(4721 S. K. m. 756, 757, 758)
Dava: Dava dilekçesinde suya vaki müdahalenin men'i istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı dilekçesi ile; atalarından kalan kaynak suyunun, davalının kendi taşınmazı içerisinde yaptığı kazı sonucunda kuruduğunu iddia ederek, suya vaki müdahalenin menine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde; ihtiyacı için kendi arazisinde kuyu açtığını, açtığı kuyunun davacıya zararı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile; suya vaki müdahalenin davalı tarafından 394 parsel sayılı taşınmaz içerisinde açılan kuyunun kapatılması suretiyle men'ine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya yeterli değildir. Zira, raporda; ...açılan kuyunun 8m. taban derinliği olduğu kuyu içerisinde yapılan ölçümde 4,5m. derinlikte suyun mevcut bulunduğu, kuyudaki suyun 2001 yılından beri (açıldığından bu yana) kullanılmadığı belirtildikten sonra, kuyu ile çeşme arasındaki mesafenin yakın olması, çeşme ile kuyunun taban kot farkının fazla olması (kuyunun daha düşük kotta kalması 6-7 m.dir) nedeniyle kuyu açılmadan önce çeşmeden akan yer altı sularının, kuyuya yönelmesine sebep olmuş ve zamanla çeşme suyu kesilmiştir denilmekte, ek raporda ise; davaya konu kuyunun kapatılması (doldurulması) halinde çeşmeye suyun tekrar yönelmesi zamana ve yağış rejimine bağlı olarak mümkün olabilecektir denilmektedir. Raporda; açıldığından beri hiç kullanılmamış olan kuyunun, (geçen zaman içerisinde kuyunun dolarak suyun çeşmeye yönelmesi gerekir) çeşmedeki suyun akışını nasıl etkilediği açıklanmadığı gibi, kuyunun kapatılması halinde suyun tekrar çeşmeye yönelmesi de zamana havale edilmiştir.
Bu haliyle rapor, hüküm kurmaya yeterli değildir.
Mahkemece yapılacak iş; suların en az olduğu bir dönemde (Eylül-Ekim ayları) uzman bilirkişiler aracılığıyla (Jeoloji Mühendisi, Ziraat Mühendisi ve Fen elemanından oluşacak bir heyetle) yeniden keşif yapılarak, öncelikle dava konusu suyun debisinin ölçülmesi, sonradan yapılan kazının davacının önceden yararlandığı suyu etkileyip etkilemediğinin belirlenmesi; etkilemediği anlaşılırsa davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Etkilediği anlaşılırsa; sonradan çıkarılan suyun kapatılması halinde, suyun eski hale dönüşüp dönüşmeyeceğinin araştırılması (boya vs.yöntemlerle) ve su eski hale dönüşmüyorsa, davacının tazminat isteme hakkının bulunduğunun gözetilmesi; su eski hale dönüşüyorsa, tarafların suya olan ihtiyaçları belirlenerek, öncelik hakkı (davacının) korunmak suretiyle, gerekirse tarafların ortaklaşa yararlanabilecekleri bir su düzeneği ve rejimi oluşturulabileceği de düşünülerek, sonucu dairesinde hüküm kurmaktan ibaret olmalıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy