(818 S. K. m. 61, 62)
Dava: Dava dilekçesinde 5.985.000.000.- Lira alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 3. şahıstan ( müteahhitten ) satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığı daire yerine yanlışlıkla aynı katta bulunan davalıya ait dairenin eksikliklerini tamamladığını, böylece sebepsiz zenginleşen davalıdan toplam 5.985.000.000.- Lira masrafın tahsilini istemiş; mahkemece, söz konusu giderlerin yapıldığı ( 1997 ) yıldaki sürüm değerlerine göre belirlenen a1acağa hükmedilmiştir.
Somut olayda davacının davalıya ait daireye çeşitli masraflar yaptığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Çözümlenmesi gereken sorun, iade borcunun giderlerin yapıldığı gündeki rayiç değer ile sınırlı tutulup tutulmayacağı hususuna ilişkindir.
22.02.1991 gün 1990/1 E., 1991/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da vurgulandığı gibi iade borcunun kapsamını belirlemede öncelikle fakirleşme ve zenginleşme zamanının tespit edilmesi gerekir. Uyuşmazlık konusu olayda olduğu gibi dava tarihinden çok önce yapılan ve davacı tarafından kullanılarak yararlanılan giderler nedeniyle, sebepsiz zenginleşme borçlusunun ( davalının ) bu giderlerin yapıldığı tarihte ekonomik açıdan zenginleştiği, yapanın ise o anda fakirleştiği kabul edilemez.
Sebepsiz zenginleşme nedeniyle iade isteminde bulunabilmek için ise bir tarafın malvarlığının diğer tarafın malvarlığı aleyhine çoğalması gerekir. Bu azalma ve çoğalmanın dava konusu taşınmazın davacı tarafından davalıya teslim edildiği tarihte gerçekleştiğinin kabulü zorunludur.
Buna göre, giderlerin yapıldığı tarih itibariyle değil, taşınmazın fiilen davalıya teslim edildiği gün itibariyle sebepsiz zenginleşme miktarı rayiç değerler gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle 1997 tarihine dönülerek alacak miktarının belirlenmesi isabetli bulunmamıştır.
Kabule göre de dava konusu taşınmazın davalıya teslim edildiği tarihte söz konusu giderler yönünden tespit yaptırıldığı ve bu tespit dosyasına sunulan bilirkişi raporuna tespit isteyen davalının bir itirazı bulunmadığı gözetilerek alacak miktarı saptanması gerekirken bu husus dikkate alınmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 01.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy