(4721 S. K. m. 2, 175, 176) (HGK. 07.10.1998 T. 1998/2-656 E. 688 K.) (HGK. 26.12.2001 T. 2001/2-1158 E. 1185 K.) (HGK. 01.05.2002 T. 2002/2-397 E. 339 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen nafakanın kaldırılması davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili dilekçesi ile; tarafların protokole dayalı anlaşmalı boşandıklarını, davalının müşterek çocuğa bakacağı ve çalışmayacağı düşünülerek, aylık 200.000.000 TL yoksulluk nafakası öngörüldüğünü; ancak, davalının boşanmadan hemen sonra çalışmaya başladığını, bu nedenle yoksulluk nafakasının koşullarının ortadan kalktığını iddia ederek; yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; boşanma kararının verildiği tarihte de davalının çalıştığını, bu durumu davacının bilmesine rağmen protokolle nafaka ödemeyi kabul ettiğini, nafaka kararının kesinleştiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalının 02.06.2004 tarihinden itibaren özel bir şirkette çalıştığından bahisle, nafakanın kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında yapılan protokol gereğince davalı eş için aylık 200.000.000 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, karar temyiz edilmeyerek 12.4.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırmasına göre; davalı, 2.6.2004 tarihinden itibaren bir şirkette asgari ücretle (aylık 318 YTL) çalışmakta, davacı ise; bir ilaç şirketinde çalışmakta ve aylık 2000 YTL maaş almaktadır.
Sözleşmenin yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde taraflardan biri aleyhine katlanamayacak ölçüde bozulmuşsa taraflar artık akitle bağlı tutulmamak için Türk Medeni Kanunun 2.maddesinden yararlanarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesini mahkemeden isteyebilirler. Nitekim davacı da bu konuda dava açmıştır.
Ancak, mahkemece; davalının işe girmesi gerekçe gösterilerek nafakanın kaldırılmasına karar verilmiştir. Oysa, davalının aldığı nafaka miktarı 200 YTL olup, davalının başkaca geliri de bulunmamaktadır. Bu miktar parayla davalının, Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998/656;688 sayılı ilamında belirtilen ihtiyaçlarını karşılaması mümkün görünmemektedir. O halde davalının geçimini temin etmek için çalışması zorunluluk arzetmektedir. Öte yandan, Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında, asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir. (HGK.07.10.1998 gün ve 1998/2-656 E. 1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2-1158-1185 sayılı ve 01.05.2002 gün 2002/2-397-339 sayılı kararları).
Mahkemece, yukarıdaki ilke ve esaslar çerçevesinde, davalının yoksulluk durumu değerlendirilip, taraflar arasında yapılan sözleşme ve bu sözleşmeye bağlılık ilkesi de gözetilerek, sonucu dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 21.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy