifade ile bu yetki eşyanın tümünü kapsar. Yani pay oranında bir kullanma söz konusu edilemez. Bu durumda paydaşlardan her biri, şeyin tahsis edildiği amaca uygun olarak bütününü, ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde kullanabilir. Fakat bu yetkinin ölçüsü, diğer paydaşların kullanma haklarına tecavüz etmemesidir; yani bu yetki diğer paydaşların kullanma yetkileri ile sınırlıdır. O halde, diğer paydaşların müşterek malı kullanmasına engel olucu bir davranış söz konusu olmadıkça, bir paydaşın müşterek malın tamamını tek başına kullanması bir tecavüz teşkil etmeyecektir. Yani yararlanmadan men edilmemiş olan paydaş, şeyin tamamını kullanan paydaştan işgal tazminatı isteyemez. Ancak paydaşlardan bir kısmı (davacılar), diğer paydaşların (davalıların) yararlanmasını engellemiş ise yani intifadan men etmiş ise o takdirde yararlanmadan engellenen paydaşlar (davacılar), engelleyen paydaşlar (davalılar) aleyhine ecrimisil davası açabilirler.
Keşif mahallinde dinlenen mahalli bilirkişi beyanına göre; dava konusu taşınmazın davalılar tarafından kullanıldığı, davacıların başka tarlaları sürmesine rağmen davalıların daha fazla yeri kullandıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca taraflar arasında daha evvel görülen ecrimisil davasının dava dilekçesinin davalılara tebliğ tarihi itibariyle davacıların davalıları yararlanmadan engelledikleri yani (intifadan men ettikleri) sabittir.
Ecrimisil kötü niyetli şagilin ödemekle sorumlu olduğu tazminat olup en azı kira geliri, en çoğu ise tam gelir yoksunluğudur.
İlke olarak kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde; taşınmazın dava konusu ilk dönemde; mevcut haliyle serbest koşullarda getirebileceği kira parası rayice göre belirlenir, diğer yıllar için ise ilk dönem için belirlenen miktara T.E.F.E. artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak koşuluyla ecrimisil bedeli rayiç değerlere göre takdir edilmelidir.
Mahkemece; yeniden oluşturulacak bilirkişi heyeti ile mahallinde keşif yapılarak yukarıda açıklandığı gibi denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 22.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy