(4721 S. K. m. 2, 589, 594) (2004 S. K. m. 72)
Dava: Dava dilekçesinde 1.300.000.000 lira borçlu olmadığının tesbiti istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu, anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının K. Konutlarından satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığı dairenin bulunduğu taşınmazda kat mülkiyeti ya da kat irtifakı kurulmadığı için KMK'ya göre geçerli olmayan davalı yönetimin aidat bedeli talep edemeyeceğini ve bu nedenle aidat borcuna karşılık verilen 1.300.000.000 liralık 2 adet çekten dolayı borçlu bulunmadığının tespitini (yargılama sırasında çeklerin ödenmesi nedeniyle 1.300.000.000 liranın tahsilini) talep etmiştir.
Mahkemece, birden çok parsel üzerinde kurulu Sitede KMK'nın uygulanması mümkün olmadığından ve davacının davalı site yönetimine verdiği çeklerden dolayı borçlu bulunmadığından bahisle davanın kabulü ile 1.300.000.000 TL çek bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmazın 7 ayrı parsel üzerinde yer alması ve kat mülkiyeti veya kat irtifakının kurulmaması nedeniyle taraflar arasındaki uyuşmazlığın KMK'ya göre değil, 4721 sayılı MK'nın paylı mülkiyet ile ilgili 589 vd. maddeleri ile yine taraflar arasında akdedilen ve sözleşme niteliğine bürünen yönetim planına (işletme projesine) göre çözümlenmesi gerekir.
MK'nın 589. maddesine göre paydaşlar kendi aralarında oybirliği ile anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme yapabilirler. Ayrıca MK'nın 594. maddesinde paylı mülkiyetten doğan veya paylı malı ilgilendiren yönetim giderleri vergiler ve diğer yükümlülükler, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paydaşlar tarafından payları oranında karşılanır denilmektedir.
Kat mülkiyeti veya kat irtifakının tesis edilmediği ve tapunun halen K. adına kayıtlı olduğu dava konusu sitede konutlar alıcılara teslim edilmiş ve fiilen kullanılmaya başlanılmış olduğundan, ortak hizmetlerin karşılanabilmesi için yönetimin oluşturulması zorunlu hale gelmiştir.
Davacı ile K. arasında imzalanan 25.9.1997 tarihli satış vaadi sözleşmesinin 9. maddesinde Konutların tesliminden itibaren, KMK'ya göre gerekli yönetim organları oluşuncaya kadar konutların yönetim ve işletmesi K. tarafından yürütülecektir. Hak sahibi K'nin yönetim yetkisini gerçek veya tüzel kişilere devredebileceğim, buna itiraz etmeyeceğini, onaylanmış işletme projesine uyacağını kabul ve taahhüt eder. hükmüne uygun olarak K. tarafından yönetim oluşturulmuş ve yine aynı maddenin devamında işletme amacıyla belirlenecek aidat ödemelerinin düzenli ve zamanında yapılacağı davacı tarafından kabul ve taahhüt edilmiştir.
Bu nedenle davacı ile K. arasındaki yönetime ve işletme giderlerine ilişkin olarak yapılan sözleşmeler ve taahhütler hukuken geçerli ve tarafları bağlayıcı niteliktedir. Kaldı ki K'ın seçtiği yönetimin oluşturduğu işletme projesinin iptaline yönelik olarak davacı ve arkadaşlarının açtıkları davanın mahkemece reddine karar verildiği ve hükmün kesinleştiği anlaşılmaktadır.
İşletme projesine ve 25.9.1997 tarihli sözleşmenin 9.maddesine uygun olarak davacı, davalı yönetime 2 adet çek vermek suretiyle aidat borcunun mevcut olduğunu kabul etmektedir. Taraflar faiz taleplerinden vazgeçerek, anapara ile ilgili olarak 2 adet çekin verilmesi suretiyle borcun miktarı konusunda anlaştıklarına göre artık davalının temsil yetkisinin bulunmadığını, kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tesbitini talep etmesi MK'nın 2. maddesindeki iyiniyet kuralı ile bağdaşmaz.
Davacı, daireyi satın almış ve bu yeri kullanmaya başlamıştır. Davalı yönetimin bu daire ve tüm site ile ilgili olarak yaptığı hizmetler için gereken masrafın paylaşılması ve giderlerin karşılanması gerekmektedir.
Hukuken geçerli olan işletme projesi gereğince davalının yönetimi temsile ve kararlaştırılan aidat borçlarını tahsil etme yetkisine sahip olduğu düşünülmeden mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy