(1086 S. K. m. 427) (YHGK 06.04.2005 T. 2005/3-169 E. 2005/235 K.)
Dava: Davacı Elif Genç ile davalı Hüseyin Genç aralarındaki nafaka davasına dair Ordu Aile Hakimliğinden verilen 27.12.2004 günlü ve 2004/364 E. 859 K. sayılı hükmün Temyizi hakkında dairece verilen 1.3.2005 günlü ve 2005/1628 E. 2009 K. sayılı ilama karşı davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı yasa ile değişik 427/2 maddesi ile taşınır mal ve alacak davalarında temyiz sınırı 1.000.000.000 lira olarak hüküm altına alınmıştır.
Hukuk Genel Kurulunun 06.04.2005 tarih ve 2005/3-169 E. 235 K. sayılı kararı ile nafaka davalarında temyiz ve karar düzeltmede yıllık nafaka miktarının dikkate alınacağı açıklanmıştır.
Temyize konu edilen karar 5219 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 21.07.2004 tarihinden sonra verilmiş olup yıllık nafaka (farkı) miktarı 1.000.000.000 liradan fazladır.
Ancak Dairemizin 1.3.2005 tarih ve 2005/1628 E. 2009 K. sayılı kararı ile aylık nafaka miktarı esas alınarak temyiz talebinin reddine karar verildiğinden Dairemizin maddi hataya müstenit olarak verilen kararının kaldırılmasına karar verildikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davada, davalı kocanın açtığı boşanma davasının reddedilerek kesinleştiği, o tarihten beri bir araya gelmeyen ve birlikteliğin sağlanması için gayret göstermeyen davalının mali yardımda da bulunmadığı ileri sürülerek davacı için aylık 600.000.000 lira tedbir nafakasına hükmedilmesi talep ve dava edilmiştir.
Mahkemece, davacının müşterek konuttan ayrılarak baba evine gittiği ve ayrı yaşamada haklılığını ispatlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, reddedilip kesinleşen boşanma dava dosyasına göre; taraflar arasındaki geçimsizliğin daha ziyade ailelerin evlilik birliğine müdahaleleri ve özellikle davalının ailesi ile altlı üstlü oturan tarafların gerçek anlamda bağımsız bir konutlarının bulunmamasından kaynaklandığı, ayrıca boşanma davası öncesinde başlayan ayrı yaşamın davanın reddinden sonra da devam ettiği anlaşılmaktadır.
Eşler, boşanma davası süresince ayrı yaşama hakkına sahip iseler de, davanın reddinden sonra bu hakkın ebediyen devam edeceğini kabul etmek evlilik kurumu ile bağdaşmaz, bu durumda asıl olan karı kocanın müşterek yuvada birleşmeleridir.
Ancak, davalı koca müşterek hayatın yeniden kurulması için eşine ihtar göndererek eve davet etmediği gibi, aracılık yapan davacı tanıklarının beyanlarına göre bir araya gelmek de istememektedir.
O halde, mahkemece davacının ayrı yaşamda haklı olduğu kabul edilerek, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına göre hakkaniyete uygun miktarda nafakaya hükmetmek gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy