(1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Dava dilekçesinde müdahalenin men'i kal ve 714.300.000 lira ecrimisilin tahsili, karşı dava dilekçesinde taşınmazın tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın elatmanın önlenmesi ve kal yönünden kabulü, ecrimisil yönünden kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı (k.davacı) tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Vakıflar vekili dava dilekçesi ile davalının vakfa ait taşınmazın tamamına mesken ve hamam yapmak suretiyle el attığını belirterek müdahalesinin men'ine, binanın kal'ine ve beş yıllık ecrimisil tutarı 714.300.000 TL'nin işgalin başlangıcından itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmesine talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap ve karşı dava dilekçesi ile 30 senedir dava konusu taşınmazda zilyet olduğunu, davacının davasının reddine, taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece bozma öncesi verilen kısa kararda; müdahalenin men'ine, inşaatın kal'ine, 432.000.000 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmiş, faiz talebi ve karşı dava ile ilgili hüküm kurulmamıştır. Ancak gerekçeli kararda bu kez; davalının müdahalesinin men'ine, binanın kal'ine, toplam 432.0000.000 TL ecrimisilin işgalin başlangıcından itibaren her dönem sonu tahakkuk edecek yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsiline, mukabil davanın reddine dair hüküm kurulmuş, hüküm davacı-karşı davalı vakıflar tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 16.9.2004 tarihli kararı ile mahkemenin bu hükmü kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkraları arasında çelişki bulunduğundan bahisle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyulmuştur.
Bozma sonrası müdahalenin men'i, kal ve karşı davanın reddine ilişkin hususların kesinleştiğinden söz edilerek elatmanın önlenmesi ve kal talebinin kabulüne, ecrimisilin kısmen kabulü ile 432.000.000 TL'nin işgalin başlangıcından itibaren işleyecek kademeli yasal faizi ile davalı- karşı davacıdan tahsiline karar verilmiş, karşı davayla ilgili olarak yine hüküm kurulmamış, karar bu kez davalı karşı davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik olması mutlak bir bozma sebebi oluşturur. Hakim bu bozmadan sonra önceki kısa kararla bağlı olmaksızın vicdani kanaatine göre karar vermelidir.
Ancak, olayımızda mahkeme kısa ve gerekçeli karar çelişkisini giderirken talepler ve davaların her biri ile ilgili olarak hüküm kurmak yerine kesinleştiğinden bahisle karşı dava ile ilgili hüküm kurmamıştır. Oysa ilk kararın bozulması nedeni de bu husus olup (kısa kararda karşı davayla ilgili hüküm kurulmamışken gerekçeli kararda karşı dava red edilmiştir) usul kurallarına aykırı karar verilmiştir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı gereği, kısa karara bağlı olmasızın yukarıdaki hususlar nazara alınarak, vicdani kanaate göre, talep ve davaların her biri ile ilgili hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy